Suyla dolu bir bardak neyse...
Öyle, lebe leb galeri gazla,
Koltuğa bir çivi daha çakıp
sağlamlaştırmak için yerini,
yetkililer,
sürdürmek ister üretimi.
Ocakların kapısında tabela,
Madencilerin yürekleri asılı,
‘’ekmek yediğin kaba sıçma’’
Madencinin yüreğine aşılı.
Bu onları işe alırken yazıldı
Olur ya bugün dışarı çıkamazsam Evde boğulurum.Neyse ki bu oyuncak var. Her ne kadar problemler çıksa da, öğreneceğim. İnat etmeden hiçbir şey olmuyor. Bu makine yaşlı olduğum için beni ciddiye almıyor. Ama olsun ben onu ciddiye alıyorum bir gün onu, (çok yakın olduğu için bunu mu demeliyim,) utandıracağım. Seni gidi beni bilmez seni diyeceğim. Dilini anlamadığım için şimdi biraz iteleyip kakalıyorum. Tabi ne ekersen onu biçersin o da bana öyle davranıyor. Benim istediğimi değil kendi bildiğini yapıyor. Gün ola harman ola, ben uğraşmaktan yorulmayacağım, sonunda bana pes deyeceksin be makine. Ben senin gibi nelerini gördüm. Sen tren gibi belli bir ray üstünde gidiyorsun, ama bana kimse sınır çizemez. Ne zaman nerde duracağım, ne zaman nereye gideceğim, neyi ne kadar yapacağım, ancak ve ancak benim bileceğim iştir. Ben senin gibi başkalarının çizdiği şablona göre davranmam. Özgürüm. İşte sen beni onun için kıskanıyorsun. Tabi senin yolunu çizen insanlar; belki onun için insanlara kızıyorsun, ben de insanım bana da onun için kızıyorsun eminim. Ama şunu unutma, seni de hayata kazandıran bu çok kızdığın insanlar değil mi? Bu insanlar olmasaydı, seni her evin, her büronun, her bankanın başköşesine kim oturtacaktı. Bu insanlar olmasaydı, sen şimdi hangi çöplükte paslı bir metal parçası, pislikler içinde plastik parçacıkları olarak, her gün üstüne kedilerin köpeklerin pislediği hurdalar olarak, gözlerden ve gönüllerden uzak, hiç kimsenin dönüp bakmadığı pislikler olarak kalacaktın. Tabi şimdi öyle olsaydın, o çöplüğün önünden geçen her insana melül, melül bakardın, ah beni buradan kurtarsa, ah bana bir yardım etse, bende buna karşılık ona neler vermem ki. Ömrümün diğer kısmını, o insana kul köle olmam mı? Biliyorum o zaman böyle düşünürdün. Ama sonra, eğer bir evin baş köşesini kapmışsan, vazgeçilmez bir alet olmuşsan bana yaptığın gibi her küstahlığı yaparsın. Ah makine ah, sizin de bize benzeyen tek tarafınız bu işte. Kötüyü görmeyince iyinin kıymetini bilmezsiniz. Senin ne düşündüğünü nerden biliyorum sanıyorsun. Biz de öyleyiz de ondan. Düştük mü, hep başkalarına bakarız suçu başkalarında buluruz, kendimizde asla suç aramayız. Ama bir yükseldik mi, her şeyi kendi
miz yaptığımızı sanıyoruz. Tabi bu arada istisnaları da var, makinelerin değil tabi, insanların istisnaları var. Bazı insanlar, bir iş başardılar mı her yere heykelini diktirir, Bazıları da sıradan insanlar gibi yaşarlar, İnsanlar içinde çok güzel şeyler yapıp, gene çok mütevazı kalanlar var, işte seni yaratan bil amca gibi. İnsanlık için unutulmaz bir nimet yaratmış, tabi bu arada, bu buluş size de yaradı. Bil amca Sayesinde sizde çöpten kurtuldunuz. Evet, önemli işler yapanlar her zaman mütevazı