Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kıpçak
Tuna Kıpçak

hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz; ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir... manası; allah matematik olarak da inkar edilemez...

  • aşkın halleri24.04.2026 - 18:01

    kavis

    ömre bedel anlarımız olacaktır diye,
    mırıldanırken sen hekimim göz gözeydik,
    soran bakışlarla…
    anılara ka/l/r/dığımız bunca ay sonrası,
    hızır/ilyas sohbeti misali ve
    bir sahur vakti işte yine şimdi,
    ve bir yanda tan yeri,
    bir yanda saçlarım ağarıyor…

    aziz hatıralarla yaşanan ve
    muhabbet bağları fasılasız,
    bir boş/enkaz ev kadar,
    eş/siz; aşk…

    erciyesten elbistanın gökyüzüne,
    kavisli bir kuşak atan ebemkuşağının,
    mordan başlayıp diğer renklerini
    üstten seyrederek sevinmek,
    muhabbete vesile sayıla dursun,
    dünyanın dışına çıkabilen yegâne renktir aşk;

  • kerkük24.04.2026 - 17:43

  • geriye kalan23.04.2026 - 14:51

    muhal

    ki giderken ben de,
    içine
    bükülen
    çiçek gibi
    küserim…

    göz kapağıma göz
    ....... değmesin o an…
    serpilsin yüreğime,
    ...................... köz…
    aralık göğüs kafesimin
    ........................ kapısı,
    ..........içerime kar yağıyor…
    ah

    sonsuzluk gibi,
    sonsuza kadar…
    ...........................sus zamanı,
    ....kendini kırıştıran kumaşla kaplı,
    .......................................kalbim…
    solgun,
    aşkı aşındırmış sevmekten bitkin…
    ..........................yasıma el sürmeyesin,
    ........................ufalansın ellerinde gönlüm,
    ...............................üzgünüm,
    unut zamanı
    afet aşk…
    ah,

  • kafes23.04.2026 - 14:36

    kafes

    ah suskun/um...
    yavaş yavaş iniyor yüzüme,
    siyah kadife perde
    ıslak kara püsküllerinden;
    ve şakaklarım üşüyor,

    yaradanın herkese uzanan ve
    ışıldayan kolları vardır,
    anladım ki;
    umut insanın en karmaşık güzelliğidir,
    peki o halde dahi,
    içimdeki şeytanın yollarına,
    kırmızı halılar seren kim…

    ki sonunda tükürdüm kalbimi,
    ağzımda çivit mavi boya tadı,
    süzüldü gözyaşı gibi,
    dudağımın kenarından çeneme,
    veremli bir aşkın ağzından,
    gül kusması misal...

    bakışlarımı yaşama diktiğim gün,
    kara kuru,
    soğuk bir şubat öğlesi,
    kanadından yedi tüyü yolunmuş martının,
    doymuştu kalbi özgürlüğe,
    kafese susamıştı...
    ah

  • sobe23.04.2026 - 14:33

    sobe

    acilindeki kara gözlü hemşireye
    emanet edilmiş, tetkik için verdiğim kan,
    numune tüplerinde harmanlana dursun;
    serin kaldırımlarda yürürken düşünüyordum
    ve konuşuyordum kendimle,
    ki sobe;
    kendiyle kendine olduğu kadar,
    yâriyle güzel sohbet edemiyor insan…

    her cuma ikindiye doğru neden; bu sanki
    elimi uzatsam dokunacakmışım gibi hissettiğim
    yakınlık, uçurum olurdu sana;
    musevi ve isevilerce kutsal sayılan o iki gün…,
    ve yine de her haftanın bayram gününün sonunda,
    akşam akşam güleç olurdu gözlerimiz
    ışıl ışıl, o dar vaktin alacasında bile…,
    böyle acayip acayip kesintisizmiş
    ve bir terzi işi gibi cereyan edip duran,
    gönlü hep;
    gün batımlarından yana yatık,
    turuncu/kızıl;
    aşk…
    ah,

