bıktık artık, usandı millet, tiksindi insanlık, bu altı oka hainlik eden kemalistlerden, ruhu sömürgecilerde rehin mütedeyyinlerden ve genleri ipotekli devrimcilerden, tiyanşan kaçkınlarından ve bilumum kurtarıcılık konforperestlerinden… ah
ki benim ötelediklerimse uslu durmuyordu daim, soytarı ve günübirlik akan, bu sokak kumpanyalı cemiyet denen sirkin, beyhudeliklerinde düşe kalka, bulanmıştık bir kere kırmızısına arsız muhabbetin…
nasıl ki ölüm erenler meşrebidir, ve nasıl ki merhum ve merhumeler, erlerce defnedilir… nûr içinde yol al kabrinde sen de, faili malum bir menzile kurban giden, alnı kınalı ve kozmik aşk, ah
ömre bedel anlarımız olacaktır diye, mırıldanırken sen hekimim göz gözeydik, soran bakışlarla… anılara ka/l/r/dığımız bunca ay sonrası, hızır/ilyas sohbeti misali ve bir sahur vakti işte yine şimdi, ve bir yanda tan yeri, bir yanda saçlarım ağarıyor…
aziz hatıralarla yaşanan ve muhabbet bağları fasılasız, bir boş/enkaz ev kadar, eş/siz; aşk…
erciyesten elbistanın gökyüzüne, kavisli bir kuşak atan ebemkuşağının, mordan başlayıp diğer renklerini üstten seyrederek sevinmek, muhabbete vesile sayıla dursun, dünyanın dışına çıkabilen yegâne renktir aşk;
ayrılık;
yavaş adımlarla,
hızlı bir aşkın fren izlerini
takip etmekte…
oysa yaşam,
parmak izi bırakmadan
eldivenlerini çıkarıyor
maktulüne tepeden bakarak
ve zaman durdu al işte;
bıktık artık, usandı millet, tiksindi insanlık,
bu altı oka hainlik eden kemalistlerden,
ruhu sömürgecilerde rehin mütedeyyinlerden ve
genleri ipotekli devrimcilerden,
tiyanşan kaçkınlarından
ve bilumum kurtarıcılık konforperestlerinden…
ah
ki benim ötelediklerimse
uslu durmuyordu daim,
soytarı ve günübirlik akan,
bu sokak kumpanyalı cemiyet denen sirkin,
beyhudeliklerinde düşe kalka,
bulanmıştık bir kere kırmızısına
arsız muhabbetin…
kozmik
nasıl ki ölüm erenler meşrebidir,
ve nasıl ki merhum ve merhumeler,
erlerce defnedilir…
nûr içinde yol al kabrinde sen de,
faili malum bir menzile kurban giden,
alnı kınalı ve kozmik aşk,
ah
kavis
ömre bedel anlarımız olacaktır diye,
mırıldanırken sen hekimim göz gözeydik,
soran bakışlarla…
anılara ka/l/r/dığımız bunca ay sonrası,
hızır/ilyas sohbeti misali ve
bir sahur vakti işte yine şimdi,
ve bir yanda tan yeri,
bir yanda saçlarım ağarıyor…
aziz hatıralarla yaşanan ve
muhabbet bağları fasılasız,
bir boş/enkaz ev kadar,
eş/siz; aşk…
erciyesten elbistanın gökyüzüne,
kavisli bir kuşak atan ebemkuşağının,
mordan başlayıp diğer renklerini
üstten seyrederek sevinmek,
muhabbete vesile sayıla dursun,
dünyanın dışına çıkabilen yegâne renktir aşk;