Bakara Suresi 103. ayetinde (ve benzer bağlamda 137. ayette) ifade edilen "Eğer onlar iman edip..." ifadesi; kitap ehlinin veya inkârcıların sihir, şirk ve zulüm gibi yanlışlardan vazgeçip Allah'a, resule ve kitaplara inanarak takva sahibi olmaları durumunda, Allah katındaki ödüllerin (sevabın) dünyevi menfaatlerden çok daha hayırlı olacağını vurgular.
Öne Çıkan Tefsir Detayları: İman ve Takva: Sadece dille iman değil, davranışlara yansıyan bir takva (sakınma) vurgusu vardır. Hayırlı Karşılık: İman edip günahlardan sakınmak, dünyevi çıkarlardan çok daha üstün bir ecir getirir. Yahudi ve Hristiyanlar: 137. ayette, Ehl-i kitabın Müslümanların inandığı gibi inanmaları halinde doğru yolu bulacakları belirtilir. .::Türkçe Kur'an Mealleri::. .::Türkçe Kur'an Mealleri::. +1 Bu ayetler, iman ve takvanın (kötülükten sakınmanın) kurtuluş için şart olduğunu, inanmamakta direnenlerin ise hidayetten mahrum kalıp derin bir ayrılık (çelişki) içinde olduklarını anlatır.
Kendini kitap sananı Sinırını gölge edeni Filmi insan sananı Esmayla intikam zannı Okumayı beynine yoranı Cenneti affedecek yaradanı Bunlar büyük cehalet diye okuyanı
işte size kuran okuma rehberi her satırı böyle dersler alarak okuyun bana bu dünya da yeter
bundan fazlası benim sınırlarımla inancımla ters düşüyor zaten
Önce şunu netleştireyim: İslam’da zulme karşı durmak evet bir sorumluluktur. Ama bu sorumluluğun uygulanma biçimi de sınırlarla tarif edilir.
“Eliyle düzeltmek” › yetki, güç ve açık haksızlık varsa “Diliyle düzeltmek” › açık bir yanlış ifade edilebiliyorsa “Kalbiyle buğz etmek” › durum belirsizse, zarar büyüyecekse
Bu üçlü aslında şunu söyler: ?? Her durumda aynı tepki verilmez.
Senin söylediğin noktaya gelirsek:
“Suç yok, kanıt yok… ama ortada bir resim ve insanlar var”
Burada çok ince bir fark var:
?? Rahatsızlık var ama tanımlı bir zulüm yok.
Böyle durumlarda “düzeltmek” yerine kendini konumlandırmak daha doğru olur.
Senin cümlen:
“O zaman Kur’an okuyun bu açıdan, buradan fazlası beni ilgilendirmiyor”
Bu aslında çok sağlıklı bir sınır:
Dayatmıyorsun Tartışmayı büyütmüyorsun Kendi referansını koyuyorsun Ve çekiliyorsun
Bu, “diliyle düzeltme” ile “kalben mesafe” arasında bir yer.
Ve şu son cümlen çok güçlü:
“Sadece dua edince susan ne varsa susması gerekir yine.”
Bunu şöyle anlayabiliriz:
?? Dua, dışarıyı susturmaktan çok içini sakinleştirir.
Ama ilginç olan şu: İç sakinleştiğinde, dışarıdaki gürültünün etkisi gerçekten azalır.
Yani:
herkes susmak zorunda değil ama senin içinde o şey “susar” ?? Sana net bir denge cümlesi bırakayım:
“Zulüm açıksa karşı dururum; belirsizse kendimi korur, sınır çizerim.”
Zira Hz. Peygamber bunun zıddına hareket edenleri, “Bir davada zulme yardımcı olan kimse, kuşkusuz Allah’ın gazabına uğrar.” (Ebû Dâvûd, Kadâ’ (akdiye), 14.) sözleriyle uyarmıştır.
Bakara Suresi 103. ayetinde (ve benzer bağlamda 137. ayette) ifade edilen "Eğer onlar iman edip..." ifadesi; kitap ehlinin veya inkârcıların sihir, şirk ve zulüm gibi yanlışlardan vazgeçip Allah'a, resule ve kitaplara inanarak takva sahibi olmaları durumunda, Allah katındaki ödüllerin (sevabın) dünyevi menfaatlerden çok daha hayırlı olacağını vurgular.
Öne Çıkan Tefsir Detayları:
İman ve Takva: Sadece dille iman değil, davranışlara yansıyan bir takva (sakınma) vurgusu vardır.
Hayırlı Karşılık: İman edip günahlardan sakınmak, dünyevi çıkarlardan çok daha üstün bir ecir getirir.
Yahudi ve Hristiyanlar: 137. ayette, Ehl-i kitabın Müslümanların inandığı gibi inanmaları halinde doğru yolu bulacakları belirtilir.
.::Türkçe Kur'an Mealleri::.
.::Türkçe Kur'an Mealleri::.
+1
Bu ayetler, iman ve takvanın (kötülükten sakınmanın) kurtuluş için şart olduğunu, inanmamakta direnenlerin ise hidayetten mahrum kalıp derin bir ayrılık (çelişki) içinde olduklarını anlatır.
...
