körü körüne dost
körü körüne insan
körü körüne anne olmadım hiç
aslında
körü körüne emekçisi
sarı bir hüzne ekilmiş
kekre pişmanlıklar yasından
kalmaydı gün
söküldükçe uzuyordu tırnaklar
aniden ucuzladı yaşamak
düğüne hazırlanıyor havuz başı
gözlerim dalgın
turkuaz
sesini dinliyorum suyun
altın rengi entarilere büründü koltuklar
anlama beni
derin bir unutkanlık say
geçer giderim bu kentten öyle
uğramışımdır belki çok eskiden
demir aldı incelikler şiirden
“nedeni kıştır” diyebilsem keşke!
düşünür durur artık arpacı aşk kumruları
mevsim yeşerene dek
(Hoca ile Çekirge – 3. Bölüm)
-Hakkında şikâyet var Çekirge.
-Neymiş hocam?
-Abuk sabuk yazı ve şiirler yazıyormuşsun.
Düşün dünyamızda her birimizi derinden etkileyen “düşünürler' vardır. Benim de var tabii ki. Kendime düşünür biriktirdim yıllarca. Aralarında tekrar tekrar geri dönerek okuduklarım mevcut. Ancak son zamanlarda beynimin kapılarını bir gönül anahtarıyla aralayan biri çıktı karşıma. Hakkında daha önce de yazdım; gençlere önerdim ve sayısız alıntılar yaptım. Beni izleyenler eminim kimden söz ettiğimi hemen anlamışlardır. Ahmet İnam’dı bu felsefe ve gönül adamı. Sorup, söyleyip, anlatırken bir taraftan da sorguluyor ve sorgulatıyordu. Bana kalırsa en ilginç özelliklerinden biri buydu.
Dışarıdaki dünyayı sorgulamaya ve yanıtlar aramaya alışkındım. İçimle ise aralıksız hesaplaşıyordum ama iç’le dış’ı aynı platformda gerçek anlamda birleştirmeyi ondan öğrendim. Bu yolculukta boyutlarımın genişlediğini hissettim ve dolayısıyla giderek derinleştiğime tanık oldum. Gösterişsiz, kolay anlaşılır, çıplak, sade ve hatta oldukça basit sayılabilecek yazım diliyle düşünce kanallarının tümünü açtığı gibi kişiyi alışılagelmiş yollardan saptırarak, tenha patikalarda sürüp giden bir serüveni paylaşma olanağı sağlıyordu. Bir bakıma doğayı yeniden keşfetmeye benziyordu bu eylem. Özellikle ormanda düşlerinin peşinde koşan bir arayıcı için çok değerliydi.
Düşünürü nereye koyacağımı uzun süre bilemedim. Kimdi o, nasıl biriydi ki bu denli etkileyici olabiliyordu? Arkadaşım değil ama yoldaşımdı. Sıkı fıkı değildik; sırlarımızı paylaşmıyorduk ama dostumdu. Işığını görecek kadar yakınında durmuyordum ama uzaktan bakınca bile bir deniz feneri gibi parlıyordu. Öğrencisi değildim, ancak önüme öyle bir gönül sofrası seriyordu ki, sağlıklı beslendiğimi hissettiriyordu bana.
-daha dün eylül değil miydi?
bu yaz geldi
geçti
“bitti” diyorlar
ben göremedim
“aşk yoksa yaşamak yok”
demiştim bir zamanlar
-yaş neredeyse elli
bir tuhaf baktılar yüzüme
soluyor gül
paslanıyor tuval
sönüyor resim
gökyüzü rengini kaybediyor ansızın
yitiriyor anlamını
küsüyor dolunay




-
Ömer Yalçın
-
Faris Faris
-
*
Tüm YorumlarSevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi