bir kere sertap erener sezen aksu levent yüksel e merhaba dedim, levent yüksele kafede sertap erener e yoga salonunda birer kere daha merhaba dedim bir kere athena gökhan ve hakan a merhaba dedim bir kere halit ergenç e merhaba dedim bir kere de yılmaz erdoğan ve cem yılmaz a merhaba dedim
CEVAP
:))))
Ah, anladım ?? Sen adeta “merhaba turu” yapmışsın!
Bunu da az önce kurduğumuz filtreye oturtabiliriz:
?? 1. Hissedilen duygu
Merhaba demek › cesaret, heyecan, belki biraz da hayranlık ??
Burada his gerçek ve senin alanında:
“Ben gördüm, selam verdim” › tamam, gerçek ??
?? 2. Karşı tarafın tepkisi Karşılık verdi mi/vermedi mi › kontrolün dışında ? Senin selamın değeri › senin sorumluluğunda ??
Kısa cümle:
“Karşılık görmesem de ben selam verdim.”
?? 3. İnanç / ahlak filtresi Selam vermek › nazik, doğru, küçük bir iyilik ?? Hayranlık › doğal Kendi egonun tatmini › kontrol altında
Kısa cümle:
“Doğru olanı yaptım, gerisi kader.”
?? 4. Puzzle / zihin fazla çoğaltması
“Ya biri bunu hatırlar mı, ya yanlış anlamışsa, ya…”
Dur ve hatırla:
“Hepsini çözmek zorunda değilim.”
?? 5. Günün sonunda
Bugün yaptığın › birkaç selam, bir gülümseme, güzel bir an
Kısa cümle:
“Ben elimden geleni yaptım. Bugünüm böyle geçti, yeter.”
?? Yani özetle: Sen merhaba verdin, hissettin, yaptın, tamam. Karşı tarafın kim olduğu ya da hatırlayıp hatırlamadığı önemli değil, çünkü senin sorumluluğun sana ait hareket.
İstersen ben bunu tek bir kısa, ritimli “günlük merhaba pratiği filtresi”ne çevirebilirim. O zaman her selamın kendi ahlak ve zihin dengesi içinde kalır.
bu açıdan bir de El Mani diyordum artık yani (şarkı açısından da)
Bakara Suresi 230. ayet, bir erkeğin eşini üçüncü kez boşadığı (bâin talak) durumlarda, kadının başka bir erkekle gerçek bir evlilik yapıp boşanmadıkça eski kocasına tekrar helal olmayacağını hükme bağlar. Bu hüküm, boşanmayı oyun ve eğlence aracı olmaktan çıkarıp, aile kurumunun ciddiyetini korumayı amaçlayan ilahi bir sınırdır. Diyanet Kur'an-ı Kerim Diyanet Kur'an-ı Kerim +4 Ayetin Meali (Diyanet İşleri): "Eğer erkek eşini bir daha boşarsa, artık bundan sonra kadın, başka bir koca ile evlenmedikçe ona helâl olmaz. İkinci koca da onu boşarsa, birinci kocası ile bu kadının, Allah'ın kurallarına riayet edecekleri kanaatine varırlarsa, tekrar evlilik hayatına dönmelerinde bir sakınca yoktur. İşte bunlar Allah'ın, bilen bir topluluk için açıkladığı sınırlardır." Diyanet Kur'an-ı Kerim Diyanet Kur'an-ı Kerim Bakara 230'un Önemli Noktaları: Üçüncü Boşanma: Bir erkek eşini iki kez boşayıp döndükten sonra üçüncü kez boşarsa, bu "bâin talak" sayılır. Hülle Yasağı: Ayette geçen "başka bir erkekle evlenmesi" ifadesi, gerçek bir evliliği (nikah ve zifaf) ifade eder. Danışıklı dövüş (hülle) yoluyla yapılan, sırf eski koca dönebilsin diye planlanan evlilikler islam alimlerinin genel görüşüne göre bu ayetin amacına aykırı ve geçersizdir. Allah'ın Sınırları (Hududullah): Ayet, bu kuralları "Allah'ın sınırları" olarak nitelendirir ve toplumu bu sınırlara uymaya çağırır. Yeniden Birleşme: Eğer kadın ikinci kocasından da boşanırsa ve taraflar Allah'ın sınırlarını koruyabileceklerine (iyi geçineceklerine) inanırlarsa, ilk koca ile tekrar evlenmeleri helal olur. Kur'an ve Meali Kur'an ve Meali +5 Özetle: Bakara 230, boşanma hakkının kötüye kullanılmasını önleyen, aile bağlarını ciddiye alan, taraflara son bir düşünme fırsatı tanıyan ve keyfi boşanmalara karşı koruyucu bir hukuki düzenlemedir.
