bir ev lazım insana kardeşim,
öyle saray falan değil ha,
iki göz oda,
damı biraz akıtsa da olur.
yeter ki kapısını rüzgar çaldığında
zamansız gelen misafirin hüznü çöktü kapıya,
bir akşamın küskünlüğü sindi eski yapıya.
saat sustu, takvim yandı solgun bir yaprağa,
içilen kahve acıya döndü ağır ağır dudağa.
perdeler titrek bir sır gibi indi odaya,
akşam dediğin nedir be sevgilim?
kapıya dayanmış bir alacaklı işte.
vuruyor durmadan insanın yüreğine.
öde bakalım, diyor,
gündüz unuttuklarını şimdi çıkar cebinden.
şuraya yağmur olup
yüreğimde taşıyamadığım yükü
gözlerimden dökmek istemiyorum.
çünkü göz,
itiraf eder.
bir gün beni unutursan
şehrin en tenha sokağında
yağmurdan kaçan bir kedinin gözlerine bak,
orada biraz ben kalmışımdır.
tozlu rafların arasında
umarım yollarımız bir gün kesişir yine
uzun, sessiz sokaklarda
ve sen
ellerin cebinde
gözlerin ufka dalmış
ben
vazgeçmek
bir kapıyı çekip çıkmak değildir yalnızca,
bir sokağın köşesinden dönüp
arkana bakmamaktır.
vazgeçmek,
yusuf’u sevmek,
bir rüyayı kalbinde taşımaktır
ama o rüyanın sabahına uyanamamaktır.
güneş doğar, kuşlar öter,
fakat senin içinde gece kalır.
seni düşünmek,
gecenin en sakin yerine saklanmak gibi.
kimsenin bilmediği bir pencere açıyorum içimde,
perdeleri kapalı, ışığı loş,
adı sen.
bir kadıköy gecesi başlar her şey,
vapur düdüğünde titreyen bir yalnızlıkla.
denizin üstüne serilmiş sarı ışıklar
sanki eski bir şarkının nakaratı gibi
kalbime dokunur usulca.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!