kalmışlardır. Herkesle şöyle veya böyle dirsek temasında olmuşlardır. Onların ürettiklerinden herkes payını almıştır. Bak gene payını dedim, sanki herkes bu payı kendi adına hak etmiş gibi. Neyse bende ‘’ölüm kaçınılmaz, miras hak ‘’deyip bu içinden çıkılmaz hak anlayışından sıyrılıp esas konuya döneyim. Asıl insanlarla, sizin yani makinelerin ortak yönleri ne? Şimdi seni kullanan birçok insan, bil amcanın kim olduğunu bilmez sanıyorum. Kimse duymasın, ben de bilmiyorum ya… Şimdi bilmiyorum dersem ayıp olur.. Kimseye belli etmeyelim. Bu konuda kimseyi de fazla suçlamayalım, bil amca senin ruhunu keşfetmiş, yani senin tanrın. Ruh, gözle görünen elle tutulan bir şey değil ki. Ama bilgisayar denince, önümüzde duran kutuyu tanıyoruz ve bu kutuyu yapan firmaları, üreten fabrikaları üzerindeki etiketlerden, reklamlardan ezbere biliyoruz. Biliyoruz değil, beynimize zorla işliyorlar. Önümüzde elle tutulan gözle görülen seni tanıyoruz. Beko, vestel, vs. Karşımda sırıtıp durma, senin ruhun olmasa bedenini kim alır. Ha şimdi bize benzeyen bir yanın daha var bak. İnsanlarda ruhu olmazsa bir işe yaramazlar, hemen toprağa gömerler vücudunu. Hadi, hadi bundan kendine bir pay çıkartmaya çalışma, senin ölünü bir poşete koyup doğru çöpe atıldın mı, bütün saltanatın bitecek. Ya biz öyle miyiz en azından mezar taşında ismimiz olacak, ‘ismin olacakta ne olacak mı’ dedin. Sana ne, ne olacaksa o olacak. Sonra bazılarımızın ismi okullara, yollara parklara verilir. Senin de ruhun olmazsa bir işe yaramazsın, sonra senin bir mezarın bile olmaz, senin ismin mi var ki, bir yola bir okula versinler. Mesela bilgisayar deyince binlerceniz birden akla gelir. Yani binlerceniz bir adam etmez. Çok çok Ahmet’in bilgisayarı, Mehmet’in bilgisayarı olarak anılacaksınız.. Yani biz olmadan bir hiçsin sen. Ne, ne bunları sen mi söylüyorsun,. güleyim bari şuna bak hele. ‘’Oları çöpten toplamak için binlerce insan sabahın altısında yataktan kalkıyormuş ta, çöp bidonlarının başında bunları bulmak için saatlerce uğraşıyormuş ta, hatta ben önce geldim, ben alacağım, diye insanlar birbirleriyle kavga ediyor muş ta, hele bak sen, belediye bunlar için fabrika kurmuş ta, bunların hepsi bir araya toplanınca, sırf bunlar için insanlar birbirine giriyor muşta…’’ neler de biliyormuş şuna bak. Bunları bir araya getirip hata mı yapıyoruz ne? Neler diyor bu yahu bunlar bir araya gelince taş gibi birbirine sarılıp, yeni makinelere gövde oluyorlarmış, yeniden insanların arasına başka, başka cisimler olarak karışıyorlarmış, ama insanlar bir araya gelince mutlaka kavga çıkıyormuş. Vay vay! demek sinsi, sinsi bizim ayıplarımızı kaydediyorsun ha, utanmaza bak sen. Göğsüne vura, vura hem de bizim için, bizim için, diyor. El kadar parça diye siz bizi çöpe atıyorsunuz ama, aranızdan bazıları gene bizi toplayıp bir araya getiriyor. Biz tonlarca olunca da, kıymetleniyoruz. Sonra bizi paylaşırken kavga ediyorsunuz. Hadi be yalancı sen kendini ne sanıyorsun, senin dünyadan haberin yok be insanoğlu. Siz olmadan biz işe yaramayız bunu biliyoruz. Onun için de sizin her hizmetinizi de sessizce görüyoruz ama, siz de uyuyorsunuz. Biz olmadan da siz bir şey yapamayacağınızın farkında değilsiniz. Kiminizin kafası çalışıyor. Bizi iyi değerlendiriyor, kiminizde her kerameti kendinden biliyor. Hani sizi kızdırmak için söylemiyorum ama gerçek şu ki, siz insanların çoğu, bizi topraktan çıkarıyor, çöpten çıkarıyor, toplayıp fabrikalarda, bizi bir, bir işleyip, işe yarar hale getiriyor, her tarafımızda onların parmak izleri var, ama biz onların çoğunun evine bile giremiyoruz. Bizi yaratanlar karınlarını bile zor doyururken, bize eli bile değmeyen, bazı insanlar da, bizi alıp satarak, bizi hiç görmedikleri halde, bizden büyük paralar kazanıyor. Bu paralarla yeni fabrikalar kuruyorlar. Şunu itiraf edelim ki, siz insanlarda bizde olmayan bir şey var. Siz ona para diyorsunuz. Sizde parası olan öbürlerine sözünü geçiriyor. İnsanların parası ne kadar çoksa o kadar güçlü oluyor, insanlar o gücünü, diğer insanları yok etmek için kullanıyor. Biz makinelerde böyle bir şey yok. Bizde para diye bir şey yok, bizde kavga yok. Biz makineler birbirimizi yok etmeyiz. Bizde mi birbirimizi parçalıyoruz hayır, hayır, insanlar bize karışmazsa biz birbirimize zarar vermeyiz. Ancak insanlar küçük makineleri büyük makinelerin ağzına atarak bizi parçalatıyorlar bu da bizim suçumuz değil. Hem sonra bunu biz yeni bir makineye hayat vermek için yaparız. Tümüyle yok etmek niyetimiz olamaz. Biz de insanları mı parçalıyoruz. İnsanlar bize dokunmadan biz insanlara zarar vermeyiz. Ama siz insanlar kendi kendinizle anlaşamıyorsunuz, kavga çıkarıyorsunuz. Biz kavga etmeyince de bize kızıyorsunuz. Bizi zorla kavgaya sokuyorsunuz. Bizim birliğimizi kıskanıyorsunuz. Bizimle uğraşmayın, hem bizi yaratmakla öğünüp, hem bizi kıskanmayın. Beğenmediğiniz, ölünce ‘sizin yeriniz çöplük! ’ dediğiniz bizler. Ne kadar ezip büzseniz nihayetinde bir araya geliyoruz birleşiyoruz güçleniyoruz. Yine sizin karşınıza çıkıyoruz. Sizin hizmetinize giriyoruz. Bizi kötü amaçlarla da kullanıyorsunuz iyi amaçlar için de, her ne kadar kötü amaçlar için kullanılmayı istemesek de, bu bizim elimizde değil, sizin elinizde, siz, siz olun bizi iyi amaçlar için kullanın, bizi kötü amaçlar için kullanırken bundan biz de zarar görüyoruz. Savaşlarda olduğu gibi… Neden zarar görmek isteyelim ki. Uzun yaşamak bizim de hakkımız değil mi? Siz insanlar çok inatçısınız. Hem yalnız yapamazsınız, hem size en yakın duranı, size en fazla yardım edeni beğenmezsiniz, ona saldırır zarar verirsiniz. Biz makineler olarak, bir gün iş yapmasak, ne olur haliniz düşünün, düşünün de biraz haddinizi bilerek konuşun. Her şeyi biz yaparız, dersiniz ama, ağzınızdan hiç barışçı bir şey çıkmaz. Bir de diğer varlıklarla barışçı geçinmeye çalışın bakalım. Nerde, insanlar kendi aralarında yapamadıkları bir şeyi bizlerle yapmayı denerler mi hiç. Ama siz bunu yapmazsanız bile biz yaptırırız. Biz, bir gün çalışmayız sizin feleğiniz şaşar. Biz sizin gibi, aynı şeyi elli defa tekrarlamayız bunu unutmayın, biz bir defa söyleneni anlarız, onun için kendimiz de bir defadan fazla söylemeyiz bunu unutmayın. Aynı şeyi tekrar, tekrar söyleyip bizi yalama etmeyin kendiniz gibi. Gelin aslımıza dönelim, biz de maddeyiz, sizde, kavga etmek yerine, güzel güzel geçinip gidelim şu dünyada. Her şey eşit olsun, siz olmadan biz yapamayız biz olmadan da siz. Bunu kabullenelim. Kavgasız bir dünya olsun, dünyamız. İnsanların bazıları, başlarlar bağırmaya, doğru söylüyor arkadaşlar, doğru söylüyor! İnsanlar kendi aralarında tartışmaya başlarlar. Bir kısmı, makineleri haklı bulur. Bir kısmı da buna karşı çıkar. ‘Makinelerde kim oluyormuş Bizi şıçtığımız boklar mı idare edecek artık. Bu kadar da korkaklık olmaz’ diye başlarlar felsefe yapmaya. Dünyayı hiç kimse durduramaz. Önce akan nehirleri durdurun bakalım. Bu maddenin yapısına aykırı bir şey… Maddenin en küçük parçası atomlar hareket etmezse madde olmaz. Maddenin kendi içinde çelişkileri olmadan da evren olmaz. Biz doğaya karşı gelemeyiz. Doğanın yasalarını biz değiştiremeyiz. Kavga olacak. Ölen ölür, kalan kalır. Makinelerde kendi aralarında kavga etmiyor mu?
Makineleri haklı bulan insanlar, makinelere karşı olan diğer insanları dinleyince bu defa, onları haklı bulurlar. Konuşmalar tartışmalar devam edip gider, kim konuşursa o haklı görünür. Bir türlü anlaşma sağlanamaz. Kavgadan canı yanan kavgaya karşı çıkar, ama kavgayı durdurmaya güçleri yetmez. Kavga devam edip gider. Ara sıra asabı bozulan denizler, kara parçaları da kendi sırtlarında taşıdıkları bu varlıklara, sinirlenip ‘’ bunlar kendi aralarında kavga ederken neyin üstünde olduklarını unuttular’’ deyip varlıklarını hatırlatmak için, her ne kadar azametlerini gösterseler de, insanların görüş mesafeleri az, ve unutkan oldukları için, üç gün sonra hiçbir şey olmamış gibi, günlük çıkarı için her kalıba girebiliyor. Kendinde hata aramayan insanoğlu bütün günahlarının keçisini bir yerlerde bulup, kendi kendini rahatlatmayı biliyor. İnsanoğlu bencillikten kurtulmadan, barış hayalden öteye gitmiyor. Bunları söyleyen makineye soruyorum. İstisnaları yok mu? MESELA BENİM GİBİ…?
Yalnız muhalefete soyunanlar,
Kaçırınca elinden, muhalefetin ipini,
Olayların girdabı içinde, bocalar;
Üslenir muhalefetin; muhalefetini.
Rakibin üstüne gidemeyince,
İnsanlar neler için hayal kurar?
Hadi sizi yormayayım, yine kendim cevap vereyim. ‘’Yanlış! ’’ derseniz sesiniz çıksın ben de doğrusunu öğreneyim.
İnsanlar ihtiyaç duyduğu ama ulaşamadığı, ulaşılması zor veya imkansız olan şeyler için hayal kurar. Öyle ki bu bazen aşk derecesinde ileri boyutlara ulaşır.
Bol bulunan ve ihtiyaç duymadığınız şeyler için hiç hayal kurduğunuz oldu mu? Hiç hava depolamak için hayalinizde planlar yaptığınız oldu mu? Bir de havasız bir yere kapatıldığınızı düşünün. Orada kurtulmak için ne hayaller kurulur.
Çocuk doğar doğmaz memeyi arar. Su kaplumbağaları yumurtadan çıkar çıkmaz denize doğru koşar.
Çünkü yaşamak için ihtiyacı olan onlardır. İhtiyacına ulaşınca susar, ulaşamayınca ağlar.
Sabah güneşinin altında
Krağı gibi hafızam.
beni hedefime götürecek
izler var üzerinde…
üzerinde izler,
Hızlı davranamazsam
Seçimden sonra yeni anayasa yapılacakmış
ağrıyan başımıza, ağrı kesici olacakmış
umut ayranımız kabardı seçim öncesi
oylar AKP'ye akacakmış...
hükümet kurulacak, yeminler edilecek
Bir partinin en üst yöneticilerinden biri çıkıyor ‘’Toplu konut kredileri, tarım kredileri, araba kredileri almış, borçlanmış, istikrar istiyor…’’ diye sırıtarak açıklama yapıyor. Yani diyor ki borçluların eli bize mahkum. Ayrıca işsizler de işe girebilmek için AKP üyesi olmak zorunda. Çünkü AKP üyesi olmayanlar işe girme şansına sahip değil. Bu durumda AKP’ye oy verenler mi namussuz, onları balık gibi ağlarla çevirip, borçlarını ödeyebilmeleri için oy verme mecburiyetinde bırakanlar mı NAMUSSUZ? Borçlarla tehdit silahını, her seçimde kullanabilmek için halkı borçtan kurtarmamak için sürekli zam yapanlar mı Namussuz?
Kadına iş vermeyenler, gitsin evinde otursun diyenler, Kadın çalışmaz diyenler, Okula giden kızları ahlaksızlıkla suçlayanlar, hatta onları potansiyel orospu olarak görenler, Geçinemeyip kocasından ayrılınca evlerine kabul etmeyen zihniyetler, kocası, sevgilisi ve töreleri tarafından üç ayda 72 kadının ölümüne sebep olanlar mı, küçük yaşta zorla evlendirmeye kalkışanlar mı NAMUSSUZ yoksa işsiz ve çaresiz kalıp, çocuğunu doyurup büyütebilmek için erkeklerin ağına düşüp etini satanlar mı NAMUSSUZ?
Saçların yorganım olur,
Gözlerinden bakarım dünyaya
Nefesim hep seni solur
Ölürüm ciğerlerim boşalırsa…
***
Sevgi denilen, aklın yetmediği ülke
Benim ilham kaynağım otobüsler… Ama bana yaratıcı bir ilham gelmez. Yaratılmış hazır benim ilhamlarım. Çeşme başında, kovalarına su dolduran genç kızlar gibi, ben de otobüslerde, defterimi doldururum hazır ilhamlardan… Ruhları çağıracak zaman bulamam, insanlardan, olaylardan…
Onun için katıksız olur yazdıklarım. Yazdıklarımı herkes bilir. Bilinenleri yazdığım için bu güne faydası olmaz… Belki gelecekte okuyanlar, bu günlere dair bilgiler edinmek için faydalanabilirler.
Otobüs durağı kalabalıktı. Kalabalık arttıkça yaşlıların da suratı asılıyordu. Yaşlılardan daha çok da yanındaki oğlu veya kızı daha da fazla üzülüyorlardı. ‘’Baba’’ dedi bir genç kadın, yanındaki yaşlı adama, şöyle öne doğru çıkalım da… derken yaşlı adam yüzüne baktı… ‘’Kalabalığı görmüyor musun’’ der gibi… yeter ki ezilmeyelim kızım… 80’lik adam ayakta kalmaya da razı idi. Yeter ki arada ezilmesin… çaresizlik en acı darbe… Yanında yaşlı ana babasını rahat ettiremeyenler, bunun acısını duyarlar. Bu konuşmaları duyan, elli yaşlarında bir adam, yaşlı adamı önüne aldı, ‘’korkma seni ezdirmeyiz’’ dedi. 514 uzaktan göründü. Kalabalıkta hareketlilik arttı. Trafik sıkıştığı için otobüs tabelanın çok gerisinde kaldı. Kalabalık otobüse doğru akınca, yaşlı adam yine gerilerde kaldı.
Hareket kabiliyeti yüksek olanlar, önden koşup boş koltuklara oturdular.




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.