Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kıpçak
Tuna Kıpçak

hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz; ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir... manası; allah matematik olarak da inkar edilemez...

  • Bir Ömür Yetmez23.04.2026 - 02:03

    ömür

    ki,
    öyle görünüyor ki;
    sen de incinebiliyordun demek aşk efendi,
    ve şimdi o mağrur, o asi, o arsız ve
    o pervasız başın önünde,
    yine de sirk kaçkını bir şempanze gibi,
    korkuluklar arkasında sırıtıp durarak,
    hâlâ fiyakandan geçilmiyor ve,
    çalım satabiliyorsun öyle mi,
    öyleyse beter ol, aşk efendi;

    yalnızca yerdeki gönlü çorakları değil,
    semavattaki maşukları bile,
    gıptaya mecbur eden,
    siy/ah ve okyanus mavisi anların,
    gelişi/güzel sohbetlerinde,
    gönül hüzmelerine karışırken lisanımız,
    halimize bak ki,
    gecenin lacivert tufanında kaybolur olduk…

    ele avuca sığmıyordu zaman,
    mekân haylazdı ve üzgünüm
    çok üzgünüm diyerek çalamam
    kapını da bir daha, ama bilirsin;
    şiirler yazabildiği vakte dektir
    ömrü aşkın…

  • posso provarla?23.04.2026 - 01:56

    prova

    yirmi dört ayardır o şubat ikindisi,
    bir meydan yeridir,
    o gün bir,
    o gün ki; bir meydan okumadır ve
    bir ateş düşmesidir yüreğimize,
    suya kanamadan ırmak kenarından
    çekilen bir karaca gibi,
    ve bir yaz yağmuru gibi ve
    bir konma göçme dünyası misali,
    geldin geçtin meydanın üstünden
    bir kümülüsmüş gibi…

    oysa ne hakikatli bir realite
    ve mutlaktın sen, denizin kum
    taneleri adedince ve gezegenler
    kadar bir/e işaret eden,

    ve bir not düş/üş daha…
    geçmiş senelerden birinde yine bu vakitlerdeydim ve
    bir hastane koridorunun sekerat
    ve illüzyon dolu duvarları arasında
    volta atıyordum;
    dışarıda, dağ yamaçlarında,
    ekin tarlaları yeşeriyordu,
    içim kadar…

    şimdiyse yokluğunda hayat,
    aşkın yitiminde,
    hiç izlenmeyecek bir gösterinin
    provasına dönüşüyor,

    sevgili\aşk,
    ah

  • sen benim kim olduğumu biliyor musun?23.04.2026 - 01:53

  • sadaka23.04.2026 - 01:52

    sadaka

    paha biçilmez meskenlerde süren
    feri geçmiş şömine hayatlarda,
    o isli camdan ışıyan cılız alev,
    ne kadar aydınlık verebilirdi
    yavan ilgili bireylerin odalarına,
    bu hangi devirde görülmüş,
    sanalı hakikatli bir firdevs…

    yatağına alabildiğine kırgın
    ve suyu zehir akan bir nehrin
    arsız dereleri yoldan çıkmışken,
    en kritik dönemecinde hayat
    bağrımda ecinnîler reçetesi
    bir muska gibi taşınırken,
    ruhu ve cismi ayrı yönlere
    aksak bir keklikken ben ve,
    göğün kirpiklerinin metanol
    yağmur kıymıklarına sımsıkı
    sarılmış zifîr gecenin ağarmasını
    öylece beklerken,
    ki göğüs kafesim uzlaşmasızken
    bütün kandillerin söndüğü bu çağla,
    ve yaşama sevinci özünün çekildiği,
    olgunluk evresi tenhalığında,
    inzivasına bigâne bir zavallıyken,
    mülevves yürek patikasından,
    meçhuller uçurumuna müflisçe
    yol hazırlığı yapa dururken;
    çırpınıyordu gözlerimde varlığına
    iknasız tuzlu bir deniz akmamak için
    ummanına senin,
    saklı illiyyunum;

    ki bir yandan yalvar yakar
    ve fakat ne istediğini bilmez halde
    huzuruna çıkarken alemlerin rabbinin,
    ve çağrısı tamam olmuşken,
    eski bir seccadenin yorgun alnını
    öpüyordu hükümsüzlüğüm…

    ki kalbim,
    şiir çöplüğüm ah
    ne çok yazılmış,
    ve yazılmamış dizelerim,

    şimdi ayak seslerinizi dinleyip,
    sonra kapansam kanayan dizlerinize
    ve aşkı yazdıran elleri öpsem şimdi,
    öpebilsem…

    ki üstünü örttüğüm her acım,
    bir gece yarısı üstü açık kalan
    bilincin altını üstüne getiren
    hırsızken...

