şuraya yağmur olup
yüreğimde taşıyamadığım yükü
gözlerimden dökmek istemiyorum.
çünkü göz,
itiraf eder.
bir gün beni unutursan
şehrin en tenha sokağında
yağmurdan kaçan bir kedinin gözlerine bak,
orada biraz ben kalmışımdır.
tozlu rafların arasında
umarım yollarımız bir gün kesişir yine
uzun, sessiz sokaklarda
ve sen
ellerin cebinde
gözlerin ufka dalmış
ben
vazgeçmek
bir kapıyı çekip çıkmak değildir yalnızca,
bir sokağın köşesinden dönüp
arkana bakmamaktır.
vazgeçmek,
yusuf’u sevmek,
bir rüyayı kalbinde taşımaktır
ama o rüyanın sabahına uyanamamaktır.
güneş doğar, kuşlar öter,
fakat senin içinde gece kalır.
seni düşünmek,
gecenin en sakin yerine saklanmak gibi.
kimsenin bilmediği bir pencere açıyorum içimde,
perdeleri kapalı, ışığı loş,
adı sen.
bir kadıköy gecesi başlar her şey,
vapur düdüğünde titreyen bir yalnızlıkla.
denizin üstüne serilmiş sarı ışıklar
sanki eski bir şarkının nakaratı gibi
kalbime dokunur usulca.
bir kadın vardır,
aynaya her baktığında
iki farklı yüz görür.
biri gündüzün yüzü,
alışkanlıklarla örülmüş,
sessizce katlanan,
çaresizliğim kelamdan değil iki gözüm,
yazılandan.
çünkü insan en çok
kimse görmez sanıp gecelere bıraktığı cümlelerde yakalanıyor.
ben seni öyle büyük vedalarla kaybetmedim.
bugün
bir kadının elindeki lambadan
koca bir insanlık geçti.
adı florence’ti.
gecenin içinden yürüyordu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!