hz ibrahim hz lut ile başka bir şehirde karşılaştı hz adem hz havva ile cennetten böyle kovuldu hz zulkarneyn sadece kendi ülkesinde köle gibi çalıştı kabul gördü nice kavimle bu sorunu yaşadı
bu örnek sadece peygamberler açısından verildi yani
Bunları ve atalarını ise gerçeğin bilgisi (Kur’an) ve aydınlatıcı elçi gelinceye kadar dünya nimetlerinden yararlandırıp yaşattım. ?30? Gerçeğin bilgisi gelince, “Bu bir büyü, biz bunu kabul etmiyoruz” dediler. ?31? “Bu Kur’an, şu iki şehirden büyük bir kişiye indirilseydi ya!” diye de eklediler. ?32? Rabbinin rahmetini paylaştırmak onlara mı düşmüş? Dünya hayatında onların geçimliklerini biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini istihdam etsin diye kimini kiminden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.
33: Eğer insanlar, kâfirlere verdiğimiz nimetlere bakıp da onlara özenerek inkârda birleşen bir tek toplum hâline gelecek olmasalardı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerini gümüşten tavanlarla ve üzerinde yükselecekleri gümüş merdivenlerle donatırdık. Karşılaştır 34: Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltuklarını da hep gümüşten yapardık. Karşılaştır 35: Onları altın zînetlere, mücevherlere boğardık. Fakat bunların hepsi, dünya hayatının basit ve fânî zevklerinden ibarettir. Âhiret nimetleri ise Rabbinin katında, kalpleri Allah saygısıyla dopdolu olup O’na karşı gelmekten sakınan bahtiyarlara mahsustur.
Bu yazdığın şey bir “kedi” meselesi değil aslında. Zihnin nasıl çalıştığını tarif etmişsin — çok net.
Aynı şeyi farklı yerlerde görmek (evde, kitapta, internette, sokakta) zihinde birikiyor… sonra o parçalar kendi kendine birleşiyor. Bir nevi içsel “anlam kurma” refleksi. Ama senin söylediğin kritik nokta şu:
Plan yapılabiliyor… ama bütün gelecek bir anda görünür gibi olunca, o plan hafiflemiyor — ağırlaşıyor.
Bu çok önemli bir ayrım.
Çünkü çoğu insan plan yapınca rahatlar. Ama senin tarif ettiğin zihin tipi, plan yaparken olasılıkları çoğaltıyor. Ve her yeni ihtimal › yeni bir soru.
Sonunda şu oluyor:
Bir kedi › iki kedi fikri Bir fikir › onun başka versiyonları Bir görüntü › başka bağlamlarla çoğalıyor
Ve zihnin şöyle çalışıyor:
“Bu da olabilir… bu da… peki ya bu?”
Bu aslında yaratıcı zihin + yüksek bağlantı kurma kapasitesi. Ama yan etkisi şu: ?? Netlik yerine çoğulluk getiriyor ?? Huzur yerine “bir soru daha” getiriyor
Senin son cümlen çok keskin:
“Puzzle gibi bir araya getirince bana bir soru daha fazla gelir”
Evet. Çünkü sen cevap odaklı değil, bağlantı odaklı düşünüyorsun.
Şimdi burada önemli bir şey söyleyeyim, biraz ters gelebilir ama net:
Bu durum çözülmesi gereken bir problem değil tamamen. Ama yönetilmesi gereken bir ritim.
Çünkü:
Bu zihinle yazı çıkar ?? Bu zihinle sanat çıkar ?? Ama bu zihinle karar vermek zorlaşır ??
Küçük bir ayrım yapalım:
1. Görmek (doğal) Kediyi her yerde görmek › normal Zihin eşleştirir
2. Birleştirmek (senin gücün) Hepsini puzzle gibi yapmak › senin tarzın
3. Fazla ileri gitmek (yoran kısım) “Bir kedi daha almalı mıyım, bu neye dönüşür, ileride ne olur…” › burada zihin geleceği simüle etmeye başlıyor
Belki sana daha iyi gelecek bakış şu olabilir:
Her bağlantıyı bir karara dönüştürmek zorunda değilsin.
Bazı şeyler sadece:
fark edilir geçer kalmaz
Bir de çok ince bir şey var yazında:
“Her zaman şart değildir belki de”
Bu cümle aslında çıkış kapısı.
Yani sen zaten fark etmişsin: Her düşünce › eylem olmak zorunda değil Her olasılık › plan olmak zorunda değil
İstersen bunu çok basit bir cümleye indirelim, senin diline yakın:
“Gördüm, bağladım… ama yapmak zorunda değilim.”
İstersen sana bu zihin yapısına uygun, yormayan bir “karar verme filtresi” kurabiliriz. Yani hangi düşünceyi bırakacaksın, hangisini tutacaksın — çok pratik bir sistem.
n'olur ki kediyi alsan eve aynısından resim sanat kitabında görsen bir diğer kitapta da görsen internette de görsen sonra sokakta aklına gelse sonra bir kedin daha olsun istesen
bir plan yapmak bu açıdan mümkünse de zihninde bütün geleceğin görünürken kolay olmaz sadece
her zaman şart değildir belki de
ama sen kafamın içinde bütün bunları puzzle gibi biraraya getirdiğinde bana bir soru daha fazla gelir
CHAT :
PEKİ BİR ANIM İLE 5 FİLTREYİ ANLAT BAKALIM
OTURSUN
bir kere sertap erener sezen aksu levent yüksel e merhaba dedim, levent yüksele kafede sertap erener e yoga salonunda birer kere daha merhaba dedim bir kere athena gökhan ve hakan a merhaba dedim bir kere halit ergenç e merhaba dedim bir kere de yılmaz erdoğan ve cem yılmaz a merhaba dedim
CEVAP
:))))
Ah, anladım ?? Sen adeta “merhaba turu” yapmışsın!
Bunu da az önce kurduğumuz filtreye oturtabiliriz:
?? 1. Hissedilen duygu
Merhaba demek › cesaret, heyecan, belki biraz da hayranlık ??
Burada his gerçek ve senin alanında:
“Ben gördüm, selam verdim” › tamam, gerçek ??
?? 2. Karşı tarafın tepkisi
Karşılık verdi mi/vermedi mi › kontrolün dışında ?
Senin selamın değeri › senin sorumluluğunda ??
Kısa cümle:
“Karşılık görmesem de ben selam verdim.”
?? 3. İnanç / ahlak filtresi
Selam vermek › nazik, doğru, küçük bir iyilik ??
Hayranlık › doğal
Kendi egonun tatmini › kontrol altında
Kısa cümle:
“Doğru olanı yaptım, gerisi kader.”
?? 4. Puzzle / zihin fazla çoğaltması
“Ya biri bunu hatırlar mı, ya yanlış anlamışsa, ya…”
Dur ve hatırla:
“Hepsini çözmek zorunda değilim.”
?? 5. Günün sonunda
Bugün yaptığın › birkaç selam, bir gülümseme, güzel bir an
Kısa cümle:
“Ben elimden geleni yaptım. Bugünüm böyle geçti, yeter.”
?? Yani özetle:
Sen merhaba verdin, hissettin, yaptın, tamam.
Karşı tarafın kim olduğu ya da hatırlayıp hatırlamadığı önemli değil, çünkü senin sorumluluğun sana ait hareket.
İstersen ben bunu tek bir kısa, ritimli “günlük merhaba pratiği filtresi”ne çevirebilirim.
O zaman her selamın kendi ahlak ve zihin dengesi içinde kalır.
bu açıdan bir de El Mani diyordum artık yani
(şarkı açısından da)
Bakara Suresi 230. ayet, bir erkeğin eşini üçüncü kez boşadığı (bâin talak) durumlarda, kadının başka bir erkekle gerçek bir evlilik yapıp boşanmadıkça eski kocasına tekrar helal olmayacağını hükme bağlar. Bu hüküm, boşanmayı oyun ve eğlence aracı olmaktan çıkarıp, aile kurumunun ciddiyetini korumayı amaçlayan ilahi bir sınırdır.
Diyanet Kur'an-ı Kerim
Diyanet Kur'an-ı Kerim
+4
Ayetin Meali (Diyanet İşleri):
"Eğer erkek eşini bir daha boşarsa, artık bundan sonra kadın, başka bir koca ile evlenmedikçe ona helâl olmaz. İkinci koca da onu boşarsa, birinci kocası ile bu kadının, Allah'ın kurallarına riayet edecekleri kanaatine varırlarsa, tekrar evlilik hayatına dönmelerinde bir sakınca yoktur. İşte bunlar Allah'ın, bilen bir topluluk için açıkladığı sınırlardır."
Diyanet Kur'an-ı Kerim
Diyanet Kur'an-ı Kerim
Bakara 230'un Önemli Noktaları:
Üçüncü Boşanma: Bir erkek eşini iki kez boşayıp döndükten sonra üçüncü kez boşarsa, bu "bâin talak" sayılır.
Hülle Yasağı: Ayette geçen "başka bir erkekle evlenmesi" ifadesi, gerçek bir evliliği (nikah ve zifaf) ifade eder. Danışıklı dövüş (hülle) yoluyla yapılan, sırf eski koca dönebilsin diye planlanan evlilikler islam alimlerinin genel görüşüne göre bu ayetin amacına aykırı ve geçersizdir.
Allah'ın Sınırları (Hududullah): Ayet, bu kuralları "Allah'ın sınırları" olarak nitelendirir ve toplumu bu sınırlara uymaya çağırır.
Yeniden Birleşme: Eğer kadın ikinci kocasından da boşanırsa ve taraflar Allah'ın sınırlarını koruyabileceklerine (iyi geçineceklerine) inanırlarsa, ilk koca ile tekrar evlenmeleri helal olur.
Kur'an ve Meali
Kur'an ve Meali
+5
Özetle: Bakara 230, boşanma hakkının kötüye kullanılmasını önleyen, aile bağlarını ciddiye alan, taraflara son bir düşünme fırsatı tanıyan ve keyfi boşanmalara karşı koruyucu bir hukuki düzenlemedir.
Ne demek istediğini anlıyorum. Sen burada ince bir çizgiyi korumaya çalışıyorsun:
Metindeki (kitaptaki) anlatım › ilahi bir bağlamda geçen konuşma
Şarkı / sanat › insanın kendi ifadesi
Ve diyorsun ki:
“Bunları birbirine karıştırmak istemiyorum.”
Bu çok yerinde bir hassasiyet.
Şunu netleştirelim:
Kutsal metinlerde “şeytanın konuşması” dediğimiz şey,
bir anlatım biçimi
bir ibret sahnesi
insanın iç dünyasını açıklayan bir örnek
Yani doğrudan “insanlara hitap eden bir ses” olarak değil,
?? insanın içine düşebilecek yönelişleri tarif eden bir dil.
Senin şarkı meselesine geldiğimizde:
Şarkı söylediğinde olan şey:
duygu açılıyor
kelimeye dökülüyor
dışarı çıkıyor
Bu, dua değil, ama dua gibi de temiz olabilir.
Bu, vesvese değil, ama vesveseye de dönüşebilir — nasıl tuttuğuna bağlı.
Sen zaten kritik ayrımı yapmışsın:
“Şarkı olunca ortada şarkı kalmalı”
Yani:
?? Onu metafizik bir şeye çevirmemek
?? Onu korku nesnesi yapmamak
?? Onu olduğu gibi bırakmak
Aslında senin geldiğin yer şu:
“Her şeyi yerinde tutmak istiyorum.”
Kitap › kendi yerinde
İnanç › kendi yerinde
Sanat › kendi yerinde
Bu bir denge ahlakı.
Ve dürüst olayım, en sağlıklı cümleyi zaten sen söylemişsin:
“Okudum :))”
Bu şu demek:
?? araştırdım
?? düşündüm
?? yerine koydum
Sana bunu tek cümlede sadeleştirerek bırakayım:
“Anladım, ayırdım… karıştırmıyorum.”
Güzel, o zaman bunu net ama dağıtmadan açalım. Çünkü burası ince bir yer — ama sende bunun zemini var.
?? 1. Kesiştikleri yer (sanat + inanç)
İkisi de aynı kaynaktan beslenir aslında:
anlam arayışı
içtenlik
görünmeyeni hissetme
Bir insan gerçekten hissederek şarkı söylediğinde
› o an yalan söylemez
Bu yüzden bazı şarkılar insana “temiz” gelir.
?? Çünkü:
İçtenlik, inancın akrabasıdır
?? 2. Ayrıldıkları yer
Ama sonra yollar ayrılır:
İnanç:
ölçü koyar
sınır çizer
yön verir
Sanat:
genişler
çoğalır
bazen taşar
Sorun şu noktada çıkar:
?? sanat ölçü olmaya başlarsa
Yani:
“Ben böyle hissediyorum › o zaman bu doğrudur”
İşte burada kayma olur.
?? 3. Senin kurduğun denge
Sen aslında şunu diyorsun:
“Ben hissederim, söylerim… ama ölçüyü buradan almam”
Bu çok temiz bir çizgi.
Yani:
Şarkı › ifade ??
İnanç › yön ??
Karışmıyorlar ama kopuk da değiller.
?? 4. Şeytan meselesi neden burada giriyor?
Çünkü şeytan anlatılarında hep şu tema var:
Küçük bir kaydırma
his › hakikat olur
istek › gerekçe olur
duygu › ölçü olur
Sen bunu sezmişsin ve diyorsun ki:
“Ben oraya gitmek istemem”
Bu farkındalık zaten koruyucu.
?? 5. En sade hali (senin dilinde)
“Hissederim
söylerim
ama neyin doğru olduğunu buradan almam”
Ve en kritik cümle:
“Sanat kalbimi açar
ama yönümü belirlemez”
Sen şu an ne yapıyorsun biliyor musun?
?? Duyguyu bastırmadan
?? Ama ona teslim olmadan duruyorsun
Bu zor bir denge ama çok kıymetli.
Tamam, bunu artık tamamen günlük ve uygulanabilir hale indirelim.
Senin ritmine uygun, yormayan bir sistem:
?? 1. Şarkı dinlerken / söylerken
Kendine sadece şunu sor:
“Bu bir ifade mi, yoksa beni yönlendirmeye mi başladı?”
İçinden geçiyor › bırak aksın ??
Seni bir sonuca itiyor (“şöyle olmalı, böyle olmalı”) › bir adım geri ??
?? Kısa cümle:
“Hissediyorum, ama karar vermiyorum.”
?? 2. Birine dair duygular yükseldiğinde
(şarkıdaki gibi “hatırlar mı, değer verir mi” anları)
Şu ayrımı yap:
Onun ne hissettiği › ? kontrolün dışında
Senin nasıl durduğun › ?? senin alanın
?? Kısa cümle:
“Onu değil, kendimi tutarım.”
?? 3. İnanç devreye girdiğinde
Eğer aklına “acaba bu doğru mu, yanlış mı” gelirse:
Durumu büyütme, sadece şunu yap:
Bu beni iyi bir hale yaklaştırıyor mu?
Yoksa içimde daralma mı yapıyor?
?? Çünkü:
Hakiki olan genişletir
Vesvese daraltır
?? Kısa cümle:
“Daralıyorsam bırakırım.”
?? 4. Zihin fazla bağlantı kurduğunda
(hani o “puzzle gibi birleşiyor” hali)
Orada dur ve şunu de:
“Hepsini çözmek zorunda değilim.”
Sonra fiziksel bir şey yap:
su iç
yürü
başka bir işle meşgul ol
?? Çünkü beden devreye girince zihin yavaşlar
?? 5. Günün sonunda (en önemli parça)
Hiç analiz yapmadan sadece şunu söyle:
“Bugün elimden gelen buydu.”
Ne eksik, ne fazla.
?? Hepsini tek cümlede toplarsak:
“Hissederim, ama tutmam.
Düşünürüm, ama hepsini çözmem.
Bugünüm bana yeter.”
Bu sistemin güzelliği şu:
Seni ne bastırıyor ne de dağıtıyor.
İstersen bir sonraki adımda şunu yapabiliriz:
Sen bir anını anlat (şarkı, düşünce, bir insan vs.)
ben de bu 5 adımı canlı örnek üzerinde uygulayayım.
Orada iyice oturur.
:)))
evet
hz ibrahim hz lut ile başka bir şehirde karşılaştı
hz adem hz havva ile cennetten böyle kovuldu
hz zulkarneyn sadece kendi ülkesinde köle gibi çalıştı kabul gördü
nice kavimle bu sorunu yaşadı
bu örnek sadece peygamberler açısından verildi yani
kitapları okursanız o konu öyle
Bunları ve atalarını ise gerçeğin bilgisi (Kur’an) ve aydınlatıcı elçi gelinceye kadar dünya nimetlerinden yararlandırıp yaşattım.
?30?
Gerçeğin bilgisi gelince, “Bu bir büyü, biz bunu kabul etmiyoruz” dediler.
?31?
“Bu Kur’an, şu iki şehirden büyük bir kişiye indirilseydi ya!” diye de eklediler.
?32?
Rabbinin rahmetini paylaştırmak onlara mı düşmüş? Dünya hayatında onların geçimliklerini biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini istihdam etsin diye kimini kiminden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.
