İkiyüzlüler,, ikiyüzlülere inandılar
Tanrı silahını başlarına kuşandılar
Bir rüyada gibi arsızca saldırdılar
Sanki Azrail olarak atanmışlar…
Otuz sekiz insan yatıyor parça parça
Ben dilenci değilim
Ne bir fatiha isterim
Ne de başka bir dua
Rahat bırakın derim
Yazın mezar taşıma.
Uzun yıllar geçti aradan
Kara denizin kara suları
Kıvrandı yıllarca sıkıntıdan
Yükseldi dağlar gibi dalgaları.
Yine de dinmedi acıları.
‘’Benim gitmem demek,
Devletin yıkılması demek’’
-Zorunlu tüketim maddesi-
Olmazsa olmazmış mübarek...
Soğan ekmek, nasıl yenir?
Serdi diktatörün yoluna
Altı oklu kırmızı halıyı
Unuttu vaatlerini halka
unuttu muhalefet yapmayı
Korucu başı oldu saraya
Öğrendik ki faşizm iktidarı
Kuruköy adını,
Yeni duyduk daha
Nuseybin’de bir köy
Adı kuru, kendi ıslak mış
Sahtekarlık tekellerin hakkı
Köy daha bunu bile anlamamış
Bilirsiniz, insan üşütünce
ağzından ne girerse kıçından o çıkar...
Bizim medyada üşütük bence,
Büyük şef ne söylerse haber öyle çıkar.
kalafatsız, parayla tıkanıyor ağızlar...
bana itiraz ediyor bir başka düşünce:
Ey gençlik!
Birinci vazifeniz, bu dünyaya borçlu geldiniz, borçlu gitmeyiniz...
(alacaklı olsaydınız sizi kim ister, kim eğitirdi?)
Sizi eğitmek için, bu kadar yatırım yapılıyorsa boşuna değil.
Eğitiminiz sonunda, alacağınız diploma, sizin için bir fırlatma rampası olacak...
İnsan en uzağa sıçramak için, geriden koşarak gelir.
Büyüklerden alıyoruz en büyük dersi. Egolarımızı beslemek… Kendimizden başkasını düşünmemek.
Özelini düşünemeyen genelini düşünemez… Önce özelini düşün… Kendini düşün!
Genel işleri konuşmak, genel evlere gitmek gibi kötüdür, tehlikelidir, suçtur. Genel evlerden ve genel işlerden oraların patronları sorumludur. Para gelsin de nereden gelirse gelsin. Para toplumun ruhudur. Bütün ruhlar ölünce gökyüzüne uçar ve uçan bu ruhların toplamı tanrıyı oluşturur.
Bu kurallara uymayanlar çoğu zaman kötü bir şekilde ortadan kaybolur. Ne mezarı bulunur, ne de suçlusu…
Diyeceksiniz ki genelevlerin mimarı onlar değil mi? Elbette genel işlerin mimarı oldukları gibi… Öyle bile olsa, bu ökseye yakalanmak onların suçu değil, yakalananların suçudur.
Oyunu yönetmenler ve oyuncular oynar, diğerleri seyircidir. Seyirci olmadan oyunu oynamanın ne önemi var? Seyirciler de seyirci olduğunu bilsinler…
‘’Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarlıktır:’’ demiş Theodor Adorno… Ama hala şiir yazılıyor.
Aynı düşünceyle;
‘’7 Haziran’dan sonra iyimser olmak barbarlıktır’’ diyebiliriz… Demeliyiz.
Sınırlı biolsa demokratik yoldan elde edemediği gücü, zorla elde etmek için, yakılan insanlar, yıkılan şehirler, tecavüzler, öldürülen kadınlar, öldürenlerin cezaları hafifletilirken, tehdit altındakilerin savunmasız bırakılması, hırsızlıklar, hırsızlar kutsanırken onları açığa çıkaranların cezalandırılması, halk iradesinin ayaklar altına alınması, seçilmişlerin hiçbir haklı sebebe dayanmadan tutuklanıp, yerlerine kayyum atanması, elinde palalarla yasal haklarını savunmaya çalışan halka karşı saldıran ve hiçbir ceza almadan (hatta ödüllendirilerek) sokaklarda dolaşması, çocuklarının güvenliği için tedirginlik içinde yaşayan milyonlar, eğitimin yok mertebesine indirilmesi, iş güvenliğinin ve emeklilik haklarının sıfırlanması, iş cinayetlerinde sorumlular yargılanmazken, ölen işçilerin ailelerinin mağdur edilmesi…
Daha bunun gibi saymakla bitmeyecek sorunlar … Kısıtlı demokrasinin bile yok edilerek KHK’lerle keyfi yönetilmekte olan bir ülke…
Devletin gücünü ele geçirip, o devletin temel taşı olan vatandaşların ezilerek sindirilmesi, korkutulması, baskıyla çıkar çevrelerinin işine geldiği gibi kullanılması…




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.