Kaçıncı geçişim bu yoldan
Ve kaçıncı kere
Yoksun rüyalarımda
Öyle güzeldi ki
Hiçbir zaman gelmeyeceğini bilerek
Kaç kez uyandım uykulardan
Ömrümün en güzel dizelerini yazarken rüyalarımda
Çırpınıp can verirken avuçlarımda binlerce balık
Dışarıda çocukluğum gibi yağıyordu kar
Hiçbir zaman hiçbir kelimesini hatırlayamadım oysa o dizelerin
Güzel annem,
Burada bir haftamı bitirdim. Yavaş yavaş alışmaya başlıyorum buradaki hayata. İlk günlerdeki burukluğumu da attım üzerimden. Alışkanlık böyle bir şey işte anne. Ne kadar berbat olursa olsun yadırgamıyor insan bir zaman sonra, ilk başta şaşkınlıkla, tedirginlikle karşıladıklarını.
Bunları yazarken aklıma geldi. İnsan acaba acılarına da alışabilir mi anne? Alışmak mı, yoksa sağalması mı hiç kapanmayacak sandığımız yaralarımızın?
Bu soruyu sana soruyorum çünkü biliyorum en çok annelerdir acı çeken. Sende bir annesin ülkemin bütün yüreği kanayan anneleri gibi. Hiç kimse annelerin hissettiklerini duyamaz etinden canından bir parça koparılıp koynundan binlerce kilometre uzağa gönderildiğinde. Hiç kimse hissedemez biricik oğlunun artık hiç dönmeme ihtimalini düşündüğünde hissettiklerini.
Yine sulandırdın biliyorum o güzel gözlerini. Ağlama demiyorum sana. Yoksa bilirim gizli gizli içine akıtacaksın gözyaşlarını. Ağla ama umutsuzluk olmasın gözyaşında. Hasret olsun sadece, hasret büyütür sevincini kavuşmaların.
Güzel annem,
.......Birkaç gün sonra iki ayımı tamamlayacağım burada. Havalar öyle sıcak ki bu günlerde. Geldiğim günden bu yana bir damla yağmur düşmedi toprağa. Ve ben hiçbir zaman buradaki kadar kızgın görmemiştim güneşi.
.......Ancak ne kadar kinini kusar gibi yakıyor olsa da tenimizi kimse güneşin batmasını istemiyor.Buradaki herkes geceden korkuyor anne, tıpkı karanlıktan korkan çocuklar gibi. Çünkü buranın geceleri büyük şehirlerdeki parıltılı gecelere hiç benzemiyor. Alabildiğine uzanan dağlarda, alabildiğine karanlık, çok uzaklarda tek tük yanan ışıklar ve ufak bir ses bölmeye yetiyor bıçak sırtında uyunan uykuları.
.......Herkes sorular soruyor kendine sürekli. Neden ben, neden bir başkası değil? Ben de soruyordum bu soruyu kendime ilk zamanlarda. Ama alışmak; olmuş olanı kabullenmek bir anlamda. Bizim yerimizde olmasını istediklerimizde soracaklardı bu soruyu elbet kendilerine. Yani anlayacağın güzel annem hasretin üç beş nöbetini tutmak bize düştü sürekli kanamakta olan ülkemde.
.......Her an daha da çok özlüyorum şehrimi ve sizleri. Deniz kokusu hala burnumda. Hala duyar gibi oluyorum gökyüzünde martı çığlıklarını.
Merhaba güzel annem,
.......En son mektubumda artık buradaki hayata alıştığımı anlatmıştım. İnsan her şeye alışıyor ama hasrete alışılmıyor nedense bir türlü. Daha öncede ayrı kaldığım zamanlar oldu sizlerden ve tüm sevdiklerimden ama inan ki hiç böyle olmamıştım ben hiçbir ayrılıkta..
.......En son konuştuğumuzda sen hala benim küçük oğlumsun demiştin ya bana. Neden büyümez çocuklar anne babalarının gözünde hiç? Bunu baba olduğum zaman öğreneceğim sanırım.
.......Aslında korkmuyor da değilim büyümekten. Sebebini bilmediğim bir çocuk kalma isteği var içimde, olup bitene hep beş yaşında bir çocuğun gözlerinden bakabilmek, acılardan bile küçük mutluluklar çıkartabilmek payıma. Ve hala yaslayabilmek istiyorum hayatın karabasan gibi üzerime geldiği gecelerde yorgun başımı omzuna.
.......Güzel annem ne kadar büyüsem de bilmeni isterim ki ben koynunda uyuyan o çocuk yüzüyüm hala. Gözlerim beş yaşında. İnan bana acılar yüreğimi büyüttü sadece ama beni asla.
Kahkahalarla gülen yüzüm
Kar toplayan güneş soğukluğudur
Yağmaya başlar ansızın
Anlayamazsın
Her yara kendi bedeninde sızlar çünkü
Kışı yaza çevirebilir mi aşk
Ağustosta yüreğimize kar yağdırdığı gibi? ..
Hala sırılsıklam geziniyorum
Aşkına ıslandığım bulutun sevdasına
Beynimin sabah tazeliğini
Yalnızlıkların kesiştiği uzak bir yolda
Karşılaştık ilk defa
Biraz tedirgin
Ve biraz yabancı
İlk defa görüyor olsam da
Tanıyordum seni asırlardan beri
Belki kar yağmasaydı
Şiir yazmazdım bu gece sana
Yüreğimin ardına saklanıp
Gizli gizli ağlamazdım
Dışım toprak ve durgun bir deniz kadar sakin
.....Soruları yanıtlayamasak da düşünmek varolmaya yetiyor. Kaybettiği yerde çözüyor insan, beynini yıllarca kemiren karanlığın sırrını. Ya bir ömrün son gününde, ya da bir başlangıcın ilk günü. Bütün merak ettiklerin özünde saklı aslında, sözünde saklı aydınlığa çıkacak olan zifiri karanlık gece.
......Mutlaka cevaplanır birgün aklına takılıp kalan sorular. Yeter ki sor sen en güzelini, yeter ki geç kalınmamış olsun, yeter ki batmamış olsun güneş, yeter ki bitmemiş olsun umut...
......At üzerinden pas tutmuş geçmişi. Sonsuz mavisini sunuyor sana bak kapının ardındaki gökyüzü. Yanıbaşında milyonlarca nefes, milyonlarca kalp çarpıntısı…




-
Saliha Çiftçi
Tüm YorumlarBu harika şiirleri yazdıran güzel ve cesur yüreğinize selam olsun, sevgili Melih.
Şiirlerinizle tanışmama vesile olan sevgili Eylem Barış ve Cansın Ünver'e teşekkürü bir borç bilirim.
Sevgilerimle