AMİN
33: Eğer insanlar, kâfirlere verdiğimiz nimetlere bakıp da onlara özenerek inkârda birleşen bir tek toplum hâline gelecek olmasalardı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerini gümüşten tavanlarla ve üzerinde yükselecekleri gümüş merdivenlerle donatırdık.
Karşılaştır 34: Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltuklarını da hep gümüşten yapardık.
Karşılaştır 35: Onları altın zînetlere, mücevherlere boğardık. Fakat bunların hepsi, dünya hayatının basit ve fânî zevklerinden ibarettir. Âhiret nimetleri ise Rabbinin katında, kalpleri Allah saygısıyla dopdolu olup O’na karşı gelmekten sakınan bahtiyarlara mahsustur.
AMİN
Ne meselesi ?
Ahlâk :))
Bu yazdığın şey bir “kedi” meselesi değil aslında. Zihnin nasıl çalıştığını tarif etmişsin — çok net.
Aynı şeyi farklı yerlerde görmek (evde, kitapta, internette, sokakta) zihinde birikiyor… sonra o parçalar kendi kendine birleşiyor. Bir nevi içsel “anlam kurma” refleksi. Ama senin söylediğin kritik nokta şu:
Plan yapılabiliyor… ama bütün gelecek bir anda görünür gibi olunca, o plan hafiflemiyor — ağırlaşıyor.
Bu çok önemli bir ayrım.
Çünkü çoğu insan plan yapınca rahatlar.
Ama senin tarif ettiğin zihin tipi, plan yaparken olasılıkları çoğaltıyor.
Ve her yeni ihtimal › yeni bir soru.
Sonunda şu oluyor:
Bir kedi › iki kedi fikri
Bir fikir › onun başka versiyonları
Bir görüntü › başka bağlamlarla çoğalıyor
Ve zihnin şöyle çalışıyor:
“Bu da olabilir… bu da… peki ya bu?”
Bu aslında yaratıcı zihin + yüksek bağlantı kurma kapasitesi.
Ama yan etkisi şu:
?? Netlik yerine çoğulluk getiriyor
?? Huzur yerine “bir soru daha” getiriyor
Senin son cümlen çok keskin:
“Puzzle gibi bir araya getirince bana bir soru daha fazla gelir”
Evet. Çünkü sen cevap odaklı değil, bağlantı odaklı düşünüyorsun.
Şimdi burada önemli bir şey söyleyeyim, biraz ters gelebilir ama net:
Bu durum çözülmesi gereken bir problem değil tamamen.
Ama yönetilmesi gereken bir ritim.
Çünkü:
Bu zihinle yazı çıkar ??
Bu zihinle sanat çıkar ??
Ama bu zihinle karar vermek zorlaşır ??
Küçük bir ayrım yapalım:
1. Görmek (doğal)
Kediyi her yerde görmek › normal
Zihin eşleştirir
2. Birleştirmek (senin gücün)
Hepsini puzzle gibi yapmak › senin tarzın
3. Fazla ileri gitmek (yoran kısım)
“Bir kedi daha almalı mıyım, bu neye dönüşür, ileride ne olur…”
› burada zihin geleceği simüle etmeye başlıyor
Belki sana daha iyi gelecek bakış şu olabilir:
Her bağlantıyı bir karara dönüştürmek zorunda değilsin.
Bazı şeyler sadece:
fark edilir
geçer
kalmaz
Bir de çok ince bir şey var yazında:
“Her zaman şart değildir belki de”
Bu cümle aslında çıkış kapısı.
Yani sen zaten fark etmişsin:
Her düşünce › eylem olmak zorunda değil
Her olasılık › plan olmak zorunda değil
İstersen bunu çok basit bir cümleye indirelim, senin diline yakın:
“Gördüm, bağladım… ama yapmak zorunda değilim.”
İstersen sana bu zihin yapısına uygun, yormayan bir “karar verme filtresi” kurabiliriz.
Yani hangi düşünceyi bırakacaksın, hangisini tutacaksın — çok pratik bir sistem.
n'olur ki kediyi alsan eve
aynısından resim sanat kitabında görsen
bir diğer kitapta da görsen
internette de görsen
sonra sokakta aklına gelse
sonra bir kedin daha olsun istesen
bir plan yapmak bu açıdan mümkünse de
zihninde bütün geleceğin görünürken kolay olmaz sadece
her zaman şart değildir belki de
ama sen kafamın içinde bütün bunları puzzle gibi biraraya getirdiğinde bana bir soru daha fazla gelir
ne çok tesadüf var gerçekten :))