Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kıpçak
Tuna Kıpçak

hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz; ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir... manası; allah matematik olarak da inkar edilemez...

  • mülkiye27.04.2026 - 21:29

  • keyifli yaşama yeteneği27.04.2026 - 19:45

  • camideki adam27.04.2026 - 19:43

  • selamen selama27.04.2026 - 19:24

  • siz nasıl isterseniz öyle olsun27.04.2026 - 17:52

  • divan-ı hikmet 27.04.2026 - 17:46

    divan

    ve hülasa velev ki yoksam,
    taburculuk sonrasında günlerdir
    yanında yörende ve bugün de,
    üzülme e mi üzülme,
    zaten nicedir sadece çile çektirip,
    çağrına mütereddit halimle,
    vicdanını işgal altında tutuyordum…

    kafesinden salıverilmiş bir güvercinin
    hürriyeti kadar ellerinde artık
    sana tahmil ettiklerimden azatlığın,

    bir uçuk turunç güle benzer o yüzün,
    yakışır mı o gece gözlere hiç hüzün,
    eğme öyle başını yetimce ve küskün,
    bir nilüfer gibi açsın durgunluğuma gülüşün,
    ki sen bildiğim tek elbistan türküsüsün…

    kalbe doğan ve yok saydığımız,
    yakındaki hasretliğin malumuyla,
    ve içimize akan göz yaşlarıyla geçiyorken
    zahiri zorlayan günlerimiz,
    ve göz pınarlarımızdan sızan
    kor olmuş tek tük nemlere rağmen,
    içimizde taşıdığımız bu gönül ferahlığı,
    vuslatmış meğer yarınlardan önce yarına;

    çift kişilik hatme halkamızda baş başayız
    aklımın ütopyasında…
    yakılmış bir ağıtın mavi dumanı
    göğe yükselirken durduğumuz
    divan huzuru, er geç yine
    bizi bulacak diyorum kendime,

    parmaklarım,
    erdemli parmaklarım yazmaktan,
    gün/ah/a bulandılar kaç zamandır
    rabıta yoksunluğundan;
    sınır dışı edilmiş kelimelere sığınıp,
    itirafçı bir şiirin ilmeği boynumda,
    ellerim, ki kemikli örtüsüne baktım,
    ha benim ha senin ellerinle,
    yokluğunun şehrine şiirler yazdım,

  • salıncak burcu27.04.2026 - 17:45

  • paşa gönül kriterleri27.04.2026 - 17:41

  • aşırı gerilim sönümleyicisi27.04.2026 - 17:40

  • çığ27.04.2026 - 16:36

    çığ

    altında kaldığını sandığın çığın,
    ne denli nefesinle eriyip giden,
    kar tanecikleri olduğunu görerek,
    ov o karlarla,
    aşkın narkozu altında,
    uyuşturduğun vicdanını arkadaşım ki;
    daima yan çıktığımız benliğe vedamız,
    bir yeni selama merhaba olsun…

    ve,
    hiç muhabbetten aciz kalmasın hayatlarımız;
    ki bilirsin,
    ellerimize tutuşturulmuş avuntular
    ve oyuncakların hiçbiri tesellimiz olmadı…
    zaaflara vedalar nasuh mertliğinde,
    merhabalarsa, diriltici kılabiliyorsa anlamlı,
    şu beyanlarım deklarasyonum olsun ki insanlığa,
    vardığım menzillerden biri de ey yâren,
    aşkta talepsiz olmaktı…
    ama biliyorum,
    içgörünün tebliğini;
    benliği bilmek isteğidir kavuran o meşhur ben/i…
    ve hakikatine ermek istemektir
    yakıcı olan, ortadaki
    tüm medeniyet mefkûrelerinin özünde,

    oysa marifet eriyebilmek emelidir zerrelikte…
    ve tepeden tırnağa niyaza değer olan da budur,
    anlıyor musun dilimi…
    ah