Dünya lideri olmak kolay mı?
Söz konusu Türk olunca
Yaşıyorlar panik atağı
Parmaksız kalıyor dünya.
Emekliler! Gençliklerinde borç olarak verdiklerini yaşlanınca alamayanlar…
‘’Sermaye nasıl büyüdü? Her işçinin çalışmasından bir kısmı kendi yaşam ihtiyaçları için ayrıldı, bir kısmı yıpranan makinaların yenilenmesi için ayrıldı, bir kısmı da yeni makineler için yeni yatırımlara ayrılır.’’
Yeni makineler için ayrılan emek, yeni makineler, kendinden sonraki yeni makineleri üreterek, yani, o makinelerdeki mevcut emilmiş ve donmuş emek sürekli büyüyerek, bugünkü dünyamızda gördüğümüz devasa yapılanma haline gelmiştir.
(Piseard sayı: 58 EMPATİ – Semiramis Yağcıoğlu’nun, Ötekini ben yapmak yazısından…)
Beynimizde ayna nöronlar diyebileceğimiz nöronlardan oluşan bir merkezde, başkası her acı duyduğunda bizde de aynı acıyı duyuyormuşçasına harekete geçen bir bölge olduğunu artık biliyoruz. İşte bu nöronlar sayesinde başkasının reddedilme acısını, sevincini, öfkesini bizde duyuyormuşuz gibi duyumsuyoruz. Aslında yeni doğmuş bebeklerin bulunduğu bir hastane koğuşunda bir bebek ağladığında diğer bebeklerin de düğmeye basılmış gibi ağlamaya başlaması bize empatinin yeni doğmuş bebeklerde de görülebileceğini gösteriyor.
‘’Aynı duygusal paylaşımın, maymunlarda, fillerde, köpeklerde, yunuslarda da olduğunu sanılıyor’’ diye devam eden yazıda, şu soru soruluyor:
Kendinden başkasıyla duygu birlikteliği kurma özelliği nasıl oluyor da insanların çoğunda gelişme özelliği göstermiyor?
İlk durakta belediye otobüsüne binen dört genç hemen engellilere ayrılan koltuklara yerleştiler. Arkadan binen koltuk değnekli yaşlı adam ayakta kaldı. Ne engelli adam ‘’Bu koltuklar bize ayrılmış’’ deyip yer istedi ne de o koltuklarda oturanlar kalkıp yer verdiler… 50 dakikalık yolu engelli vatandaşımız ayakta geldi. Yani tek ayak üstünde…
Çözüm:
Hani belediyelerin, sevgi yollarına araç girmesin diye, aşağı yukarı inip kalkan çubuklar var ya, işte onlardan engelli koltuklarına da konmalı… Engellilere de birer uzaktan kumandalı anahtar verilmeli. Engelli olmayanların kıçına batacak şekilde düzenlenmiş, yani kalem ucu gibi sivriltilmiş o çubuklar, engelliler tarafından koltuğun altına indirip oturabilmeli…
Bu ülkenin eğitimli eğitimsiz bir çok vatandaşı (%60-70) polisiye tedbir olmadan kurallara uymaz…
Psikeard’ın 50 sayısındaki (Erkeklik) konusu ile, bu gün Faysal Yiğit’in paylaştığı, Şikago da yaşayan ünlü Türk genetikçi HANDE ÖZDİNLER'in annesinin vefatından sonra yazdığı makaleden sonra, karışan kafamda oluşan sorulara cevap bulmak istiyorum. Umarım katılan olur.
Koyu siyah yazılar Psikeard’tan, italikler HANDE ÖZDİNLERDEN alınmıştır.
‘’Eğer bir şeyi çok basitçe açıklayamıyorsan o şeyi yeterince anlayamıyorsun demektir.’’ Albert Einstein
Biz de erkeği en yalın bir şekilde ifade edecek olursak ‘’Hücre çekirdeklerinde XY kromozomlarını taşıyan bireylere erkek, XX kromozomlarını tanıyanlara dişi denir.
’Osmanlı döneminde, devletin başa çıkamadığı bazı eşkıyaları nihayetinde Paşa yaparak sorunu çözemese de bir müddet ertelemesine yarayan bir uygulama vardır.’’ Psikeard’dan alıntı…
Osmanlının yükselme devrine mi denk gelir, yoksa çöküşüne mi? Yükselirken bu cüreti kim gösterebilir?
Osmanlı heveslisi reyisin partisinde de bu var… ‘’Bir konuşursam yer yerinden oynar.’’ ‘’Bir konuşursam parti batar.’’ Diyenlerden geçilmiyor… En ağır hakaretleri yapanlar en üst kademelere geliyor… Uygulanabilen Osmanlılık hayra alamet görünmüyor… Ocaklar sönüyor.
ABD’nin ve Rusya’nın son söz düellosundan sonra, sanki emperyalist ülkelerin gölgesiymiş gibi, bizim fesbook kalemşörlerimiz de savaşa başladı. Ne garip ki, en çok da sosyalizm bitti diyenler de –ne alakası varsa- dünyayı kana bulayan emperyalist ülkelerle değil de sosyalizmle savaşmaya devam ediyorlar. Son yüz yıldır çıkan savaşlara göz attığımızda, sosyalist sistem yıkılmadan önce dünyada bir denge vardı ve savaşlar bu kadar sık ve acımasız olamıyordu. O döneme daha çok -soğuk savaş dönemi – denilebilir.
Emperyalist ülkeler bu kadar acımasız ve saldırgan… Bu saldırganlık sonucu da dünyanın en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki uçurum belki 200 katına ulaşmışken, sosyalist ülkelerde En zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki fark %7-8 civarında dolaşıyordu. Bu sosyalist ülkelerin istatistiklerine göre değil de OECD ülkelerinin bilgilerine dayanıyordu. İstatistikler adaletsizliği bu kadar açıkça gözler önüne serince artık bu tür sosyal istatistikler yayınlanmaz oldu.
Ama bu gün bilinen bir şey varsa, dünyanın %65’ini kontrol eden dünyanın 50 şirketi… Artık o hale geldi ki bu farkı görmek için istatistiklere bile gerek yok. Birileri başkalarının ülkesine girerken barış ve adaletten söz edebilir. Büyük çoğunluk da buna inanıyor, inanmayan bir kesim de çıkarları için inanmış gibi görünebiliyor.
Zayıfların güçlüler karşısında yapabileceği tek şey var. Bu çatışmalar arasında kendi çıkarlarını koruyabilmek için bu ülkeler arasında ince bir politika ile kendi varlığını korumaya çalışmak ve mümkünse bu çatışmalardan karlı çıkabilmek.
Bir hamal bulmuşlar tanrı deyi
Kaderi vurmuşlar sırtına dağıt deyi
Kader denilen o kazığa bağlamışlar bizi
Allah’tan başka,
Kimseden korkusu olmayanlar
Çakılıp kaldı sınır boylarında,
Demek ki Allah çıktı karşısına




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.