çığlıklar gürlerdi hep
sıradanlığa salardım
eksilirdi kimi gün
kiminde kanser yarası
olamayışın iç kuşatmaları üşüşürdü öteki’liğe
karmaşa şölenlerin bezgin dervişi
paslı gemiler yaktı bir gece vakti
savurdu tenine biriken hırpani döşeği
papatya ekti zarflara
eskimiş adaklar ödendi ruh tutsaklığında
kelebek ürpertisiydi yazgın
bilemezdin gülün ömrünü
gözlerin ürkek
ruh kalkansız
kozasında canlanan ipek böceği idin
kıraç toprağa sağanaktır yüreğim
kaçışlarım
çoğu kez bana dair
benim mülkiyetimde
bana emanettir öznel hapisliğim
en verimkâr yolculuğu umar birileri
zamanın rüzgârlı diliminden
en meşakkatli
yüreği büyüten en çok
yel alır değirmenimiz bir gün
kâinatı dinler
dolunay yakalarım sağanak yağmurlarda
ödünç alırım zamansızlığı bilinmeyenden
yarına ait bir düş olmamak kararım
düne dair olmadığım gibi
Karışan beyin, parazit yapan sistem ve bozulan kimyayı düzeltmenin tek yolu düşünmektir.
Ama nasıl düşünmek?
Çok becerikli ve “ehil kafa dağıtıcıları” vardır hani; sinemaya, maça, içmeye, dost muhabbetlerine ve bazen de “geyik” üzerine kurulu zaman öldürmecelere pek meraklıdırlar. Bu konuda ustalaşmışlardır adeta. Onlara bir sözüm yok benim. Ne mutlu hepsine. Benimki biraz farklı. Baştan uyarmalıyım sizi, zira epeyce zor bir zanaattır bu. Önce kafayı kötü düşüncelerden arındıracak, aklayıp paklayacaksın ki azıcık yer açılsın; sonra öfkeni bastıracak ve dış dünya ile hafiften bir mesafe koyacaksın araya. Televizyonun, radyon, kapın hiç susmaz ve e-postaların birbiri ardına ekrana düşerse eğer, giriştiğin düşünme eyleminden de bir hayır gelmez açıkçası. Bu yüzden, benimkisi tenhalara kaçıp inzivaya sığınarak düşünme biçiminde oldu genellikle. Kafamda giderek büyüyen, şişen ve beni sıkıştırıp bunaltan lanet enerji toplarından kurtulmanın bildiğim yegane yoluydu bu. Beynimin her minik kıvrımından fışkırıyor; silahları ile üzerime üzerime gelirken dengemi bozuyor; kasırgaya duçar olmaktan beter ediyorlardı. “O halde düşünmeye devam” dedim…
nükseder kimi hastalıklar
eylüllü ağıtlara benzer
silinmez hiç
çölü çekmek gibidir içine
biri bozdurarak harcar kendini
sabahlar bilmez yaşlanmayı
kadim bir masalın ayak izlerine gece
kırmızı saatlerin mührünü vurur
açılır parantez
şaşaalı güneşler çizdim size
narin bir tülün eteğine dökerek aynaları
kuytuda gömülü çığlıklarla
abanoz tenini yüzdüm
bağırtılı aşkların




-
Ömer Yalçın
-
Faris Faris
-
*
Tüm YorumlarSevda Kenti'nin Öyküsü’nü dinlemek ister misin?
İstersen son şiirime bir göz at… Sevgilerle.
şiirinizde yorgun ve sarhoş bir yaprak gördüm onu aldım ırgat'a verdim...
bu sitede ender şiir yazanlardansınız..
saygı sevgi