İğde kokulu yarim, hüznümün ayı doğdu,
Kaç asır sayamadım, çölümü kurak boğdu.
Düşsüz serap gibiydin, avuçlarımda yoktun,
Törpüsüz kaldı yanım, bağrıma ateş soktun.
Güneşim hiç doğmadı, Sibir dağı soğuktu.
Arar bağrım gülden özü
Maya tutan haktan sözü
Nazarsızdan kerem gözü
Yangınında aşktan közü.
Haydi gönül durma, muhabbete koşalım
Hayatı kolaylaştır, perde açılsın coşalım
Sazımın ince teli, vursun yaptığı inşa
Sırlı aynamdan görünen, çözüm bırakan ifşa
Aynanın sırrı indi, görünmeyen yerdeyim
Kalbim arar, durmaz sorar
Aşk mevsimi nerde kaldın
Gonca güller açtı burda
Hasret eken sinen kaldı.
Gecelere seni sordum
İsyankar gönlüme uzat ellerin,
Ateşin ısıtsın, gözlerim kurur,
Kaybolan yıllara atsan kementin,
Hüznümün bahçesi bülbüle durur...
Kaç bahar geçmişti sensizlik bir kış,
Gecenin sırtında oturan kambur
Bizansı çeviren karanlık bir sur
Şafaktır söktüren aşk ile sen vur
Aydınlık koşturan ışıktan bir nur.
Çölünde matemin çıkmıyor karan
Hayat ya siyahtır ya da beyaz;
iki kelime türetir: doğru ya da yanlış.
Mavi, sarı, yeşil ancak
araf’ da kalma sakın.
İsimsiz kalmasın nabzın,
Sakinin elinden mey içende hardır.
Lunapark alanında
Dönen dolap çarkına
Ne çok binen var…
Biletini alıp binenler
İndiğinde gamlı, şimdi.
Bu ömür ne diker, söyle Fikri-ye
Kalemi, ağacı bırakma Hüsn-ye
Cahilin hükmünden ocaklar söner
Yeşilsiz vatanda sellerle döner
Alemde bir nefes kırmızı olsun
Mutluluğun kanadı, gökyüzünde uçurtma
Misket oynayan çocuk, tebessümse dudağında
Bak süzülüyor turna; dağıtıyor umutları
Güneş gibi umut bana, mavilikler ardından.
Midesi yanan Karun, acı soslar içinde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!