Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Godot'yu Beklerken02.12.2025 - 00:55

    Zenginler ve güçlüler basit ve gösterişsiz bir yaşam sürmeyi neredeyse ölümden beter görürler. Bunun temel nedeni sempati mekanizması ile alakalıdır. İnsanlar kederlerimizden ve acılarımızdan çok sevinç ve mutluluğumuza sempati duyma eğilimindedir. Yani insan başkalarının kendine hayran olmasını, gıpta etmesini ister. Zenginliği ve gücü sergileme isteği acıları ve fakirliği sergileme, merhamet dilenme isteğinden çok daha yoğundur. Yani zenginlikle dikkat çekerek hayran kazanma isteğimiz, fakirlikle dikkat çekerek merhamet dilenme isteğimizden daha üstündür. Fakirlik utançla saklanır. Tüm dünyanın didinmesinin, çalışmasının arkasındaki temel itici güç budur. Eğer kimsenin sempati duymayacağını bilseydi insan, o zaman zenginlik, mal, mülk, şöhret, konfor kimsenin umurunda olmazdı. (Adam Smith-Ahlaki duygular kuramı)

  • Godot'yu Beklerken26.11.2025 - 01:32

    Hayatın absürtlüğü ile baş etmenin tek yolu gevşemektir. (Samuel Beckett-Godot’yu beklerken)

  • Godot'yu Beklerken26.11.2025 - 01:31

    Bizi üzen insanlara müteşekkir olmalıyız. Onlara minnet duymalıyız. Çünkü onlar kalbimizi paramparça edip, toprağımızı eşeleyip yeni tohumların filizlenmesini mümkün kılarlar. (Marcel Proust-Kederin geçici yararları)

  • Godot'yu Beklerken23.11.2025 - 00:54

    Entüisyonistler(Sezgiciler) subjektiviteye çok açıktır yani onlar ahlakın sezgisel olarak bilinebileceğini varsaymışlardır. Bu, Mill ve Bentham’ın yani utilitaryanistlerin hiç istemediği bir durumdur. Mill ve Bentham ahlak alanında nesnelliği yakalamaya çalışmışlardır. Bu ikiliye göre insan eylemleri gözlendiğinde karşımıza tek bir saik çıkmaktadır. Bu da hazdır. O halde hazzın merkeze yerleşmesi gerektiğini savunmuşlardır. İnsan başta olmak üzere duygulu varlıkların tamamı hazza yönelip acıdan kaçar. Ahlaki fail haz konusunda kendine özel bir önem atfetmemelidir. Kişi herkesi kendisi ile eşit kabul etmelidir ve ne kadar çok insan hazdan yararlanırsa toplum için o kadar iyi olur.

  • Godot'yu Beklerken23.11.2025 - 00:40

    Her bilgi, algı ile başlar ama algıdan akla geçişte hatalar olur. İşte tam burada düşüncelerimizin doğruluğunu ölçmek için zihinsel bir cetvele ihtiyacımız olduğunu fark ederiz. Bu cetvelin ilk bölümü önermelerdir. Bir önerme şeylerin nasıl olduğunu iddia eder. ‘’Bu masa kahverengidir.’’ gibi. Ama tabi ki bu iddialardan daha fazlasına ihtiyacımız vardır.

  • Godot'yu Beklerken12.11.2025 - 00:43

    Felsefenin ödevi varlığın özünü kavramaktır. Felsefede kavramak dışarıdan geleni, duyumların getirdiğini kavramak değildir. Kavramak, kavramın kendi içindeki etkinliğidir. Kendi başına işlemesidir. (Hegel-Tinin fenomenolojisi)

  • Godot'yu Beklerken12.11.2025 - 00:24

    Siyaset bilmek başka, siyaset yapmak başkadır. Bu ikisi zihnin iki ayrı kısmına dayanır. Teori yapmak için noesis, siyaset yapmak için phronesis lazımdır. Bazı şeyler hemen, bazı şeylerse zamanla öğrenilir.

  • Godot'yu Beklerken12.11.2025 - 00:12

    Hegemonya bir sınıfın kendi dünya görüşünü, kendi değerlerini, kendi normlarını toplumun geneline kabul ettirmeyi başarmasıdır. Doğal olmayanı doğal, masal olanı gerçek, ebedi olmayanı ebedi, evrensel olmayanı da evrensel kabul ettirmektir. Hegemonya tesis etme sürecinin en önemli araçları medya, aile ve eğitim kurumlarıdır. Siyasi aktörler, bu aygıtlar vasıtasıyla toplumsal bilinci hamur gibi yoğurarak yeniden ve yeniden üretirler.

  • Godot'yu Beklerken12.11.2025 - 00:04

    Bazen gayret yıkıcı şekle bürünür. İşte insan anlamalıdır o an o işin kendisine uygun olmadığını. Anlamalıdır yıkıcılığa rağmen devam etmenin anlamsızlığını.

  • Godot'yu Beklerken11.11.2025 - 23:57

    Birbirini örseleyen ruhlar görüyorum. Talihsiz bir tanıklığın içinde eziliyor vicdanım. Ne yapsak, ne söylesek kandıramayız kendimizi. Tüm haykırışlarımız kendi içimize mi kapanacak? Hep böyle kendimizi tekrar mı edeceğiz? Sahi kim çizdi bizi buraya? Kimin şakasıyız? Kimin kime anlattığı bir masalız biz? Modern insanlar görüyorum. Modern yükselişte tırmandığımız bütün merdivenler üzerimize katlanıyor birer birer. Duvarlar içinde sıkışıyor, boğuluyoruz. Kurtarın bizi çığlığı atamayacak kadar kısık sesimiz! Modern insanlarız biz. Sessizliğimiz kadar yokuz. Postmodern sayıklamalar, ve postişli kaçışlarla avunuyoruz. Romantizm perisini akıl sevdasıyla kaçıralı epey oluyor. (Ursula Le Guin-Mülksüzler)