bir adası var herkesin
mülkiyeti kendinde olan
asla gidemediği
yüzgeçlerin
kısa geldiği
- zıddıyla kaimdir her şey -
is kokulu titreyişlere isyandı
aşkı anlatmak
yadsımak ölüme teslimiyeti
anlaşılmaz bir başkaldırış
ehlileşmiş diyorlar Seyhan için
ne etsem ki
Dicle’de mi yıkansam
Zap Suyu’na mı atsam kendimi
dağları damıtırım belki
bir kış
açılış yapıyor içimde
katları boşalıyor göğümün
gülü
bimar edendir
Elimde bir tomar adresle sokak aralarında dolaşıyorum. 'Serseri mayın' gibi diyorlar ya, işte aynen öyle. Üstelik soruyorum kendime: 'Mayının serserisi de mi oluyormuş? ' Bulabildiğim dergi ofislerine birer birer girip çıkıyorum. Kiminde çömezler var. Hayattan bıkmış, umursamaz bir tavırla bakıyorlar yüzüme. Soru sorduğum için sanki beni suçluyorlar. Bunlar ekmek kavgası derdinde. Benimle ne işleri olacak ki! Kimi adreslerde egosu besili editörler buluyorum. Dosyama göz gezdirme zahmetine bile girişmeden hemen vaaza başlıyorlar. Çok gençmişim; yerli-yabancı tüm şairleri, yazarları okumam gerekiyormuş. Ve tabii ki bolca felsefe kitabı... Bıyık altından gülüyorum. 'Beynimin haritasını mı çıkardınız Sayın Editör? ' demek istiyorum.
Sınırlarıma çekilip susuyorum...
***
Yeni bir kapının önündeyim. Zile dokunuyorum. Ne kadar anlamsız bir uğraş bu; hayatım kapıları çalmakla geçecek galiba. Sadece zaman değil, üstelik duygu israfı. Sevimli ve oldukça nazik bir sekreter karşılıyor. Canından bezmiş birinin odasına alıyor beni. Suratsız ve sinirleri gergin bir adam var karşımda… İşini sevmiyor besbelli. Sevgilisi ile kavga etmiş olabilir mi? Sanmam. Böylesine hangi kadın katlanabilir ki? Hele biraz da aklı başındaysa... “Sus” diyorum kendime: “Önyargılı olma! ” Belki de hiç sevgilisi olmamıştır. Tüm bencilliğiyle can sıkıntısını seriyor önüme. “Ben, ben, ben, ben…” diyerek ara vermeksizin konuşuyor. Çok sıkılmış, bunalmış, yaşamaktan tat alamıyormuş, falan filan. 'Mutsuz olma hakkınızı kullanmak için önce mutluluktan ne anladığınızı anlatın bana” desem şimdi, öylece bakacak yüzüme.
sular çekilmedi henüz
ne yapmalı
vesikalık bir resim gibi
durmalı mı sayfa kenarında
hayır!
en çok toprak kokusunu özlemişim
yağmur sonrası çiyi ile
el ele tutuşmayı bir deniz kenarında
bahar âyinine geç kalmış
kır düğünüyüm şimdi
bir sabah
martı çığlıklarını dinledim akşamcı kahvehanesinde
sisten fışkırıyordu gemiler
kafam karışıktı anımsıyorum
uykum da yoktu üstelik
boşluğun içinden uzanıp bir tutam zamanı yakalıyordum
sözü çıkar
meseli masalı çıkar
çıkar şairi kağıttan
altıncı dekad’dan harf kalsın bir
:
körelir gözümüz hamile geceye
o ki kendini dirilten akrep
içimiz kadar çoğalır
içimiz kadar azalırız gün biterken




-
Ömer Yalçın
-
Faris Faris
-
*
Tüm YorumlarSevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi