umarım yollarımız bir gün kesişir yine
uzun, sessiz sokaklarda
ve sen
ellerin cebinde
gözlerin ufka dalmış
ben
bir gün okursun diye
sana yazıyorum bu şiirleri.
belki adım, eski bir takvim yaprağı gibi
rüzgarın önüne düşer.
belki yüzüm, yılların tozunda silinir.
ama bir mısra, ansızın kalbine dokunursa,
vazgeçmek
bir kapıyı çekip çıkmak değildir yalnızca,
bir sokağın köşesinden dönüp
arkana bakmamaktır.
vazgeçmek,
yusuf’u sevmek,
bir rüyayı kalbinde taşımaktır
ama o rüyanın sabahına uyanamamaktır.
güneş doğar, kuşlar öter,
fakat senin içinde gece kalır.
seni düşünmek,
gecenin en sakin yerine saklanmak gibi.
kimsenin bilmediği bir pencere açıyorum içimde,
perdeleri kapalı, ışığı loş,
adı sen.
bir kadıköy gecesi başlar her şey,
vapur düdüğünde titreyen bir yalnızlıkla.
denizin üstüne serilmiş sarı ışıklar
sanki eski bir şarkının nakaratı gibi
kalbime dokunur usulca.
bir kadın vardır,
aynaya her baktığında
iki farklı yüz görür.
biri gündüzün yüzü,
alışkanlıklarla örülmüş,
sessizce katlanan,
kaderimiz, hayatın bir yerinde kesişecektir.
ne kaldı ki toprağa.
insan, bazen yıllarca aynı şehrin içinde dolaşır da
asıl varacağı yere hiç varamaz.
bazen de ömrü boyunca tanımadığı birinin duasında
her yer avaz avaz hıçkırık,
sesi korkutuyor beni, korkutuyor beni.
kim ölmüş diye bakıyorum,
meğer herkes biraz kendine ağlıyor.
bir tabut geçiyor sokağın başından,
çaresizliğim kelamdan değil iki gözüm,
yazılandan.
çünkü insan en çok
kimse görmez sanıp gecelere bıraktığı cümlelerde yakalanıyor.
ben seni öyle büyük vedalarla kaybetmedim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!