pazar sabahı doğar güneş ağır ağır,
sokaklar uykulu, kediler köşe bucak.
bir sessizlik çöker mahallenin üstüne,
sanki zaman bile esner, uzanır biraz.
çaydanlık kaynar ocakta, camlar buğulu,
Temel pazar sabahı erkenden uyanmış.
Fadime şaşırmış:
— Hayırdır Temel, bugün iş mi var?
— Yok Fadime, pazar…
— E o zaman niye bu kadar erken kalktın?
— Geri yatıp uyumak için! 😄
pazar günüydü,
şehir yorgunluğunu omuzlarından indirmişti,
sokaklar yavaş konuşuyordu,
rüzgar bile acele etmiyordu artık.
güneş perdelerin arasından
pazar sabahı alarm çaldı,
alarm dedi, kalk
ben dedim, sus
yorgan dedi ,gel
ben gittim.
pazar günü sabahı, güneş yavaş doğar,
horoz bile gecikir, uykusu ağır ağır.
sokaklar esner durur, sessizlik dolaşır,
bir tek simitçinin sesi uzaktan çağırır.
çaydanlık kaynar ocakta, buharı bulut olur,
pazar akşamıydı, yasemin.
gökyüzü kan kırmızısı bir vedayı
yavaş yavaş ufka sürüyordu.
şehir susmuştu,
ama içimde kopan fırtınanın
hiç susmaya niyeti yoktu.
pazartesi günleri,
sabahın en ince yerinden sızar hayata,
henüz uyanmamış sokakların
kirpiklerinde titreyen bir serinlikle.
çaydanlıktan yükselen buhar,
gecenin yorgunluğunu siler aynalardan,
bugün sahne senin be agop,
perde ağır, hayat ucuz, alkış bedava.
ama rol pahalı.
adına ,
27 Mart dünya tiyatro günü demişler,
perşembe
haftanın yorgun kalbi,
ne tam bitmiş bir hikaye
ne de yeni başlamış bir umut.
içimdeki suskunluğa benzer,
çok şey söyleyip
ustam.
adını her andığımda içimde bir sızı,
bir de garip bir gurur büyüyor şimdi.
çünkü ben,
Maksut Urun’un çırağıydım bir zamanlar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!