fısıldıyor rüzgar:
“sınanıyorsun! ”
tedirgin saatler yürüyor kalbime
bilirim kendimi ben
karıncalar sarıyor her yanı
izin ver gideyim beynim!
bedenim uyuşuyor
mülteci çığlıklar yükseliyor
küllerin
tanrısal bir nağmedir ses
ve gizemli sessizlik
içli ezgiler ağartacak yüzümü
kristal bir iglo kadar ak
sim nakışlı
puslu labirentlerde saklı şiir ey
erguvan saatlerde çukur bir gamzeden doğan
hangi gökten nasıl kovuldun anlat!
dağ gelincikleriydik saf ve pir-ü pak
dupduru geçtik çok yangının isinden
arka cebe gizlenmiş
narin uykulu çocukluk
göğüs cebiyle didişir durmaksızın
meşruiyet zihin kantarında
sorarız:
yapay sancılardan doğdu eğretilik
şeffaf tümörler göverdi duygularda
en kısa düşenlerdi hayata
bir ayrılık
cefanın tozuna ter bırakmamış
batkın bir entelektüel kadar
omurgasız biriydi cam gülü sevdalısı
sorma
kadın mı
“Dil bir özgürlük aracıdır” diyerek girelim söze. Oysa aynı dil, hakim gücün sesi de olabilir pekala. Bir bakıma değişimin alt yapısını hazırlarken, diğer taraftan statüko’ya hizmet vermek suretiyle değişimi pekala engelleyebilir.
O halde “dil”den sanatsal anlamda nasıl yararlanmalı?
Dil, düşünceyi yaratırken aynı zamanda onu etkileyip yönlendirir. Bir başka deyişle fikrin oluştuktan sonra, “dil”e geri dönerek onun zincirlerini çözmek ve otoriteye başkaldırmasını temin etmek gibi bir görevi olduğunu varsayıyorum. İşte ancak o zaman, “değişim-etkileşim-yeniden değişim” sürecinde etkin bir rol oynayacağını farz ediyorum. ”Dil” derken yalnızca konuşma ve yazma dilini kast etmiyorum tabii ki. Müzik, resim, heykel, tiyatro, sinema, mimari; hatta giderek medya ve teknoloji de dahil olmak üzere tüm görsel, işitsel ve yazınsal uğraşı alanları ve genelde sanatın bütün dallarının dilden yaratıcı ve yenileyici bir araç olarak faydalanmasından söz ediyorum. Eğitim alanındaki kullanımı ise şimdilik konumuz dışında. Zira orada resmi ve sistemin müesseseleriyle birlikte ortaya koyduğu tercihleri devreye giriyor. Ben burada özel-özerk kurum ve kişilerin sorumluluk anlayışını; dilin özgürleşmesini ve aynı zamanda özgürleşme sürecine olan katkısını sorguluyor ve vurgulamaya çalışıyorum. Bilincin gelişmesine koşut olarak ulaşılan bir durumdur bu. Kısaca demem şu ki, sorumluluk en başta BİLİNÇ geliştirmeyi kapsıyor.
81. Yılda başım yine dik! ... Ülkemizi yoktan var etmiş olan Cumhuriyet Kuşağı’nın bir evladı ve gazi torunu; o düşünceyi devam ettirmekten, Atatürk’ün izinden yürümekten daima gurur duymuş bir Türk vatandaşı olarak Cumhuriyet’imizin yeni yılını en içten dileklerimle kucaklıyorum.
Bugüne dek hata ve eksiklerimiz olmadı mı? Oldu elbet. Yeri geldi eleştirdik veya düzeltmeye çalıştık. Ancak Türk Ulusu’na ve Türk gençliğine olan güvenimizi – hangi görüş, din, inanç ve etnik kökene mensup olursa olsun Türk vatandaşlığını bir onur madalyası gibi taşıyan kişileri kast ediyorum – asla yitirmedik...
Bizler vatanımızı ve bayrağımızı canımız gibi sevdik. Gün geldi büyük acılar çektik. Gün geldi şehit ve gaziler verdik. Kimilerimiz canlarıyla, kimilerimiz fikir ve kalemleriyle savundu ülkemizi. Buna rağmen verilen emeklerin, dökülen kan ve terin değdiğine bütün samimiyetimle inandığımı belirtmek istiyorum.
temelli gidişin olmadı hiç
ateşlerdi gelişin
yanardağımı
üzülünce kahrolurdum
gülümseyince




-
Ömer Yalçın
-
Faris Faris
-
*
Tüm YorumlarSevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi