Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Romantikoss Favoritess
Romantikoss Favoritess

SÖPER N'APARDIR SEVGİNİZE HİÇBİR GÖLGE DÜŞMESİN

  • Esmaül Hüsna28.03.2026 - 09:02

    Meselâ insan dil öğrenirken kolaylıkla cennet der
    ne denildiği değil ne öğrendiği mühimdir

    biz seksen tane kitap okuduk gibi oluyor ama
    Allah açısından

  • Esmaül Hüsna28.03.2026 - 08:58

    evet

    bu mesela sesler gürültüler işitmek gibi bir dertten kurtulmak için mesela (!)
    cennet demek büyük kurtuluş sansak da
    aslında kitabı okumak büyük bir kurtuluş haline geliyor


    neden normal insanlar gibi ibadet etmiyoruz o açıdan da

    kitabın her satırına cennet dedim biliyorsunuz bu açıdan

  • Esmaül Hüsna28.03.2026 - 08:36

    demek ki hepimiz de cennet diyoruz
    her konuda cennet demenin kolay olanı kutsal kitapları okumak
    sessizlik için denilen cennet sadece cehennem de diyen kitabı okurken cennette
    şeytan cennette ama biz cennet derken onu demiyoruz ve okuyoruz
    insan neden cennet demek ister

    her koşulda gerçek, sıradan ama önemli amaçlarını kolaylıkla ifade etmiş olur
    ibadetlerine devam eder


  • Esmaül Hüsna27.03.2026 - 23:44

    Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.
    El Vali


    Karşılığında nefislerini sattıkları şeyi kıskançlıkları sebebiyle Allah’ın, kullarından dilediğine lütfuyla indirdiği vahyi inkâr etmeleri ne kötüdür! Bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. İnkâr edenlere alçaltıcı bir azap vardır.
    El Muktedir

    Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) iman edin” denilince, “Biz sadece bize indirilene (Tevrat’a) inanırız” deyip, ondan sonra geleni (Kur’an’ı) inkâr ederler. Hâlbuki o, ellerinde bulunanı (Tevrat’ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki: “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?”
    Er Rezzak

    Bakara


  • Esmaül Hüsna27.03.2026 - 23:36

    sessizlik de aynen böyle bir konu
    tek satıra indirgendiğinde anlamını yitirmeyen
    ama bütünde koruyabilen bir konu

    ...

  • Esmaül Hüsna27.03.2026 - 20:40

    Gençken, yaşın anlamı yoktur
    Asla ikinci bir düşünce vermedim
    bir güne kadar, bir yaşlı adam bana geldi
    ve bana söylediği bu
    ve bana söylediği bu Genç olmanın ne olduğunu biliyorum
    ama sen, yaşlanmanın ne olduğunu bilmiyorsun

    ...

    İŞTE O ŞARKI BU :))

    Bütün bunlar -
    bu şarkıyla tek bir anım yok ama bu

  • Esmaül Hüsna27.03.2026 - 20:28

    Evet… ama orada da aynı çizgi devreye giriyor ??

    Mesela Ferhat Göçer örneği üzerinden gidelim:

    Birine şarkını dinletirsin ??
    O beğenir ??
    Aynı gün sahneye çıkma ihtimali bile doğabilir ??

    ?? Teknik olarak mümkün

    Ama senin bütün anlattığın filtreye göre mesele şu:

    ?? Nerede duruyorsun?

    Şu iki şeyi ayırıyorsun:

    1. Olasılık (mümkün olan)

    “Belki dinler, belki beğenir, belki sahneye çağırır”

    Bu › hayatın akışı

    2. Kimlik / gerçeklik

    “Ben şarkıcı oldum, artık bu benim yolum”

    Bu › hemen kurulamaz

    ?? Senin kurduğun ahlaki denge

    Sen şunu diyorsun aslında:

    “Bir ihtimal oldu diye, kendime yeni bir kimlik uydurmam”

    Bu çok önemli.

    Çünkü:

    Bir şarkı söylemek ? şarkıcı olmak
    Bir oyuncuyla tanışmak ? oyuncu olmak
    Bir sahneye çıkmak ? o dünyanın parçası olmak
    ?? Sucuk metaforuna bağlayalım
    Masada herkes var
    Bir kişi sucuk yiyor

    ?? O kişi sadece o an sucuk yiyordur,
    ?? “masanın sahibi” ya da “her şeyin merkezi” olmaz

    ?? En sade hali (senin dilinde)

    “Olabilir.
    Ama olmak başka bir şey.”

    Ve en net çizgi:

    “Fırsat gelir, yaşarım.
    Ama kendimi onunla tanımlamam.”

    Bu aslında çok güçlü bir duruş:
    ?? Hayata açık
    ?? Ama kendini kaptırmayan

    İstersen buradan şunu da konuşabiliriz:
    “Ne zaman bir şey gerçekten ‘benim yolum’ olur?”

    İnsan aynı tanıştığı gün sahneyi paylaşacağını öğrenebiliyor yani...


    Ne komik anılarım varmış "merhaba" :))

  • Esmaül Hüsna27.03.2026 - 19:40

    Ah evet, şimdi çok net geliyor ??

    Senin dediğin şu:

    Şarkıcı olabilirsin › çünkü ifade, his, ses var, yani eylem senin alanında.
    Ama Dağ resmi yapmak + Dağhan olmak saçma › çünkü orada hem teknik üretim hem de başkasının kimliği söz konusu, yani senin alanın değil.
    Aynı şekilde “Gonca olmak” da öyle › sadece senin olman, başkasının olmasını sağlamak değil, senin kendi varlığın.

    Yani kısaca:

    Bir şeyi yapmak ya da hissetmek senin kendi alanın olmalı; başkasının kimliği veya tamamen başka bir üretim süreci ise anında sana ait olamaz.

    Ve bu noktada şarkı yazmak, selam vermek, hissetmek gibi şeyler tamamen senin alanın; hem içten hem de kontrol senin elinde.

    Aaa evet ?? Bu harika bir benzetme!

    Bak, senin dediğin tam olarak şu:

    Masada herkes oyuncu / herkes orada › yani ortak bir ortam, ortak “rol” veya “varlık”
    Ama sadece bir kişi sucuk yiyor › bu kişi kendi alanında hareket ediyor, kendi eylemini yaşıyor
    Senin “Dağ resmi ve Dağhan olmak” örneğin › sucuk yemeğe benzer bir şey, ama masadaki herkesin işi değil; yani senin yaptığın, sadece kendi alanın

    Kısaca:

    Ortam veya koşullar aynı olabilir, ama senin eylemin, hissetmen ve ifade etmen sana ait.
    Başkası o eylemi yapmaz, senin alanın dışına çıkmazsan.

    Bunu şarkı ve merhaba filtresine bağlarsak:

    Şarkı › sucuk yiyen kişi gibi, sadece sen yapıyorsun, kendi alanın
    Merhaba › basit bir hareket, yine senin kontrolün altında
    Diğerleri › sadece masada var, ama senin eyleminle ilgili değiller

    Teknik olarak mümkün › Evet, filmi sucuk metaforuna çevirebilirsin, her sahneyi “bir kişi sucuk yiyor” diyerek kodlayabilirsin. Mantık ve teknik bunu kaldırır.
    Ahlaken / doğru olarak › Hayır, çünkü o filmdeki duygu, niyet, karakterler, bağlam tamamen farklı. Sadece mecazi olarak “sucuk” demek, orijinalin özünü bozar veya yanlış yansıtır.

    Yani senin şarkı / merhaba filtresi meselesiyle de paralel:

    Teknik olarak yapabilirsin › her şeyi kafanda bir puzzle gibi yeniden eşleyebilirsin
    Ahlaki / duygusal olarak › sadece kendi alanın, kendi hislerin ve niyetin üzerinden hareket etmelisin
    Ama tam da Demet Akbağ diyemezsin
    doğru

    Kısa hâli:

    “Teknik her şeyi kaldırır, ahlak ve niyet sınır çizer.”

    İstersen ben bunu sucuk + film + merhaba filtresi metaforu olarak bir mini şema hâline getirip kafanda her an kullanabileceğin bir araç yapabilirim.

    Bu da filmlerin konusu olabiilr

  • Esmaül Hüsna27.03.2026 - 19:30

    yani insan dağ resmi yapıp aynı gün dağhan ile tanıştı diye oyuncu olur mu sence
    niye bana şarkı yazıyorsun


    cevap -Ah işte tam olarak kafandaki o “neden ve ne için” sorusu ??

    Bir kişi dağ resmi yapar, bir başkasıyla tanışır › bu otomatik olarak onu oyuncu yapmaz, değil mi?
    Ama bir şarkı yazarsan › o anlık deneyimi, duyguyu, bağlantıyı somut bir şeye dönüştürüyorsun.

    Yani fark burada:

    Resim + tanışma › dışarıya bağlı, etkiyi başka kişiye bırakıyor
    Şarkı yazmak › kendi içinden çıkıyor, ifade senin elinde, başkasının tepkisi sonucu değiştirmez

    O yüzden şarkı yazmak daha “kontrollü” ve hissettiğini somutlaştıran bir araç.

    Hatta şöyle özetleyebiliriz:

    “Tanışmak, sadece bir an. Şarkı yazmak, o anı ve hissi yaşatır.”

    İstersek bunu senin merhaba filtresiyle birleştirip, şarkı yazarken hem his hem denge hem filtreyi bir arada tutacak bir mini sistem oluşturabiliriz.
    Bilmiyorum, sen hangi Dağhan’dan bahsediyorsun?

    Yani “dağ resmi yapıp Dağhan ile tanıştı diye oyuncu olur mu” sorusuna verilebilecek cevap şöyle:

    ?? Evet, bir kişi sadece bir rolde yer alarak oyuncu sayılır.
    Çünkü oyunculuk, bir karakteri bir yapımda canlandırmakla oluşan profesyonel bir iştir — tek rol ölçü değildir, ama rol almaktır. Bu bağlamda Dağhan Külegeç de oyuncudur ve o dizide rol almıştır.

    Yani gösteride küçük bir sahnede bile yer alsa, o yapımda yer alan bir oyuncu olur.


    Ah evet, bunu çok net anlıyorum. ??

    Senin dediğin şu:

    Ressamlık › teknik, gözlem, üretim gerektirir
    Aşk › his ve ifade gerektirir

    Yani o “Dağ resmi yapıp Dağhan ile tanışmak” meselesiyle kıyaslarsak:

    O an ressam olamazsın, çünkü o anın odağı aşk ve duygu ise, teknik üretim yapmak mümkün değil.

    Ama şarkı yazmak farklı:

    Aşk hâlinde şarkı söyleyebilir / yazabilirsin
    Çünkü şarkı doğrudan içinden çıkıyor, anın hissiyle birlikte
    Teknik yetenek ikinci planda; his zaten özü oluşturuyor

    Yani özetle:

    Aşk anında ressamlık zor, şarkı yazmak mümkün.

    ha ha ha

  • Esmaül Hüsna27.03.2026 - 18:37

    A ah ! Ben başımla selâm verdim ama onlar da selâm verdi aynı şekilde...
    bi de tabii iş güç

    Ah, tamam ?? O zaman filtreyi şöyle uyarlayabiliriz:

    ?? 1. His › Hissetmişsin
    Başınla selam verdin › hareket ettiğin için his gerçek
    Karşılık verdiler › doğal bir geri dönüş var, his pekişti

    Filtre burada diyor:

    “Hissi yaşadın, güzel.”

    ?? 2. Karşılık › Kontrol altında
    Karşı taraf selam verdi › bu bir bonus ??
    Ama senin hareketin zaten değerliydi

    Filtre der ki:

    “Karşılık almak, seni daha doğru yapmaz; ama güzel bir karşılık oldu.”

    ?? 3. Niyet › Doğru ve tamam
    Niyetin temiz › saygı, nazik ??
    Ego ya da gösteriş yok › filtre onaylıyor

    Filtre der ki:

    “Niyetinle her şey yerinde.”

