birini kapatıp zamanın
dünden tasdikli bir defter gibi
ötekini açtık bildim
son duvarı neden ördük o halde
(Lübnan Saldırısı sırasında)
50 derecede kış!
Ölüme de yaşam kadar yakın durmak gerektiğini düşünmüşümdür hep. Ölüm zamanla kabullenilebiliyor ama kanıksamayı ve vurdumduymazlığı anlayamıyorum bir türlü. Ölümü renkli camlardan bir Hollywood yapımı gibi izleyip sonra da hiç bir şey yokmuşçasına 'hayattan keyif almayı' anlayamıyorum. Baudrillard 'ın 'hipergerçek'i bu olsa gerek... Telefonları açmak istemiyorum artık; posta kutularını da... İnsanoğlu bir tuhaf olmuş. Sınırlı sayıda sözcükle konuştukları yetmezmiş gibi sınırlı sayıda düşünce, sınırlı sayıda duyguyla yaşıyorlar. İlk duyduğum cümle 'tatile gitmediniz mi? ' sorusu.
bir şeydir
karda çiçek açması ağacın
tersine aktığında su
renksizliğe meydan okur
damardaki buğu
gündüzü yolcu ediyor “K”
bu yüzdendir
ateşlenmesi geceleri
gizemdir karanlık birilerine
aynaya düşen akistir
…sadakora dönüştüğünde dil…
iç bohçalarımız ağlıyor şimdi
sedef kakmalı sandıklarda
soyunduk kâinat boyu
giyindik cüce!
alış kendine
sev yüreğindeki ejderi
adına 'hasret' dedikleri
her zaman kudurmaz acı
sinsi bir kurt kimi gün
izin versem
yüzüme dokunsa köpeğim
gönle azanın
efendisi olmak gibi
ki boğulmasın kalbim
efkârın gergefinde dokunur nakışlar
billurlaşır söz
suyun yorgun teninde
“gönle ulaşmanın tarihidir insanınki”
der feylesof*
içli bir mektup oldu kalemin kanı
yolu acıdan
yolu
tarihten geçen mersiye
hiçliği keramet bilip




-
Ömer Yalçın
-
Faris Faris
-
*
Tüm YorumlarSevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi