ömrümden ömrün geçer ömrüme… ve ah ben şimdi kederliyim, kendi kendine konuşan bir deliyim, ölüyorum senden savruluşumdan, ve şu halimle, mecburum kapına dayanmaya şiirim, yürek tımarhanesinden bir serseri belle beni, bir şair bozuntusu desen de olur,
ey bütün rotalarımın sözleriyle istikamet bulduğu, sana attım demir ve varsın divânında boğulsun imlâsı kalemimin, ama sor bana neden, neden bir turuncu gülün suretiyle gelen, vuslat sabahının anısıyla böyle haşır neşirim…
ah sevgili içim söyle bana; bu kendimden habersizlik gafletinden, beni paklasın istemezken teneşir bile, kurulduğun keder tahtında, bu yakınmasız halin ve asude memnuniyetli tavrın, hangi mukaddes kabulden gelir, söyle…
ara ki bulasın artık, yılan dilli kısaltmalarda o yaşama sevincini, kulağına fısıldasam ve bak alınma ama istanbul, nefesin anason ve uluorta döl bereketi kokuyor sokakların, egenin kucağına akıyor bakteri kominleri, gözlerimin tirilyesi, zeytinin karası, kokuşmuş ölüüüüüüüü sardalya, ve ha sendeki ben, ha bendeki sen din kardeşim, al sendeki beni, vur bendeki sana, karma karışık artık bizim mahalle, kördüğüm, ortaya tepside şöyle karışık yaptırıyoruz malum…
ve çok kutuplu/kalp kaçağı, elektrik akımından cereyan alan ocaklarda, çingene sarmaşığı ve sırnaşık pişkin yüzsüzlükler…
yanık kozada erdemler ve mecalsiz kelebek olmaya, tırtıldan iyi niyetler…
kabahatler olmuş birer piç ki sorma desen, kim bana diyor, diyor güzel kardeşim… ve kimse haliyle nüfusuna almıyor; sittin senedir bitmeyen bakla takla devranı, yere bat e mi…
örülmüş ağına düştük cümleten zehirli örümceğin, ki panzehir ne mi, ah ayol o da sorulur mu, aşk olsun; aşk elbet,
kimimiz var kendimizden başka diyerek, öfkelerimiz en çok kendimize olmalı, bunu bilseydik hiç değilse keşke,
ah neredesin, korkuyla ümit arasında durmaya muktedir, muvazene/denge, neredesin irade ve karar kılmışlık ve kıyam mukavemeti, öz disiplin, ah
\ah, gidemedin bizden ve gidemedik senden bu sefer de, ki biz senin esirin sanırdık kendimizi, oysa asıl tutsak senmişsin bize, aşk…; uzun senelerin umuduyla vadeye bağlanmış ve bozulma sebebi ölüm dahi olmayan bir vaadle, sabâ makamında bir sabaha daha çıktık, çok şükür, ah;
e/y\n/ sevgili\aşk; biz, kadim yadigâr tuna ve nil, t\aksim görmüş bulutların altında, hürriyetleri ellerinde, avuç avuca muhibbânız biz… aydınlık kuytumuzda biz ikimiz, ki ezelden ebede birbirine akan ve ummanına hasret çeken her demde ikimiz, senlik/benliksiz, ah
Now I sew you with black thread, into the felt of my shoe that soaks in the rain, so that its color will correspond to a blackened sear..., ahhh;
On the pavement stones I walk, You (love) are as fragile as the crack in a frozen puddle... Even if you melt; even if you turn to water, what difference does it make? You are an iceberg with more invisible sides than visible ones... While exhaust fumes mingle with the roar of the city's artificial waterfalls, and the passengers of long distances standing on buses shake at every bump and pothole, and the pavement stones become a trap for the noise-weary crowds after every rain, on the concrete-covered boulevard; It nestles in the branches of trees torn from nature, and lives in its own inner nook desolate love…
Your pen smells of a veiled and intimate language, You are as cool-blooded as philosophy, as orderly as law, and as life as theology, you love…
Like the rough wind that brings spring rains, with your blunt and rather thick temperament, it is your destiny to stumble upon innocent verses, verses that are shameless of love, and your desire for love is obvious, concealment is too much for you, your homeland is where the scent of your beloved permeates, you love…,
âsûde
ömrümden ömrün geçer ömrüme…