    içim;
    alt çekmecenin en çıfıt tıkılmışı
    ve ucu saçak saçak suda yüzen
    bir halat gibi,
    kocamış kutsal balıkların geçtiği
    yosun tutmuş yoldayken içim…
    bir düşkün silueti yansır
    aynada bana bakan; bana…

    ve ağlayan bir tebessümü,
    brunonun sabîsine yamayan
    rüya çöplüğüm;
    ne çok görülmüş ve
    hayal meyal tasalı kâbuslarım,
    bir sırdaş adı sayıklıyor şimdi
    dilsiz dudaklarım…

    ey rabbim,
    yolda kalmış susuzların
    imdadına koşar yardımın ve,
    anımsaması imkansız bir rüyada,
    muhabbete verilmiş bir sadaka
    olur kalbim...,
    ah

  • nedensiz de sevilir23.04.2026 - 01:45

    neden

    ve zihnimde kandiller söndüğünde,
    kuytumdan bakınca insanlar,
    karınca misal,
    yüzümü cama yaslar izlerim onları,
    hayat;
    aynı filmi yüz milyon kez oynatır,
    herkes kendi yükünü taşır,
    sırtında aşını ve bir başınalığını kalbinde…

    pencereden bakar hislenirim,
    ufacık tefecik karınca insan…
    hey hayat;
    ölüyorum an be an,
    ama sor bana neden,
    neden;
    iri tesbihler gibi akıp çenemde toplanır yaşlar,
    sabah namazından dağılan cami cemaatinin
    en arkasında kalmışlığım neden…

  • âsûde23.04.2026 - 01:43

    âsûde

    ömrümden ömrün geçer ömrüme…
    ve ah ben şimdi kederliyim,
    kendi kendine konuşan bir deliyim,
    ölüyorum senden savruluşumdan,
    ve şu halimle,
    mecburum kapına dayanmaya şiirim,
    yürek tımarhanesinden bir serseri belle beni,
    bir şair bozuntusu desen de olur,

    ey bütün rotalarımın
    sözleriyle istikamet bulduğu,
    sana attım demir
    ve varsın divânında boğulsun imlâsı kalemimin,
    ama sor bana neden,
    neden bir turuncu gülün suretiyle gelen,
    vuslat sabahının anısıyla böyle haşır neşirim…

    ah sevgili içim söyle bana;
    bu kendimden habersizlik gafletinden,
    beni paklasın istemezken teneşir bile,
    kurulduğun keder tahtında,
    bu yakınmasız halin ve
    asude memnuniyetli tavrın,
    hangi mukaddes kabulden gelir,
    söyle…

  • multi disipliner yaklaşım23.04.2026 - 01:40

    kıyam

    ara ki bulasın artık,
    yılan dilli kısaltmalarda o yaşama sevincini,
    kulağına fısıldasam
    ve bak alınma ama istanbul,
    nefesin anason ve uluorta
    döl bereketi kokuyor sokakların,
    egenin kucağına akıyor bakteri kominleri,
    gözlerimin tirilyesi,
    zeytinin karası,
    kokuşmuş ölüüüüüüüü sardalya,
    ve ha sendeki ben,
    ha bendeki sen din kardeşim,
    al sendeki beni,
    vur bendeki sana,
    karma karışık artık bizim mahalle,
    kördüğüm,
    ortaya tepside şöyle karışık yaptırıyoruz malum…

    ve çok kutuplu/kalp kaçağı,
    elektrik akımından cereyan alan ocaklarda,
    çingene sarmaşığı ve sırnaşık
    pişkin yüzsüzlükler…

    yanık kozada erdemler
    ve mecalsiz kelebek olmaya,
    tırtıldan iyi niyetler…

    kabahatler olmuş birer piç ki sorma desen,
    kim bana diyor, diyor güzel kardeşim…
    ve kimse haliyle nüfusuna almıyor;
    sittin senedir bitmeyen bakla takla devranı,
    yere bat e mi…

    örülmüş ağına düştük cümleten zehirli örümceğin,
    ki panzehir ne mi,
    ah ayol o da sorulur mu,
    aşk olsun; aşk elbet,

    kimimiz var kendimizden başka diyerek,
    öfkelerimiz en çok kendimize olmalı,
    bunu bilseydik hiç değilse keşke,

    ah neredesin,
    korkuyla ümit arasında durmaya muktedir,
    muvazene/denge,
    neredesin irade ve
    karar kılmışlık
    ve kıyam mukavemeti,
    öz disiplin,
    ah

  • sabah ezanı23.04.2026 - 01:34

    sabâ

    \ah, gidemedin bizden
    ve gidemedik senden bu sefer de,
    ki biz senin esirin sanırdık kendimizi,
    oysa asıl tutsak senmişsin bize, aşk…;
    uzun senelerin umuduyla vadeye bağlanmış
    ve bozulma sebebi ölüm dahi olmayan bir vaadle,
    sabâ makamında bir sabaha daha çıktık,
    çok şükür,
    ah;

  • allaha yakın olmak23.04.2026 - 01:31

    umman

    e/y\n/ sevgili\aşk;
    biz, kadim yadigâr tuna ve nil,
    t\aksim görmüş bulutların altında,
    hürriyetleri ellerinde,
    avuç avuca muhibbânız biz…
    aydınlık kuytumuzda biz ikimiz,
    ki ezelden ebede birbirine akan
    ve ummanına hasret çeken her demde
    ikimiz, senlik/benliksiz,
    ah

  • universale23.04.2026 - 01:30