“Yarını görmedik, dünü kaybettik,
Bu günü yaşarken ömrü mahvettik.”
Dönüp de geriye baktım şöyle bir,
Zaman akıp gitmiş çok geç fark ettik.
Kurduğum hayaller şimdi nerdedir?
Sorarım hep kendime, insan neden anlamaz?
Anlatan mı hatalı, dinleyen mi tınlamaz!
Bakın ne der Mevlana, onda hata aranmaz:
“Özü insan olanın, sözü de insan olur!
Söz, söyleyende değil, karşıda değer bulur! ”
Ey Yüce Mevlâ’m Hakk’ın adını,
Bilenlerden eyle, ölmeden önce…
Ey Rahman-ı Rahim, kul muradını,
Alanlardan eyle, ölmeden önce…
Sadece Hak için sevsek nedensiz
Her duydukça adını geldim kendime,
Ölüm seni sevsem mi, sevmesem mi?
Derman aradıkça güldüm kendime,
Ölüm seni sevsem mi, sevmesem mi?
Önce bilemedim kafamı yordum,
Ol denince bir anda, nasıl can buldu beden?
Yoktan var etti seni, kâinata hükmeden…
Halk olduğun bilseydin, bir zerre-i katreden,
İdrak et Varlığını, yansın gül O’na doğru…
Zikret Allah adını, dönsün dil O’na doğru…
Gönül ne çay ister ne de çayhane,
Gönül sohbet ister çayda bahane!
Yenilir, içilir sanki meyhane,
Kahveci doymuyor, bundan kime ne?
-Kime ne kardeşim bundan kime ne?
-Müşteri baş tacı hepsi şahane!
Doğru kalmak uğruna haksızlığı güderken,
Öldür, yok et nefsini sen Rahman’a giderken!
Hakk’a gönül verdinse sakın ha deme erken,
Ağu, zifan(*) içilir; diyemezsin istisna!
Her günahın affı var, kulun hakkı müstesna!
Pazara çıkan malı hemen herkes alsaydı,
Acep gerek var mıydı tartıya, endazeye?
Her şey dışardan görüldüğü gibi olsaydı,
Ne gerek vardı böyle Mektebe, Medreseye?
Özü Türk, sözü Türk; kim diyeceksen
Gönüller sultanı Nihal Mirdoğan! ..
Yüzü Türk, gözü Türk; Türk göreceksen
Gönüller sultanı Nihal Mirdoğan! ..
Satır, satır; hece, hece meşk ile
Ayrılık acısı sardı içimi,
Elveda demeden gittin güzelim…
Babana sormadan yaptın seçimi,
Gidince belimi büktün güzelim…
Bilirsin yanımda çoktur kıymetin,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!