bugün,
klimik derneği’nin takviminde
küçük bir not gibi görünür belki.
ama aslında
insanlığın avuç içine yazılmış en eski öğüttür
temiz tut kendini,
elli beş yaşındayım.
ne gençliğe sığabildim artık
ne de yaşlılığa razıyım tam anlamıyla.
iki mevsim arasında kalmış bir akşam gibiyim.
güneş çekilmiş ama karanlık da cesaret edememiş çökmeye.
1886.
chicago’nun kirli sabahında
sekiz saatlik bir düş düştü sokaklara.
ekmek kadar sade,
yaşam kadar haklı bir istekti bu.
emekli kaldı üç kuruş paraya,
takvimden düşen yapraklar gibi
yıllarını saydı tek tek.
sabahları hala erken uyanır,
alışkanlık işte.
alarm çalmaz artık
bir gülüş mesela,
annesiz mi, babasız mı doğdu ekrana ?
hangi ses tonunda güler,
hangi omuzda dinlenir akşam olunca ?
kim öğretti ona sevinmeyi
ve neden hep aynı sarıya boyandı teni ?
deli dolu yaşamak derler ya,
aslında biraz da ölüme rağmen hayatı seçmektir.
takvim yapraklarının sessizce eksildiğini bile bile, güneşi ilk kez görüyormuş gibi
başını göğe kaldırabilmektir.
aşk dedikleri şey sevgili,
bir yangının adıdır bazı geceler.
kimi kül olur içten içe,
kimi yürür ateşin üstünde çıplak heceler.
ben seni sevince değişti takvimler,
senin bildiğin gibi değildi aşk,
hatta benim bildiğim gibi de değildi.
aşk öyle pembe dizilerdeki gibi,
mumluyla, güllüyle, cilalı laflarla gelmezdi.
bazen bir sokak köşesinde,
erenköy’den çıktım bu akşam,
omuzlarımda biriken kelimelerle,
suskunluğun ağırlığı çökmüş kalbime,
her adımda seni biraz daha kaybederek.
rayların arasına sıkışmış umutlarım,
kapının eşiğinde beklemek dedin ya,
bilmezsin, insanı nasıl küçültür o taş parçası.
ne ev sayar seni,
ne sokak kabul eder.
iki dünyanın arasında
adı konmamış bir sürgün gibi durursun.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!