ve ah ben şimdi kederliyim,
kendi kendine konuşan bir deliyim,
ölüyorum senden savruluşumdan,
ve şu halimle,
mecburum kapına dayanmaya şiirim,
yürek tımarhanesinden bir serseri belle beni,
bir şair bozuntusu desen de olur,
ey bütün rotalarımın
sözleriyle istikamet bulduğu,
sana attım demir
ve varsın divânında boğulsun imlâsı kalemimin,
ama sor bana neden,
neden bir turuncu gülün suretiyle gelen,
vuslat sabahının anısıyla böyle haşır neşirim…
ah sevgili içim söyle bana;
bu kendimden habersizlik gafletinden,
beni paklasın istemezken teneşir bile,
kurulduğun keder tahtında,
bu yakınmasız halin ve
asude memnuniyetli tavrın,
hangi mukaddes kabulden gelir,
söyle…
kıyam
ara ki bulasın artık,
yılan dilli kısaltmalarda o yaşama sevincini,
kulağına fısıldasam
ve bak alınma ama istanbul,
nefesin anason ve uluorta
döl bereketi kokuyor sokakların,
egenin kucağına akıyor bakteri kominleri,
gözlerimin tirilyesi,
zeytinin karası,
kokuşmuş ölüüüüüüüü sardalya,
ve ha sendeki ben,
ha bendeki sen din kardeşim,
al sendeki beni,
vur bendeki sana,
karma karışık artık bizim mahalle,
kördüğüm,
ortaya tepside şöyle karışık yaptırıyoruz malum…
ve çok kutuplu/kalp kaçağı,
elektrik akımından cereyan alan ocaklarda,
çingene sarmaşığı ve sırnaşık
pişkin yüzsüzlükler…
yanık kozada erdemler
ve mecalsiz kelebek olmaya,
tırtıldan iyi niyetler…
kabahatler olmuş birer piç ki sorma desen,
kim bana diyor, diyor güzel kardeşim…
ve kimse haliyle nüfusuna almıyor;
sittin senedir bitmeyen bakla takla devranı,
yere bat e mi…
örülmüş ağına düştük cümleten zehirli örümceğin,
ki panzehir ne mi,
ah ayol o da sorulur mu,
aşk olsun; aşk elbet,
kimimiz var kendimizden başka diyerek,
öfkelerimiz en çok kendimize olmalı,
bunu bilseydik hiç değilse keşke,
ah neredesin,
korkuyla ümit arasında durmaya muktedir,
muvazene/denge,
neredesin irade ve
karar kılmışlık
ve kıyam mukavemeti,
öz disiplin,
ah
sabâ
\ah, gidemedin bizden
ve gidemedik senden bu sefer de,
ki biz senin esirin sanırdık kendimizi,
oysa asıl tutsak senmişsin bize, aşk…;
uzun senelerin umuduyla vadeye bağlanmış
ve bozulma sebebi ölüm dahi olmayan bir vaadle,
sabâ makamında bir sabaha daha çıktık,
çok şükür,
ah;
umman
e/y\n/ sevgili\aşk;
biz, kadim yadigâr tuna ve nil,
t\aksim görmüş bulutların altında,
hürriyetleri ellerinde,
avuç avuca muhibbânız biz…
aydınlık kuytumuzda biz ikimiz,
ki ezelden ebede birbirine akan
ve ummanına hasret çeken her demde
ikimiz, senlik/benliksiz,
ah
?si=Gla5CAH_evrj0wcD
For you...
Now I sew you with black thread,
into the felt of my shoe that soaks in the rain,
so that its color will correspond to a blackened sear...,
ahhh;
On the pavement stones I walk,
You (love) are as fragile as the crack in a frozen puddle...
Even if you melt; even if you turn to water, what difference does it make?
You are an iceberg with more invisible sides than visible ones...
While exhaust fumes mingle with the roar of the city's artificial waterfalls,
and the passengers of long distances standing on buses shake at every bump and pothole,
and the pavement stones become a trap for the noise-weary crowds after every rain,
on the concrete-covered boulevard;
It nestles in the branches of trees torn from nature,
and lives in its own inner nook desolate love…
Your pen smells of a veiled and intimate language,
You are as cool-blooded as philosophy,
as orderly as law,
and as life as theology,
you love…
Like the rough wind that brings spring rains,
with your blunt and rather thick temperament,
it is your destiny to stumble upon innocent verses,
verses that are shameless of love,
and your desire for love is obvious,
concealment is too much for you,
your homeland is where the scent of your beloved permeates,
you love…,
~~
~~~~