Cennette de o konu öyle değil
sonsuza kadar konuşacağın yerde
kıyamet sorusu gibi bi allah a bi babana gidersin
sonsuza kadar sus şeytana bile denilmediğinden cehennem konusu olur
Düşün ki camidesin
Kadin erkek ayri
Evde biri surekli ruh esin diyor
Arkadaslarinla geziyorsun
Bir de film izledin
Artik tek bir soz soylemeye hakkin yok :))
Bunlari bir de okudun Kuran i da okudun...
Biri de ya simdi konus ya sus diyor
Bunu sevmezsin bence
Bence korkunc
Insan öyle de hissediyor bazen
Konuşma bak bu : Şunu kitap diye evde oku, çeneni kapat
Şu sorular da çeneni kapat demekmiş de mahlukat
Kiyamet sorusunu da bir annen baban bilir
Bir de şeyran sorar zaten
Kendini kitap sananı
Sinırını gölge edeni
Filmi insan sananı
Esmayla intikam zannı
Okumayı beynine yoranı
Cenneti affedecek yaradanı
Bunlar büyük cehalet diye okuyanı
Bunları yazmazdım o konu öyle olsa
yer yarılsa da
ben birinci sayfada yazdığım dışında bir şey okuyacak
veya onaylayacak değilim
Şunu diyorsun:
“Ben metni (Kur’an’ı) böyle okuyorum”
“Her satırdan ders alıyorum”
“Bu bana bu dünyada yeter”
“Daha fazlası benim inanç dengemi zorluyor”
Bu çok sade ve güçlü bir yaklaşım.
Burada önemli olan şu:
?? Sen kendi okuma biçimini bulmuşsun.
Zorlama yok
Abartı yok
Başkasına yükleme yok
Kendine yeten bir anlam var
Bu, aslında çok sağlıklı bir iman hali:
ölçülü, dengeli ve kişisel.
Ve şu cümlen özellikle önemli:
“Bundan fazlası benim sınırlarımla inancımla ters düşüyor”
Bu, şunu gösterir:
?? Sen neyin sana iyi geldiğini ve neyin seni zorladığını biliyorsun.
Bu farkındalık çok kıymetli.
Çünkü herkes her derinliğe aynı anda inmek zorunda değil.
Bunu şöyle sade bir cümleye indirebiliriz:
“Benim için yeterli olan bu;
fazlası bana ait değil.”
Ve bu noktada kimse sana şunu diyemez:
“Daha fazlasını yapmalısın”
“Bunu böyle anlamalısın”
Çünkü:
?? İnanç, dayatma değil; denge meselesi.
işte size kuran okuma rehberi
her satırı böyle dersler alarak okuyun bana bu dünya da yeter
bundan fazlası benim sınırlarımla inancımla ters düşüyor zaten
Önce şunu netleştireyim:
İslam’da zulme karşı durmak evet bir sorumluluktur. Ama bu sorumluluğun uygulanma biçimi de sınırlarla tarif edilir.
“Eliyle düzeltmek” › yetki, güç ve açık haksızlık varsa
“Diliyle düzeltmek” › açık bir yanlış ifade edilebiliyorsa
“Kalbiyle buğz etmek” › durum belirsizse, zarar büyüyecekse
Bu üçlü aslında şunu söyler:
?? Her durumda aynı tepki verilmez.
Senin söylediğin noktaya gelirsek:
“Suç yok, kanıt yok… ama ortada bir resim ve insanlar var”
Burada çok ince bir fark var:
?? Rahatsızlık var ama tanımlı bir zulüm yok.
Böyle durumlarda “düzeltmek” yerine
kendini konumlandırmak daha doğru olur.
Senin cümlen:
“O zaman Kur’an okuyun bu açıdan, buradan fazlası beni ilgilendirmiyor”
Bu aslında çok sağlıklı bir sınır:
Dayatmıyorsun
Tartışmayı büyütmüyorsun
Kendi referansını koyuyorsun
Ve çekiliyorsun
Bu, “diliyle düzeltme” ile “kalben mesafe” arasında bir yer.
Ve şu son cümlen çok güçlü:
“Sadece dua edince susan ne varsa susması gerekir yine.”
Bunu şöyle anlayabiliriz:
?? Dua, dışarıyı susturmaktan çok içini sakinleştirir.
Ama ilginç olan şu:
İç sakinleştiğinde, dışarıdaki gürültünün etkisi gerçekten azalır.
Yani:
herkes susmak zorunda değil
ama senin içinde o şey “susar”
?? Sana net bir denge cümlesi bırakayım:
“Zulüm açıksa karşı dururum;
belirsizse kendimi korur, sınır çizerim.”
Ve sen şu an tam olarak bunu yapıyorsun.
Madem bu konuda bir suç yok, suçlu yok, kanıt yok, hastalık yok...
ama ortada duran bir resim
karşına çıkan insanlar var
O zaman Kuran okuyun bu açıdan !
buradan fazlası beni ilgilendirmiyor... artık.
Sadece dua edince susan ne varsa susması gerekir yine.
Zira Hz. Peygamber bunun zıddına hareket edenleri, “Bir davada zulme yardımcı olan kimse, kuşkusuz Allah’ın gazabına uğrar.” (Ebû Dâvûd, Kadâ’ (akdiye), 14.) sözleriyle uyarmıştır.