tozlu rafların arasında unuttuğun
şiirlerinde hala yaşıyorum dedin ya
ben de oraya yerleştim işte,
bir virgül gibi,
yarım kalmış bir cümlenin içine.
bir de hiç bitmeyen rüyalar vardır.
sabaha kadar insanın avuçlarında kalan,
uyanır uyanmaz eksikliğiyle boğaza oturan.
öyle bir özlem ki bu,
adı konulsa da geçmez,
saklansa da dinmez.
uykularını gecenin karanlığında saklayabilene
her gün devr-i hasret düşer payına,
öyle bir hasret ki
ne sigaraya sığar
ne iki duble rakıya.
gece yeni başladı yar,
ama benim içimde çoktan sabahlar öldü.
bir gün daha eksildim senden,
bir ömür daha çoğaldım yalnızlığa.
günün telaşını bırak diyorsun ya,
her şeyi kaderimiz diye yaşarken
kaderimizi biz yazdığımızı bilmedik.
karanlık, içimize çöreklenmişti çoktan,
adı konmamış korkularla besledik onu,
her susuşta biraz daha büyüdü
gece uzun, sokaklar sessiz,
ay, eski bir lambanın solgun ışığı gibi
bir duvarın köşesine yaslanmış.
rüzgar, kimsenin hatırlamadığı bir şarkıyı
fısıldıyor kaldırımların arasına.
gecenin koynuna düşmüş bir şehrin sokaklarında
adımlarım yankılanıyor,
taş kaldırımların soğuk omuzlarında.
ay ışığı bakıyor üstüme,
sessiz, sanki her adımımı sayıyor.
yaşım elli beş olmuş
saçlarıma düşen ak
bir kış akşamının sessizliği gibi
usul usul çoğalmış.
ellerim artık
ey yar,
gecem hasretin karanlığında demlenen bir kadeh, sabahım adını anınca dağılan bir sis.
kalemim kavuşmayı yazar,
ama kader denen ihtiyar katip
her satıra biraz ayrılık serpiştirir.
sürekli yanımızda olan şeylerin
sessizliğine alışır insan,
bir duvar saati gibi dururlar hayatımızda
tik tak etmeden,
sanki zaman hiç bitmeyecekmiş gibi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!