Gecenin sırtında oturan kambur
Bizansı çeviren karanlık bir sur
Şafaktır söktüren aşk ile sen vur
Aydınlık koşturan ışıktan bir nur.
Çölünde matemin çıkmıyor karan
Lunapark alanında
Dönen dolap çarkına
Ne çok binen var…
Biletini alıp binenler
İndiğinde gamlı, şimdi.
Bu ömür ne diker, söyle Fikri-ye
Kalemi, ağacı bırakma Hüsn-ye
Cahilin hükmünden ocaklar söner
Yeşilsiz vatanda sellerle döner
Alemde bir nefes kırmızı olsun
Mutluluğun kanadı, gökyüzünde uçurtma
Misket oynayan çocuk, tebessümse dudağında
Bak süzülüyor turna; dağıtıyor umutları
Güneş gibi umut bana, mavilikler ardından.
Midesi yanan Karun, acı soslar içinde
Karıncaya davet var, ikirlikli patrondan
Yalan söze bal sürmüş, uzattığı balondan.
Bir kumpastı oynanan; karınca, yiğit insan...
Nazarın tezgâhından; pay alan kader! Ozan.
Yürek terin aksa da, duymayan taştan duvar,
Kış mevsiminde mi
Soğuk vurur insana?
Kar mevsimsiz yağıyor
Yiğitlerin gönlüne.
Hasretten suskun kaldım
Ben toprağım! Aşk içimde hamurumda
Üzerimde çiçekler rengarenk açınca
Önce seyreder sonra düşünürüm
Çiçeklerimdir hepsi
Sevgim benim; kır çiçeğim
Nilüfer mi, karanfil mi?
Takvimin yaprakları çevrilirken yasa
Saatler ölmüş sanki
Bende bıraktığı tasa.
Örümcek ağını kötülerden örerken
Bilinmez hangi gönül
Unuttum yapılanı, yürürken sana doğru.
Mihrabım secdem sensin, arındım öze doğru.
Görünmez ayak izin getirir sana doğru,
Yalansız gölgelerin şahlanır arşa doğru.
Sonsuzun ihatası bir karış içe doğru,
Halka bakan gözlerle, Hakk'ı görsen ne olur
Güneş görmeyen yüzler, ateşinde kül olur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!