Eski bir yoldaş tanırdım
Bir devrimci gibi aşık olamaz hiç kimse derdi
Kimse onun gibi koklayamaz çiçeği dalında
Ve onun gibi yürüyemez bir yüreğin çıkmazında
Kimse onun anladığını anlayamaz okuduğu öyküden
Sığdıramaz dinlediği şarkının her notasına
(Güray’a)
Eski dostum,
Bu ilk ve son mektubum sana. Tam yedi yıl geçti son görüşmemizden bu yana. Nasıl yan yana getirilir merhaba ve hoşçakal sözcükleri.
Eski limanda bir vapur eskir
Bir zamanlar aşkları eskiten
Hasret bitiren dalgalardan uzak
Bekler
Hiçbir şairin
Yanaklarını okşamadığı ıssızlıkta
İçinde ölümlerin olmadığı sıradan hayat hikayeleri bile ağlatmaya yetiyor artık beni. Bir çocuğun avcunda sımsıkı tuttuğu bozuk para, yol kenarındaki adamın sekiz köşe kasketi, cenaze arabasının arkasında boş duran tabut kapağı.
Ey erken büyümüş çocuk, şairliğinle sınanması da varmış şu hayatta yüreğinin. Oysa ne gereği vardı bir anne kediyi, kendisine atılan yemek artığının son parçasını yavrularına taşırken görmenin.
Ben de neşeli şarkılar söylemek isterdim sizler gibi, hepiniz gibi sıradan sevinçlerim olsun isterdim, kederlenince sabahlara kadar içmek ve unutup evimin yolunu ucuz bir otel odasında sabahlamak...
Bazen kapatmak istiyorum gözlerimi görmemek için toprağa dökülen kanın siyaha boyanışını. Ama ne çare, ne zaman yumsam gözlerimi göğsünün üzerinde kızıl bir çiçek gibi açılmış yarasıyla bir bebek...
Bazen tıkamak istiyorum kulaklarımı duymamak için gökyüzünü dağlayan çığlıklarınızı. Ama ne çare,bir bebeğin ağla(ma) yışı boğuyor bütün çığlıkları.
Mutlu günleri anlat diyorsunuz bana sürekli. Oysa bilmiyorsunuz ki acılarınızın mirasıyım ben.
Şair olmak,
Ne garip şey
Duvarlara kanayan yarandan
Sızan kanlarla yazı yazmak gibi,
Akarsu üzerine resim yapmak gibi,
En büyük acılardan
Sen bir şehrin gözyaşlarını saydın mı hiç
Esmer yüzlü bir direnişçi gezinirken uykularında
İçimde talan edilir bir şeyler
Ve her zamankinden beterdir
Tepemdeki gri bulutların hıncı
Acılar mıydı büyüten yüzünü
Hep çocuk kalmak isterken
Toprağın kuruyan yüzümüydü
Yaz sıcağında
Böylesine çatlatan ellerini
Sizi
Size rağmen
Sizin sevemediğiniz kadar
Çok seviyorum
Masum bir bakıştı
Şiirimin anayurdu yalnızlık,
Unutmadım gülümseyişini
En yorgun akşamlarımda
Cam kırıkları içindeyken göz bebeklerim
Kayıpken beynimin sol yanı
Şiirinin sandalına bindim bu akşam
Al götür beni yine sularına,
Yüreğim uslanmaz bir çocuk
Haydi uslandır beni
Dalıp dalıp kaybolmayı özledim




-
Saliha Çiftçi
Tüm YorumlarBu harika şiirleri yazdıran güzel ve cesur yüreğinize selam olsun, sevgili Melih.
Şiirlerinizle tanışmama vesile olan sevgili Eylem Barış ve Cansın Ünver'e teşekkürü bir borç bilirim.
Sevgilerimle