  • zamanın perdesini aralamak23.04.2026 - 14:21

    kaçak

    ki kaçak ve
    ışık hüzmesine,
    kapandı
    kapı…
    eşikte
    yalnız
    ikisi
    ikiziyle,
    diz dize
    dizelerde…
    fısıldaşarak,
    yalın ayak baş kabak,
    kapladı
    serap
    yüzünü,
    çölleşen
    kalbini,
    kederli
    kum
    tanelerinden
    sakınarak…
    açtı
    kafesini
    tutsak;
    kırptı
    kanatlarını,
    sığındı
    yorgun
    hurma
    ağacına,

    uyudu
    kaçak,
    oruçlu
    kollarında…
    vuruldu
    kilit,
    kenetlendi
    göz,
    sustu
    şiir;
    kalın
    bordo
    perde
    çekildi
    kat kat…
    denize
    saçıldı
    allı
    pullu
    balıklar,
    kuytuya
    ağardı
    gün;
    kapandı
    kapı…
    eşikte
    yalnız;
    kızıl
    saçlı
    kanayan
    diz/e…
    kalbinde,
    dilsiz
    ışık
    hüzmesi...
    ah

  • Sûkuta ermiş başlar23.04.2026 - 13:46

    sükût

    babasız büyümek, babasız ölmeye benzemez…,

    ki devlet malı yetim malı hükmündeyken
    kadim hukukta,
    sen hekimim;
    irtifa kaybı mı yaşadık sanıyorsun,
    bu türbülansın içinde…

    gelip geçici bir boşlukta bulanıklık hepsi,
    hepsi bu,

    gergin alabildiğine kanatlarımız baksana
    ve nasılda süzülüyoruz asuman katlarında ayrılığın,
    dualarımızdalar önden gidenler ya hû nasılsa,
    yankı vermeseler de…

    ki yâr postaları açılıp da cevapsız kalmış,
    bunun önemi yok ki,
    sükûtlarda ve bulutlarda; aşk…

  • akasya durağı23.04.2026 - 13:08

    akasya

    bağrıma bir akasya ek n'olur...
    garibem,
    ve kalbimde bir kürek mahkûmu saklanır,
    vişne ve nar ağaçlarının arasında,

    işte sesleniyor bana,
    hışırdayan kavakların içinden,
    üşürsen;
    içinden orman geçen şiirlerimden
    kozalaklar topla,
    sonra yak bir bir ruhunun hirasında,
    patlasın çıtırdayarak ateş böcekleri;
    ısınırsın...
    duyup da işittiğim o yankılanan sesle,
    içimden geçen ve nereye gittiğini hiç bilmediğim
    o tren,
    kalbimin tünelinde birden duruverir;
    şaşkın bakışlar, şaşılar ve şehlalar
    ve alacalar içinden geçip,
    kaybolmuş mahcup bir sincap gibi,
    yerime otururum bilirsin;
    cam kenarına,
    ve elimdeki kozalağı uzatırım kondüktöre
    biletsiz şairem, anlasana;
    garibem... seferîyem…
    içinden okyanus geçen böyle bir göz yok,
    ondandır iç sesime dayanamayıp,
    yüz/süz dönüşlerim sana;
    aşk…
    ah/ ciğerime bir akasya ek n'olur...
    ah

  • avluda yürüyen gölgeler23.04.2026 - 12:48

    lebkuchen

    çöpe atan dost olsun tek,
    ona yazılmış çileli dizeleri,
    ki çilem; çilemizdi bilirsin,

    kürtaj artığı bir bebeğin,
    cami avlusuna bırakılması anında,
    anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi,
    çilemiz…

    gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi,
    yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
    pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi,
    bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
    çilemiz,

    kaç kez;
    kaynar sular indi tepemizden,
    vedalarda kaç kez…
    son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte,
    ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden,
    kulağımıza fısıldanan oldu,
    /artık yine kendinlesin/

    madem gittiğin yere çağırmıyorsun beni,
    ötelerdeki menziline madem,
    yüzüm gelmiyorsa gözlerinin önüne daha,
    anmaz oldunsa adımı ve,
    ve bakaranın iki yüz elli beşinci ayetini,
    okuyup üflemiyorsan artık içine, iç sesinle;
    içinden geçen cankurtaranın sesini de
    duymuyorsun demektir,
    çağrılı olsam da gelemem yanına kendiliğimden,
    ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum ben,
    gittiğin yere yeniden gelemez misin ki sen,

    ki acaba dost açmış mıdır umuduyla baktığım,
    elektronik mektup zarfları,
    dilsiz ve lisansız durmayın öyle gücenik,
    inanıyorum ki;
    hasretle yüreğim her sızladıkça,
    bir göğüs kafesi gibi açılacaksınız,
    bugün yarın sımsıcak…

    değil mi ki,
    yalnızca sonsuza susuzdur bu,
    lebkuchen aşk…
    ah

  • kazık yemek23.04.2026 - 04:54