bir gül fidanının
altına gömmeliydin beni
hiç değilse
bir gül dalına asmalı
ve bu sabah gün doğmadan henüz
geri almalıydın sonra…
Sisli bir yalnızlık gibidir ölüm...
Bilinmeyenin içinde tek başına yitmek, kaybolmak...
Ve yeniden doğmak şairin dilinde...
Pir-ü pak, taptaze, dipdiri…
Ölmek hangi hesabı sonuçlandırıyor, düşündün mü hiç? O ki doğumdan önce de vardı. Ondan geldik; ona gideriz hepimiz. Ah bu korkularımız! İntihardan ne sık söz ederiz. Yaşamaktan ürktüğümüz için midir dersin? Yenilgiler cehenneminde yanmaktan korktuğumuzdandır belki. Birileri gerçekleştirmiş diye ne çok kıskanırız onları. Ama yapılmaz... Yapamayız. Bu yüzden de söze ve sözün anası şiire dokunur ellerimiz.
başka bir dehlize açılıyor kapılar
kendinden ürküyor toprak
bu sokaklar
bu insan
bu coğrafya
sınanmadı ki yazımız
ölü mü
diri mi
bilelim kışımız
aysbergin üstünde yürümek
intihar kuşları ötüyor beynimde
ense kökümde
migrene dönüşecek
o ağrı yuvalanıyor yine
neden böyle acıyor gözlerim
aynada mayalanacak zaman
ödeşmek üzere
kırk başlı ejderimizle
kınayla çıkacağım yağmur duasına
siyahtan uzak
derin denizde
trol ağlarına takıldım
şahdamarımı dinamitliyor sessizlik
ses
ses
kırbaçlandı yüreğim deli mor ah!
parçalarım dökülüyor
yaralarımdan izle beni
nafile öpücükler bırak kesiklerime
insana küsüyorum ben
yolculuktan söz ediyorduk
hangi anda hareketliydik ki
var mı gerçeğin içinde
tezatların kaynaştığı
böyle bir zaman dilimi




-
Ömer Yalçın
-
Faris Faris
-
*
Tüm YorumlarSevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi