Dünyaya geldik, değişik şekillerde yaşayıp, sonunda ölüyoruz. Peki, nedir yaşarken bu kadar çırpınmamız? Çekilen acılar, yapılan savaşlar nedendir? Stuard Mill, ‘’Mutluluktan kasıt hazdır ve acının yokluğudur’’ der. İyi ama mutlu olabiliyor muyuz? Mutlu olamıyorsak neden olamıyoruz?
İnsanın yaşamdaki amacı çeşitlendirilse de, özü hayattan haz almaktır, diye özetlenir. İnsan güzel şeylerden haz alır. İstediği şekilde bir yaşam ve doğa yasalarına uygunluk, derinlikli bir güzellik… Yani güzelliğin ölçüsü olarak yaşamı, yaşamın da en yüksek biçimi olarak insan ve diğer tüm canlıların yaşamı ele alınır. Yaşam amaca uygun olmalıdır. Amaç, yaşamı sürekli güzelleştirmek zenginleştirmek, yaşam standardını yükseltmek… Eskiyi değiştirip geliştirmek ve gelecek kuşaklara daha güzel bir ortam bırakmak… Yani sürekli daha iyiye doğru bir tırmanış…
Mutluluk paylaşılabilir mi?
İnsan tek başına hayat sürebilir mi? İmkansız gibi… O halde yaşam standardının yükselmesi, toplumun da yaşam standardının yükselmesi demek, toplumun genelinin yaşamdan haz alması mutlu olması… İnsan etkinliği de buna göre, insanların iyi bir yaşam standardına cevap verecek şekilde örgütlenip dünyayı yeniden şekillendirmek, sürekli dünyayı değiştirip, daha güzele ulaşmak.
Saldır susuzluktan çatlayan dudaklara
Saldır sevgisizlikten çatlayan kıyılara
Saldır korkma!
Bir uçurum olsa da ikisi arasında
Yaşamak kavuşmaktır
Korkma saldır sevdiğine
Bir tırpancı geldi başımıza
Ambarını doldurmak için
Başladı tırpan sallamaya
Kanı akıtılıyor milletin…
Hiç düşünmüyor tırpancı
Bir yuva kurarken insanlar
Geleneklerimizde kurban kesmek var
Başka canlının kanını ister huzur arayanlar.
Yaratılışta yamyamlık var.
Ne güzel ifade değil mi?
Toplumu mühendisler örecek
Toplum malzeme
Malzeme mühendisin elinde…
Mühendislik belgesini kim verecek
İki terörist var çarpışan
Biri iyileri katlediyor
Güçlü ve saldırgan…
Diğeri güçlülere karşı
Yaşama refleksi ağır bastığından…
Meşru müdafaa için silahlı
Sermaye partileri arasında paylaşım savaşı başladı
Belirleyici olan, rantiye ve oy oranları
Pek önemli sayılmaz aralarındaki çelişki
İşte çoğumuzun kafasında böyle bir soru var ve biz bu soruya cevap bulmakta zorlanıyoruz. Her sorunun bir temel sebebi var. Mesele bu temel sebebi bulmakta: En tepedeki kendi altından başlayarak en alta kadar en galiz hakaretleri yapabiliyor. Biz nasıl bu hale geldik? Eğitimi küçümseyen, okuyanı tehlikeli gören, cahile ise kurtarıcı bir misyon yükleyen zihniyet saman altından gelişip durmuş… Aynı zihniyetin içinde beslenen çıkarcılar, çıkar çekişmesiyle birbirine girince iş ortaya çıkıyor. Anlaşılıyor ki her şeyin temelinde eğitim ve kültür yatıyor. Psikeard’ın 61. sayısında Serpil Yandı Vargel’in yazısından bir alıntı bu konuda ışık tutan nitelikte… Aklın yolu birdir, ne yapalım, okusun da, kimin okulu olursa olsun deyip gönderdiğimiz okullardan çıkan sonuç aşağıdaki alıntıda aydınlanıyor gibi…
‘’Kültür anadilinden kazanılır.
Aile içinde herkes herkese yalan söylüyor, kandırıyor, aldatıyor ise, bu ortamda yetişen çocuk için, yalan söyleme, kandırma normalize olur. Öğrendiği budur. Üstelik ötekini kandırmada aferin aldı ise, bu tür davranışlar pekişir. Sahtekarlık, ailenin anadilinde kurnazlık, iş bilirlik, becerikli olma, işi kotarma gibi desteklenen bir repertuara sahip olur. Bu çocuklar, ayaklarının üstünde değil de, ötekinin sırtına basarak yükselmeyi tercih edeceklerinden, gerçekte bedenleri güçlenmeyecek, kendilerine olan güveni tutsak kalacaktır. Güvensiz ve sahte cennetleri her an yıkıma açıktır. Her an, herkesin birbirini kandırdığı samimiyetsiz ortamlarda, kandırılmışlık hissi çok ağır gelir ve en temel ihtiyaç olan güven duygusunu imha eder.’’
Taze beyinler yukardaki alıntıda yazdığı şekilde doldurulunca, bilime doğruya fazla yer kalmıyor… bize de bu gün dizimizi dövmek düşüyor. Aynı eğitim daha da kökleşiyor. Biz hala eli kolu bağlı seyirci olarak izlemeye devam ediyoruz.
İşyerinde misin? Arasındaki küçük farklılıklar için kıskanın birbirinizi, bütün gün tartışmanız aranızdaki kademe farkı olsun! Boşuna koymuyorlar bu farklılıkları… Biri ötekinden 100 lira fazla alır. Diğeri ona iş buyurur. Aynı okul mezunu da olabilirsiniz, ama, işverenin buna ihtiyacı var. Kavga edin birbirinizle, kavga etmezseniz nasıl idare edecekler sizi. Bir araya gelirseniz, işin gerçek yüzünü görürseniz kim durdurabilir sizi. Hayır olmaz! Burnunuzdan ilerisini görmeyin, birbiriniz arasındaki küçük farklılıklarla yiyin birbirinizi… Yiyin ki başınızdakiler rahatlasın.
Otobüste misiniz? Yaşlılar gençlerin gözüne baksın! Gençler roket gibi fırlayıp boş koltukları kapsın… Ama ha… Neden bir otobüs fazla çıkmıyor diye sormayın birbirinize… ‘’Bunlar da genç olacak, ne saygı kaldı ne terbiye’’, ‘’hepsi uyuma numarası yapıyor yer vermemek için’’ gözlerinizle gözlerini oyun… Sanki size verilmiş özel bir hak oturmak. Çünkü zamanında mücadele etmediniz. Buna karşılık bir aferin olarak oturmak resmen tanınmamış bir hakkınız… Sakın tepenizdekilere dil uzatmayın, Sıkışıp kaldığınız otobüste birbirinizi suçlayın, balık istifi sarılın birbirinize, ağız kokusu hoştur ter kokusu emeğin ürünü böyle yerlerde, bulaşıcı hastalıklar yayılacakmış ne önemi var… Bütün öfkenizi birbirinize kusup rahatlayın yeter.
Genç misiniz? Neyinize gerek sorgulamak, genç demek asker demek, asker oturmaz… Nasıl olsa hızlısınız, otobüse de erken binersiniz. Boş koltukları doldurursunuz. Sizde de mücadele isteği olmadığına göre ihtiyarladığınızda ayakta duracaksınız, kendi geleceğinizi yaşlıların o buruk suratında görerek, oturma hakkını şimdiden kullanın. İçinizden ‘’Moruk gözüme bakacağına gençliğinde mücadele etseydin, şimdi bu duruma düşmez hepimiz de rahat ederdik, görevini zamanında yapmadın, bize bir yığın borç bıraktınız, bir de utanmadan yer vermemizi bekliyorsunuz, şimdi cezanı çekin. Herkes layığını bulur’’ deyin… Ezilmişliğin acısını birbirinizden çıkarın. Üstünüzden bir şey istemeyin, onlar sizleri sınava tabi tutmak için varlar. Sizlerin sabrını deniyorlar. Hayatta hiçbir şeyde başarılı olamasanız bile sabır testinde sınavı kazanmakla iftihar edebilirsiniz. Birbirinizi kırın, ama yeter ki üstekilere dil uzatıp huzurlarını kaçırmayın… ‘’Her şeyi devletten beklemeyin! ’’ Siz de yardım edin!
Aman ha bireysek ve küçük çıkarlarınıza sıkı sıkıya sarılın. Sakın taviz vermeyin onlardan bu millet kum gibi kalabalık da olsa kum gibi üstünde durduğu zemine da yapışık… Birleşip bir beton olmaya niyetli değil… O betonluğu kişiliklerde arayın. Yani özel bazı kum tanelerinde… Kumdan olsun yaptığınız toplumsal inşaatlar… Bütün ülkelerin işçileri emekçileri bölünün, bölünün ki, başınızdaki kasaplar rahat etsin… Sizi boğazlarken onları terletmeyin…
İşçi veya toplum önderleri misiniz?
Bölüne bölüne çok başlı ejderha olursunuz, her başın ayrı yönlere doğru tırmandığı ejderha olduğu yerden uzaklara açılmaz, açılamaz yakın çevresi de korkudan yaklaşamaz, böylece müzelik olarak ilgi çekmekten başka işe de yaramaz. Gelişmeyen her şey bir gün cazibesini kaybeder, cazibesini kaybeden bir şeye artık nazar değmez… İşkence görerek, hapse girerek, kaçak hayatı sürerek yeteri kadar emek verdiniz bu topluma, rahatlayın. Değişim değeri olmayan, yani kimsenin pek işine yaramayacak üretimler gibi… Geride yenilgiden başka bir şey bırakamadığınız halde kendinizi kahraman gibi görmekte serbestsiniz. Asla nerede hata yaptık diye sorgulamayın geçmişinizi. Belki yanlışlarınızı görür de doğru bir iş yapmaya başlarsınız… Bu da üstekileri rahatsız eder. Aman onlar rahatsız olmasın… Kolay yönetsinler ve sizleri bunaldıklarında şamar oğlanı gibi kullansınlar… Yenen her sopa, parlayan yıldız gibi terfi ettirir sizi… Aşağılanmış sayılmazsınız… En zor şey insan kazanmak, insanla uğraşarak kaybedeceğiniz zamanın onda birini kullanmış olursunuz tutuklandığınızda…




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.