yen içine koy çolaklığını
ayrı koy
en derine
hangi ölüyü sakladıysak
onurumuzdu bizim
bir sevgi büyüttüm
birçok sevgi
öyle böyle değil
körebe oynadım
yürek deli-dolu
yorgun garda bir yolculuk
yalnızlık
yol arkadaşı
çocuklara ağlıyorum
masumiyeti yitirdiler
kara yağız bir hüzündü yine yapışan
karalar bağlar
yas tutar ya yüreğin
işte aynen öyle!
bir vuruşa teslim insanoğlu
Kafası karışıktı bu adamın. Karıştırmışlar onu. Belki de karışık doğmuştu dünyaya kim bilir. Kaosun düzgün çocuğuydu o...
Amatörce coşkuları severim ben. Gençlik gibidirler. Biraz acemilik; bir hayli naiflik ve masumiyet kokarlar. Tıpkı bu bilgenin masumiyeti gibi. Daha önce de rastlamıştım böylesine. Uzaktan görünce “şıp” diye tanırım onları. Adamın büyüsü burada gizli galiba. Gücü ise sade anlatımından geliyor. Herkes de dil ustası değil ki! O aslında usta olmasına usta da, tıkanan iletişim kanallarını açmak uğruna dilini alabildiğine basitleştiriyor.
Son yıllara dek genelde felsefeye fazla bulaşmamıştım. Fen bölümündeki öğrencilere neden felsefe okutmazlar, hiç anlamam. Şimdilerde ise kimseye okutmuyorlar galiba. Kitap kurduydum ya hani, işte o sıralar kıyısından köşesinden dokunmuşum azıcık. Daha sonra, ilerideki yıllarda bir dolu felsefe kitabı edinmişim. Edinmişim de ne olmuş? Doğru dürüst okuyamamışım hiç birisini. Okumaya başladığımı da bitirememişim zaten. Nasıl okuyacaktım ki? Bir dönem hayatımıza zorla sokulan, hilkat garibesi, uyduruktan, bulmacamsı Türkçe’yi - ki her nedense en çok da felsefeciler benimsemişlerdi - nasıl çözecektim? Yetersiz dil bilgisiyle yabancı bir dilde okumaya çalışmak gibi bir şeydi bu. Üstelik on yedi yaşımda koparılmışım kendi dilimden ve başka bir dilin kucağına atılmışım. Bu arada Türkçe değişmiş; bizim bildiğimiz anadil uçup gitmiş; yerine ise ne olduğunu bir türlü kavrayamadığım, mutasyona uğramış acayip bir şey gelmiş oturmuş. Aynen görmemişin üzerindeki eğreti elbise gibi sırıtıyor... Çaresiz ben de yabancı bir dile tapulanıp kalmışım. Kalmışım da iyi mi olmuş sanki? Bunca yıldır yazıyor ve konuşuyorum güya, ama henüz yarısına bile vakıf değilim. Öyleyse ne oldu bana? Dilsizleştirdiler mi beni?
duygu ne yapardı şiirler olmasa
ehram taşından farksız olurdu dizeler
yerini şiirde bulmadan evvel
bunca yükün altında ezilirdik mutlaka
hece gözünü ısırırdı harfin
I
karanlıkta bir ses
'maylo' diye fısıldadı sessizce...
maylo geldi biliyordum
yedi samuray
cenk eder düşlerimde
yolculuk kutsal / yürekler taş
onur sancağı taşırlar ellerinde
yedi semazenle
suça tanık oldum
katlediliyordu dil*
susuyordu dilim
dilini kedi yemiş kiminin
kiminde pabuç
kaderse hikayede id kandili olmak
çırağlar tutuşur parşömende
yakışır turkuaz nakkaşın ellerine
yakışır yazmana susmak
derinde saklanır abıhayat bin yıl
Sevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi