Önümüzdeki günlerde ‘’ERKEN SEÇİM var! ’’ diyorlar. Olay gerçekten erken seçim mi? Seçimden daha yeni çıktık. Niye seçim olsun? Bu bir seçimden ziyade, diktatörlüğü dayatma değil mi? Diktatörlüğü dayatmak için savaş çıkaranlar normal şartlarda seçim yapar mı? Biz istediğimiz kadar BARIŞ diyelim, diktatörler BARIŞ ister mi? Barış demek diktatörler için yıkım demektir. O halde diktatörler SAVAŞ diyeceklerdir. Diyorlar da…
BARIŞın sağlanması için PKK’ya silahları susturun demek yeterli mi? Bu ancak iktidardakilerin yalanlarını ortaya çıkarmak, HDP’nin BARIŞ konusunda samimi olduğunu kitlelere duyurmak için önemli… Ama bu önemli mesajı kitlelere ne kadar iletebiliyoruz. Bütün ana medya iktidarın elinde kukla… Nüfusun %90’ı iktidarın mesajını alıyor. Toplumun bilinç altı yıllardır buna hazırlanıyor. Biz üç-beş sloganla bunu tersine çevirebilecek miyiz? Biraz gerçekçi olmalıyız… Burada da ‘’Yetmez ama EVET’’ mantığı mı hakim? Parti başkanı BARIŞ taleplerini toplumun her kesimine iletmeye çalışıyor. Demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların, parti il ve ilçe örgütlerinin temsilcileri alkışlıyor… Yeter mi? Bu parti, siyasi bir örgüt mü, yoksa kişi partisi mi? Burjuva partilerini ‘’kişi partisi’’ diye eleştiriyoruz ama kendimize dışarıdan bakmayı düşünemiyoruz. Taban örgütleri tatilde mi?
SAVAŞ yoksulları öldürür, bundan hiç birimizin kuşkusu yok. Hele son birkaç aydır bunu açık ve net olarak görmeyen yok. Savaşı isteyen yoksullar da değil… Zenginler istiyor. Yoksullara ‘’Bizim çıkarlarımız için ölün’’ diyorlar. Bu gayet açık ve net olarak ortada…
Peki, bu %13’ün içinde ve %27’in içinde sendikacılar alkışlama dışında ne yapıyorlar. Barışı gerçekleştirmek için sadece slogan atmak yeterli mi? Kitlesini eylemlere taşımak gerekmez mi? Savaş isteyenlerin emellerine engel olmak için silah üreten ve savaşa lojistik destek sağlayan işkollarında greve gidilmez mi? Bütün bunlar için 35 yıldır faşizm altında inleyen bir ülkede, bu sendikalarda ve demokratik kitle örgütlerinde eğitim yapılmaz mı? Kişisel çıkarlar için sendikalarda toplumsal çıkarlar arka plana atıla atıla sendikalar işveren kuruluşları haline geldi. Burada suçlu olanlar kimler? Toplumsal mücadeleyi sokak eylemleri ile sınırlamak, iktidardakilerin iktidarlarını sürdürebilmek için, sendikalarda ve demokratik kitle örgütlerinde yönetimde olanlar da, aynı düşüncedeler mi? Neden savaş, barış, sömürü, militarizm, insan hakları, ırkçılık, önyargılar, damgalama gibi konularda toplumun eğitilmesi konusunda çabalarımız yok?
Bir parti başkanı her yere koşturup ülke için çığlık atıyor, ama hiçbir yerden ciddi bir destek bulamıyor. Tek başına denecek kadar zayıf bir taban desteği… Alkıştan ibaret… Toplumun başka şansı yok. Bu şansı iyi değerlendirmek zorundayız. Sosyal demokratlar hala MHP ile bağ kurmaya çalışıyorlar. HDP olmasa kendilerinin de nefes alamayacaklarını düşünmüyorlar. MHP onları olsa olsa bir sıçrama taşı olarak kullanır sonra da en başta onların kellelerini alır. Tarihte bunun örnekleri çok.
Biz kendimize bakalım. Uyumayalım. Erken seçim sıradan bir olay değil… Diktatörlüğü meşru rayına oturtma çabaları. Pasif kaldığı için hiç kimseyi affetmez diktatörler. Artık dar sokak eylemleri yasak savma gibi bir şey… Zor olan kitlelerle sıkı bağların kurulması… Geç kalmış olsak bile bir yerden başlamak zorundayız. Daha fazla ertelemeden zor olana sarılmalıyız. BARI istiyorsak, elde etmek için gerekeni de yapmak zorundayız. Bu bizden başkasının ihtiyacı değil… Bunu başaramazsak, bütün sözlerimiz ve sloganlarımız balon gibi sönüp gider…
‘’Evlenince prenses olacağım! ’’ dediği için evlendim.
Nikahtan sonra aşk da bitiverdi, şimdi yay gibi gerili
Prenses bile olmadı ben prens olacağım deyi...
Ve artık edindiğim tecrübelere göre
‘’Yuvayı dişi kuş yıkar! ’’ diyeceğim.
AKP yeni bir devletin temellerini atıyormuş… Muş değil, atıyor. ‘’Matematik Köyü’’ nü yıkma kararı aldığına göre hiç şüphemiz yok. Zaten birkaç yıl önce CHP’li belediye de aynı niyetle kolları sıvamamış mıydı? OHAL, Bu hal, KHK ve baskı, terör, sindirme… vs. vs.
Matematik insanların neyine gerek? Hesap makinesi var, bilgisayar var… Kuranda kaç ayet varsa ondan fazlasını saymak beyhude… Zaten beyhude olduğu için ormanları yakıyoruz, yakamadıklarımızı kesiyoruz… Gökdelenleri dikiyoruz ama, 600 kat yüksekleri de yapacak değiliz ya…
İnanç öne çıkınca bilim atılır dipsiz kuyulara… Rönesans 1600 yıllarında başlamış… Ondan sonra inanç zayıflamış… İnanç zayıflayınca, zayıflıyor yeryüzü ve gökyüzü tanrıları da… Yoksa şimdiye peygamber efendimizin hırkası, kılı, keli de çoktan kutsal olurdu…
Basın kendine göre kutsal bir tarafını bulmuş öpüyor ama, fırsat tanınsın basın dışındaki vatandaşlara da… Matematik inancın düşmanı, sanat inancın düşmanı, bilim inancın düşmanı… Bütün düşmanları yerle bir edeceksin ki, tutuşturabilsinler inancın fitillerini…
Gölgemle aslım arasında
Dağdan yansıyan sesle, sesimde
Aynadan yansıyan görüntümle
Gerçek görüntüm arasında
İnanıyorum fark olduğuna…
O halde
Başkasının gücüne güvenen,
Bir gün tokadı yer ensesine
İşte incirlik.
Yabancı kalırsın kendi ülkene…
‘’toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır’’
Gidersen Suriye’de ölmeye
Belli bir enerjiye sahip nefretimiz ve hayranlığımız
Bu iki enerjiyi işimize geldiği gibi kullanırız
Tembelsek, nefretimiz gücümüzün yettiğine,
Dünyaya geldik, değişik şekillerde yaşayıp, sonunda ölüyoruz. Peki, nedir yaşarken bu kadar çırpınmamız? Çekilen acılar, yapılan savaşlar nedendir? Stuard Mill, ‘’Mutluluktan kasıt hazdır ve acının yokluğudur’’ der. İyi ama mutlu olabiliyor muyuz? Mutlu olamıyorsak neden olamıyoruz?
İnsanın yaşamdaki amacı çeşitlendirilse de, özü hayattan haz almaktır, diye özetlenir. İnsan güzel şeylerden haz alır. İstediği şekilde bir yaşam ve doğa yasalarına uygunluk, derinlikli bir güzellik… Yani güzelliğin ölçüsü olarak yaşamı, yaşamın da en yüksek biçimi olarak insan ve diğer tüm canlıların yaşamı ele alınır. Yaşam amaca uygun olmalıdır. Amaç, yaşamı sürekli güzelleştirmek zenginleştirmek, yaşam standardını yükseltmek… Eskiyi değiştirip geliştirmek ve gelecek kuşaklara daha güzel bir ortam bırakmak… Yani sürekli daha iyiye doğru bir tırmanış…
Mutluluk paylaşılabilir mi?
İnsan tek başına hayat sürebilir mi? İmkansız gibi… O halde yaşam standardının yükselmesi, toplumun da yaşam standardının yükselmesi demek, toplumun genelinin yaşamdan haz alması mutlu olması… İnsan etkinliği de buna göre, insanların iyi bir yaşam standardına cevap verecek şekilde örgütlenip dünyayı yeniden şekillendirmek, sürekli dünyayı değiştirip, daha güzele ulaşmak.
İnternetle beraber yaş günümle de tanıştım... Şimdi eski günleri daha çok arıyorum... Gençlik başka...
Bir çok arkadaşım yaş günümü kutlamış... Teşekkür ederim arkadaşlarıma... Güzel günler gelse de mutluluğu hep beraber yaşasak diyorum...
Bir de yaş günümle ilgili yaptığım karalamayı sunuyorum...
Sıcaklar geçti ama
Pervaneler hızını kesmedi
Dönüyorlar aynı hızla…
Bir dönem liderleri, bire on kazanacağız dedi
Şimdi bire yirmi kazanıyor AK Parti
571 seçmenden, 9721 oy alan parti
Böyle verimli bir partiye, evet denilmez mi?
Tatlıdır yalanın sözleri,




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.