Melih Coşkun Şiirleri - Şair Melih Coşkun

Melih Coşkun

Bir gül dalına kazıdım adının her harfini
Hızır'dan değil
gülüşünü bahardan
ve seni senden diledim ömrüme...

06.05.2014

Devamını Oku
Melih Coşkun

Ne zaman yan yana üç fidan görsem
Bahar gelir ab-ı hayatla sulanmış toprağıma…

6 Mayıs 2009

Devamını Oku
Melih Coşkun

Şavkında boğun beni
Bölüşmek suçsa eğer ay ışığını,
Yakın beni
Kızıllığını türküme kattığım
Güneşin sıcaklığında,

Devamını Oku
Melih Coşkun

Hoşgeldin aşk
Seni bekliyordu yorgun başım
Yaslanabilmek için omuzlarına

Bir parça şiirim
Ve sadık yalnızlığımla

Devamını Oku
Melih Coşkun

Herkes anlayabilsin söylediklerimi
Kederlensin
Bir ateş böceğinin
Karanlıkla sevişmesine benzeyen
Dağ başında yanan çoban ateşi

Devamını Oku
Melih Coşkun

Herkesin bir sırrı vardır
Söylemekten korktuğu
O gerçektir ki
Uzayıp giden geceler boyu
Düşlerini alt üst eden
Sabahlara kadar

Devamını Oku
Melih Coşkun

Her ölüm
Yazılmaya başlanamamış bir şiirdir.

Her ölüm
Tükenmiş bir kalem
Yazmak istesen de bitmiştir mürekkebin

Devamını Oku
Melih Coşkun

Her şeye yeniden başlamanın zamanı geldi artık
Eski bir kitabı kurtarıp tozlu rafların tutsaklığından
Okumaya başlamalı eksik kalmış yerinden
Tam o anda en sevdiğim türkü çalmalı radyoda
Ve annem bilmemeli
Şiirler çıkartıp yüreğimin kınından

Devamını Oku
Melih Coşkun

Her türküde havada olacak yumruğum
Tükenmedikçe sol yanımı
Sıtma tutmuşçası titreten o sevda
Biter mi kısa çöpün
Uzun çöple olan hesabı,
Hangi aşık vazgeçer sevdasından

Devamını Oku
Melih Coşkun

..........Evet, bize düştü hayatın üç beş nöbetini tutmak. Yedek subaylık kursunu bitirdiğim gün o torbadan görev yerimi seçtiğim an aklıma gelmişti bu cümle ilk defa.
.........İnsan birazda kaderini kendi yaratırdı. Bir kaç saniyelik bir hadiseydi ve her şey olup bitiverdi bir anda. İnsanların sadece adını bildikleri ama mecbur kalınmadıkça muhabbetlerde adı dahi geçmeyen bir yere gidiyordum: Şırnak Milli J. Komando Taburu.
..........Daha sonraları öğrendim güneydoğunun ilk basılan karakolu olduğu için adının Milli olduğunu. “Dağların dili olsa anlatsa çekilen acıları” diye anlatıyorlardı yıllar önce o acıları çekenler. Arkadaşının kucağında son nefesini veren gencecik çocukları, tezkeresine iki ay kala sevdiği kızı başkasına verdikleri için intihar eden o gencecik fidanı, daha bir çok tarifsiz kederi, hasreti ve tükenen umutları...
.........“Biz o ışıklı şehirlerin çocuklarıydık, ışıklı caddelerin
..........Alışmamıştı gözlerimiz karanlığa” diye yazmıştım burada yazdığım bir şiirimde. Gerçektende zordu ilk günlerim. Karanlığa boğulmuş uçsuz bucaksız dağlar; sanki sonsuzluğa değin uzanıp gidiyordu.
..........İlk defa yıllar önce komşumuzun oğlu Gabar’da şehit düştüğünde duymuştum bu dağların adını. O günden beri hiç unutmamıştım. İşte tam ortasındaydım bu karanlık, soğuk gecenin.

Devamını Oku