ikili ilişkiler üzerine düşünürken, Nazım’ın o derin cümlesi geldi aklıma: ,, Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da…'' belki de mesele kusur aramak değil, yürekte buluşabilmek.
sanki Shakespeare’in ,, ölmek ya da ölmemek, işte bütün mesele bu'' sözündeki gibi… ancak aslında ölmekten ya da yaşamaktan öte, kalbin yaşayıp yaşamadığıdır belki de tüm mesele.
,, aşk, sahip olmak değil, birlikte var olmaktır.'' Gibran'ın sözünde de geçtiği üzere… çünkü bazen biri seni içeri buyur ederken, diğeri ise kapıda bekletir; ne kapısından içeri girebilirsin, ne de seni yollar. ancak bu kusur değil, yalnızca frekansların farklı ritmidir.
En güçlü kelimeler, Asla uysal olmaz. Asla bir çerçevenin içine sığmaz. Tıpkı aşk, Tıpkı insanın içindeki o çılgın tutkular, Tıpkı bir yazarın, kitabının son cümlesini asla yazmak istememesi gibi.
Çünkü bazı cümleler yalnızca yazılmak için değil, yaşanmak için doğar. Bazı kelimeler sadece seslenmek için değil, hissedilmek için vardır. Ve... bazı yazılar, ne bir başlangıç ister ne de son… Tıpkı bir fısıltının yankıya dönüşmesi, Tıpkı bir dokunuşun yangına çevrilmesi gibi...
Dışarıda hava buz gibiymiş de, Üzerine bu da yetmez gibi ıslanmışsındır… Ama avuçlarında buram buram tarçın kokusu, Soba karşısında gülüşlerinle salep yudumlarken, İçini ısıtanım der gibi bir tanımdır kendileri…
aynı satırda...
buluşmalar vardır, kitap sayfaları gibidir,
önce bir cümle çarpar gözünü,
sonra o cümle bir hikâyeye dönüşür.
insan anlar ki…
hayat rastlantı değil,
aynı satırda buluşmayı bekleyen iki kalbin niyetidir.
kalbimle.
ikili ilişkiler üzerine düşünürken, Nazım’ın o derin cümlesi geldi aklıma:
,, Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da…''
belki de mesele kusur aramak değil, yürekte buluşabilmek.
sanki Shakespeare’in ,, ölmek ya da ölmemek, işte bütün mesele bu'' sözündeki gibi…
ancak aslında ölmekten ya da yaşamaktan öte,
kalbin yaşayıp yaşamadığıdır belki de tüm mesele.
,, aşk, sahip olmak değil, birlikte var olmaktır.''
Gibran'ın sözünde de geçtiği üzere…
çünkü bazen biri seni içeri buyur ederken,
diğeri ise kapıda bekletir;
ne kapısından içeri girebilirsin, ne de seni yollar.
ancak bu kusur değil, yalnızca frekansların farklı ritmidir.
ve… ritimler uymadığında,
melodilerden rahatsız edici sesler duyma olasılığı bu yüzdendir.
sonuç olarak;
insanı ayrıştıran din, dil, ülke değil,
onun penceresinden nasıl gördüğüdür.
işte buna birliktelik deniyor…
velhasıl ,, Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da,
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte,
yani yürekte.''
yani olabilmekte…
ve akılda tutmak gerekir:
en gerçek buluşmalar, iki kalbin aynı anda
,, ben buradayım'' dediği anda başlar.
kalbimle...
En güçlü kelimeler,
Asla uysal olmaz.
Asla bir çerçevenin içine sığmaz.
Tıpkı aşk,
Tıpkı insanın içindeki o çılgın tutkular,
Tıpkı bir yazarın, kitabının son cümlesini asla yazmak istememesi gibi.
Çünkü bazı cümleler yalnızca yazılmak için değil, yaşanmak için doğar.
Bazı kelimeler sadece seslenmek için değil, hissedilmek için vardır.
Ve...
bazı yazılar, ne bir başlangıç ister ne de son…
Tıpkı bir fısıltının yankıya dönüşmesi,
Tıpkı bir dokunuşun yangına çevrilmesi gibi...
Nasıl Anlatılır Ki?
Dışarıda hava buz gibiymiş de,
Üzerine bu da yetmez gibi ıslanmışsındır…
Ama avuçlarında buram buram tarçın kokusu,
Soba karşısında gülüşlerinle salep yudumlarken,
İçini ısıtanım der gibi bir tanımdır kendileri…
senin geçtiğin yerlerden
bal alasım var,
ola ki arılar
kokundan bal yapmışlarsa diye.
ben susarken, rüzgâr anlatsın seni ne çok sevdiğimi...
sevgilim,
dudak kenarındaki buselerden mi doğuyor
bu sabahın ışıkları?
bugün de yaşıyoruz çok şükür,
damarımda adın,
yeryüzünde ayakların.
balam, sen bir gülümse…
buralara leylaklar düşsün
insan büyümek için
önce soğuğu mu sevmeli anne,
yoksa açlığı mı öğrenmeli
ilk ninnisi sustuğunda?