Yeni seçimlerden çıktık. Tekrar erken seçim diyorlar, bir türlü hükümet kurmak istemiyorlar. Neden?
Belediye meclislerinde her partiden meclis üyesi var. İşler de iyi kötü yürüyor. Peki, neden devletin tepesinde bir araya gelemiyorlar. Neden hükümet kurmaya gelince işler bu kadar zorlaşıyor?
Yerel yönetimlerin yetkileri yok derecesine indirildi. En önemli işler merkezden yönlendiriliyor. Çünkü yerellerde demokrasi, yani halk denetimini kurmak daha kolay, halkın sözü bir ölçüde dikkate alınmak zorunda, kaçış bundan… Merkezi yönetimler, rantı yerellere kaptırmak istemiyor.
Mücadele, 4 parti arasında gibi görülse de gerçekte ezenlerle ezilenler, sömürenlerle sömürülenler arasında… Sömürenler daha fazla kar, daha ucuz işgücü, daha fazla yağma için toplumu zaptu-rap altına almak istiyorlar. Bütün baskıların, silaha, polise, askere yatırımın sebebi bu…
Elli yaşın üstündekiler bilirler. 1980 öncesi, bu güne göre mukayese edilirse, eğitim parasızdı, sağlık parasızdı, işçiler her yıl toplu sözleşme masasına oturur, en kötü sendika bile enflasyonun altına düşmeyecek zamlar alırdı. İş garantisi bu günle mukayese edilirse var sayılırdı. İşçi normal şartlar altında ilk girdiği iş yerinden emekli olup çalıştığı her yıl için asgari bir maaş tutarında tazminat alabiliyordu… Kısacası sosyal hakları da eklenince aç kalmayacak bir yaşama sahipti… Bu demek değil ki sömürü oranında düşme oluyor… Hayır, her yıl yine en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki mesafe istikrarlı (Sermeye sahipleri için istikrarlı) biçimde açılıyordu.
Darbeden önce ekonomik ve sosyal haklardan yapılmak istenen kısıtlamalara (24 Ocak kararlarının uygulanmak istenmesine karşı) karşı yüzbinler sokağa dökülünce, kitlesel grevler başlayınca, zora başvurdular…
'Kuran kursu' deyip geçmeyin
on yılda neler öğrendik neler?
'üstüne soğuk su içmeyin! '...
Kurşun kalbi delip geçer, gider...
kaybolur.
Dizilerde sanalı gerçek olarak izlemeyi öğrendik. Mafya cennetinde mafya dizileri adeta gerçekle örtüşmeye başladı.
İş böyle olunca algılarda, bütün, sanallar, bütün hayaller gerçekleşiyor algılarda… Sansür de gerçek olanı saklayınca, ‘’Bütün yalanlar gerçek oluyor.’’
Kendi ülkesinde kendi koyduğu yasalara bile uymayanlar. İnsanları evlerinde diri diri yakanlar Avrupa’ya demokrasi dersi vermeye kalkıyor.
Siyaha beyaz deyip milleti şaşkına çeviriyorlar. Hele muhalefet de buna destek verince, kaos daha da derinleşiyor, halk ne yapacağını şaşırıyor…
Ülkesinde her gün bir kadının ölümüne seyirci kalanlar, Hollanda’ya bir kadın bakan gönderip, kadına olan saygılarını olumsuz yönde kullanıyorlar.
Asıl sorun Avrupa ile ilişkiler değil, referandum öncesi seçmenlerin kafasını karıştırmak. Bu karıştırma işini de eline kepçeyi alıp CHP üsleniyor. Şimdi seçmeni nasıl suçlayalım?
Demokrasinin kaçınılmaz stokları
Coplar, biber gazları, askılar, silahlar
Terörle mücadele yasaları.
Tarihçilere hazır şablonlar.
Kötü komşu insanı mal sahibi yaparmış
Yazı yazmak da anayasa referandumu gibi… Başlamak zor, bitirmek daha da zor…
İç savaş örneği… Aylar oldu tartışmalar bitmiyor. Gibi mi? Solun iç savaşı mı? Dış İşleri Bakanlığı’nın dışarıda yapacak işi kalmayınca… İçeride emekçilere yüklendiği gibi…
Dışarıdaki güçler %70 boyunduruk altına almıştır ama, suçlu emekçiler arasında aranır.
‘’Sol’’ da aynen örnek almış Kemalist devlet siyasetini… Darbeyi %70 burjuvalardan yer,
Ölüm, işkence, fişlenme, sömürülme, işsizlik, kayıplar, cinayetler ve dalga geçerek serbest bırakılmalar. Keyfi tutuklamalar, 10 yıllık göz altıları, cezaevlerinde ikinci cezaevleri, daha niceleri… ‘’Sol’’cular deryadan habersiz balık gibi… Suçlayıp duruyorlar birbirlerini…
Sarhoş olmuşsunuz her gün içe içe
Yoksul insanlardan sıkılan şarapla…
‘’Gönül vermişsin bir köpeğin kıçına
Kıça değil, benzer artık gülüstana’’
Koklamak yetmiyor artık sana
Hararet yapmış tuzlu su gibi
Kim kendinde bulabilir ki
Onun önüne dikilme cesaretini
Hedefe kilitlenmiş avawklar gibi ilerleyişi
kıpkızıl
Dörtlü sinyaller sanki yanıp sönen gözleri
Düştüğü yerde patlıyor ağzından çıkan sözleri
Zamanın nefesini kesti,
Şu elektronik saatler
Nerede o hayat belirtisi,
Tik-tak, tik-tak diye, bizi uyaran sesler?
Mezarlık gibi sessiz şimdi,
Yaşadığımız meskenler
Ampul kendini inkar ediyor
Hiç ortalığı aydınlatmıyor
Üstelik azıcık ışık veren
Kandili de kıskanıyor.
Bildiğimiz ampul değilmiş
Tanrının insanlara olan sevgisinden her yıl dünyada yüz milyon insan ölüyor… Tanrı da bu gidişten memnun ki yüzyıllardır yasasını değiştirmiyor…
Kapitalistlerin işçilere ve yoksullara olan sevgisinden, yalnızca Türkiye’de, yılda ölenlerin sayısı 1200 civarında. Dünyada üçüncü sırada… Kapitalistler bundan memnun ve gülüyor…
Erkeklerin kadınlara olan sevgisinden ise yılda yalnızca Türkiye’de 1200 kadın ölüyor… Erkekler de hayatından memnun ve ikinci, üçüncü evliliklerini yapıyor, hatta daha fazlasını istiyor…
Rakamlara bakınca erkek olarak insan, kendindeki sevgi kıtlığından utanıyor… Erkeklerin kadınlara olan sevgisini artırmanın tek yolu var. 4 kadınla evlilik yasası çıkmalı…




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.