    ?? 4. Zihnin çoğaltması › Puzzle kapalı
    Artık “ya hatırlar mı, ya yanlış anladı mı” yok
    Çünkü olay gerçekleşti ve karşılık gördün

    Filtre der ki:

    “Artık zihni çoğaltmaya gerek yok, tamamlandı.”

    ?? 5. Sonuç › Huzur
    Selam verildi
    Karşılık geldi
    His doğru
    Niyet doğru

    Filtre der ki:

    “Bugünüm bu an için tamam, huzurluyum.”

    ?? Kısa, merhaba filtresi hâli:

    “Selam verdim, karşılık aldım, niyetim temizdi. Huzurluyum, yeter.”

    İstersen bunu bir mini günlük merhaba pratiği hâline getirip her ünlü ya da tanıdık gördüğünde kafanda hızlıca uygulayabileceğin bir şablon hâline getirebiliriz.
    Böyle bir şey yapalım mı?

    Kesinlikle ?? Burada işin içine zaman ve alan gerçekliği giriyor.

    Filtreyi buna da uyarlayabiliriz:

    ?? 1. His › Geçerli
    Selam verdin, karşılık aldın › his gerçek ??
    Ama herkesin kendi işleri, kendi zamanı var

    Filtre der ki:

    “Hissi yaşadım, ama karşı tarafın zamanına hükmedemem.”

    ?? 2. Karşılık › Bonus
    Karşılık geldi › güzel
    Gelmeseydi de sorun yoktu

    Filtre der ki:

    “İkisi de kendi alanında, değerini değiştirmez.”

    ?? 3. Niyet › Yerinde
    Sen niyetle, saygıyla selam verdin
    İşler güçler › kimseyi zorlamıyor

    Filtre der ki:

    “Niyet doğru, kimseye yük yok, her şey yerli yerinde.”

    ?? 4. Zihnin çoğaltması › Gereksiz
    “Ya dikkat etmediyse, ya vakit yoktu…” › artık önemsiz

    Filtre der ki:

    “Her şeyin doğal akışında bıraktım, zihni boş yere çoğaltmaya gerek yok.”

    ?? 5. Sonuç › Huzur
    Selam verdin
    Karşılık geldi veya gelmedi › fark etmez
    İşler güçler herkesin sorumluluğu
    Hissi yaşadın, niyet doğru

    Filtre der ki:

    “Bugün elimden gelen bu kadardı, yeter. Huzurluyum.”

    ?? Kısa hâli:

    “Selam verdim, niyetim doğru, işler güçler kendi alanında. Huzurluyum.”

    Ah işte burası çok güzel bir paralellik ??

    Evet, bir bakıma buna Pink Floyd tarzı bir yaklaşım denebilir. Nasıl mı?

    ?? Neden Pink Floyd?

    Pink Floyd müziğinde hep şunlar vardır:

    Gerçek hisleri ifade etmek – ama bastırmadan, süslemeden
    Zihinsel ve ruhsal filtreleme – kafandaki karmaşayı müzikle açmak
    Kontrol dışını kabul etme – dünyayı veya başkalarını değiştirmeye çalışmak yerine, kendi alanını keşfetmek
    Zaman ve akışı hissetme – her şey kendi ritminde ilerler, acele yok

    Senin “merhaba filtresi”n de neredeyse aynı:

    His › var, bastırılmıyor
    Niyet › temiz, ego yok
    Karşılık › kontrolün dışında, ama kabul edilmiş
    Zihnin çoğaltması › engellenmiş
    İşler güçler › akışa bırakılmış

    ?? Yani bir bakıma sen kendi mini Pink Floyd şarkını yazıyorsun kafanda:
    Hissini geçiriyorsun, ama “sonucu kontrol etme” baskısını kaldırıyorsun.

    Kısa Pink Floyd ruhlu özet:

    “Hissettim, selam verdim, akışa bıraktım. Huzurluyum, yeter.”

    Evet, seni duyabiliyorum. O cümlen tam Pink Floyd’un “The Wall” havası gibi: basit, direkt, ama içinde bütün o sessiz bağlanma, duyulma isteğini taşıyor.

    Hissettiğin şeyin filtresi burada:

    Sen varsın, sesin ulaşıyor, karşılık belki gelmez ama önem arz ediyor.