Kazananların durumu öğrendiklerinde akıllı olduklarını sanırlar. Çünkü kaybettiklerini bilmezler, bilmek de istemezler, görmezler, görmek istemezler. Zayıfın kaybettiği durumları öğrendiklerinde akılsız olduklarını sanırlar, çünkü kazandıkları durumları bilmezler, bilmek de istemezler. Onlar güçlü tarafça beslenirler, onlar için çalışırlar. Gerçeği görmezden gelip, yalanı yayarlar. Medyanın rolü de burada işte…
Ve köpeklerin uluması, zayıfları susturur…
Aptallar aptalların ardından gider... O aptal yetki sahibi omuşsa kendisi de aynı yoldan yetki sahibi olabileceğine inanır. Sayısal lotoya, piyangoya inananlar nasıl inanmaz aptala?
Mevkiini para ile satın alan kimseler, masraflarını geri alma yoluna düşerler. Bürokraside böyleleri çoktur…
Konuşurken bile savaşıyoruz. Fikrimizi söylemiyoruz, kabul ettirmek için baskı yapıyoruz. Okuduğumuz kitapta ne yazılırsa doğru kabul edip, onu savunuyoruz. Oysa, o kitaptakiler yazarının fikri… Her gün dengelerin değiştiği Ortadoğu konusunda bile, en doğru benim diyebilecek kadar iddialı olabiliyoruz. Dengeler değiştikçe politikalar da değişiyor, ama bizim iddialarımız değişmiyor. İddia diyorum çünkü ateşin içinde değiliz. Uzaktan bize her şey kolay gibi görünüyor. Orada savaşan her gurup nasıl kendisi için kazanmak isterse, bizde tartışmalarımızda kazanmaya kilitlenmişiz… Kendi öngörülerimizi kabul ettirirsek, sanki her şey bizim istediğimiz gibi olacak, birbirimize ters düşünce masalar ayrılıyor, ilişkiler soğuyor, adeta düşmanlaşıyoruz… Bu uzaktan konuşmalarda bile böyle olursa bu parçalanmanın önüne nasıl geçeceğiz, nasıl birlik olacağız? Üç beş kişinin birbirlerine karşı zaferi mi önemli, yoksa ezilen ulusların ezenlere karşı zaferi mi?
Bireysel olarak, grupsal olarak, aşiret olarak her ne ise, dar çıkarlarımızı, daha geniş alana sahip ve hepsinden önemli olan toplumsal çıkarların önüne koyduğumuz zaman kaybetmeye mahkumuz.
Biz en basit kahve sohbetlerinde bile, birbirimize karşı zafer kazanmaya çalışırsak ve bu nedenle birbirimizden uzaklaşırsak, nasıl bir araya gelir Talabani Peşmergesi’yle, Barzani Peşmergesi? İşin püf noktası bizlerin bu sıradan muhabbetlerinde ve bölünmelerinde gizli değil mi? Zaman bütün olayların efendisi, hakemi… Bir gün mutlaka yanlışı saf dışı bırakacak. Nesnelerin içindeki molüküller ne kadar seyrekse o nesne o kadar yumuşak ve zayıftır. Bu bir doğa kuralı. Molüküller ne kadar sık ise nesne o kadar dayanıklıdır. Birbirimize karşı basit kişisel çıkarları, kazanma ve üstünlük elde etme yarışlarını bırakamadığımız müddetçe, zayıflamaya mahkumuz… Biz zayıf kaldığımız müddetçe karşı taraf güç kazanacaktır. Kısaca, onlar gücünü bizim zayıflığımızdan alırlar. Bu bizim bilincimizin eksikliğinin de bir göstergesidir. Hem fiziki gücümüz eksik olacak hem de bilincimiz, ama biz hala kazanmayı umut edeceğiz… Artık tarihten ders almalıyız. Kendimiz doğru bilmiyorsak kimseye doğruyu aktaramayız, öğretemeyiz.
Gözden uzak, gönülden ırak
Memleketimin karanlık köşelerine
Ulaşıp, insanların hallerini bir sorsak
Taht kuruluyor o sıcacık yüreklere
Önemli adamlar önemli olaylar bekler
Sosyal demokrat enternasyonalin ilkeleri
İnternetten arayıp sosyal demokrasinin ne olduğuna dair daha geniş bilgi alabilirsiniz.
Sosyal kelimesi köken bilimsel olarak: “1. dostluk ve yoldaşlık eden, cana yakın, 2. topluma uygun, toplumu gözeten, toplumsal anlamına gelir.
Devletin vatandaşların toplumsal ve ekonomik varlığını iyileştirmek için önemli roller edindiği yönetim anlayışıdır. Fırsat eşitliği, gelir dağılımı eşitliği ve asgari yaşam şartlarını sağlayamayanlar için sorumluluk anlayışı sosyal devletin önceliğidir.
Sosyal devlet genellikle karma ekonomi uygular. Özel mülkiyette sınır yoktur ancak büyük servete büyük oranda vergi standardı vardır. Düşük gelirliden de düşük oranda vergi alınır. Bu oranlama gelir farklılığını azaltır. Ülkedeki emek sınıfları arasındaki gelir farkı sosyal devletin önemli kıstaslarındandır.
Rüyalar gördük şu ekonomi yüzünden
Damatlık gömlekler bile kirlenmeden
Ayrılıyor şimdiki gençler birbirinden
Etkilenmeyiz doların yükselişinden
Hisleri güçlü bir at gibi, tehlikeyi görünce,
Durmadı zaman önümüzde…
Kolay geldi gidenin ardından bağırmak…
Öfkemizi boşaltıyoruz biz de.
Çürük bir buhar gibi
Bir şey yapmak için o şeye inanmak gerek
Hiçbir şeye inanamıyorum ki ne yapayım?
Neye inanayım?
Yalanla donatılmışım, yalanla saklambaç oynuyorum
Bir şey yapmak için o şeye inanmak gerek
Hiçbir şeye inanamıyorum ki ne yapayım?
Neye inanayım?
Yalanla donatılmışım, yalanla saklambaç oynuyorum
Erdemli insanların işidir öfke ve kini yenmek,
Yönetenler cesurlara iktidar için icazet vermez…
Cesurları affedecek kadar cesurlar, iktidara gelemez
Korkaklar korku salarak iktidarlarını korumaya çalışırlar
Cesur olmalı, kahraman olmalı kurban, cesurlar affedilmez…
En yetkili ağızlardan duyduğumuza göre
Yaşıyormuşuz stratejik bir bölgede
Araştırdım stratejik bölgenin özelliklerini
Yılanlar hiç çekmezmiş bölgeden dilini.




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.