Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil

Sivillerin askerlere karşı darbe yaptığı
Kadınların karakollarda polislere dayak attığı
Farelerin kedileri kovaladığı…
Kürtçe bilmeyenlerin sınıfta kaldığı
Türkiye’nin IMF’ye kredi açtığı
Tilkinin tavşandan kaçtığı

Devamını Oku
Mehmet Halil



‘’Tanrıdan başka tapılacak yoktur!’’
O halde binlerce kitaba da gerek yoktur
Akıllıdır tek kitap okuyanlar
Fazla okuyup da beyni terletmezler

Devamını Oku
Mehmet Halil


Tek! Tek!

Nereye baksam tek tekçi
AKP’nin silahı tek uzun adam
CHP’nin silahı tek ATA adam

Devamını Oku
Mehmet Halil

Zekasına hayran olduğum adamlar
İnsanın dişine vermediği hakkı
Guşuna veriyorlar…
Az tüketecek yaşlıları
Çok üretecek çalışanları
Doğursun analar bol bol

Devamını Oku
Mehmet Halil

En zararlı yaklaşım biçimi zorbayı değil kurbanı sorgulayan yaklaşım biçimidir.
İnsan zaafları olan bir yaratıktır. Hepimizin zaafları vardır. Bu zaaflarımızı egemen güçler çok iyi kullanmaktadırlar.
Egemen güçler, diğer insanlardan çok akıllı olduğu için değil, çok iyi örgütlü oldukları için egemen olmuşlardır. Onların bu güçlü örgütlenmesi sömürmek istedikleri insanların zaaflarını keşfedecek bilim adamlarını yetiştirerek güç kazanmışlardır. Yani onları güçlü kılan bizim zaaflarımızdır.
Bu günkü yazımıza konu olacak bu zaaflarımızdan bir kaçına değinelim.
DAMGALAMA,
Bizde kara leke anlamında kullanılır. Kısacası, normal dışılık, tehlikeli olarak anlamlandırılır. Amaç bu olumsuz özelliklere sahip olanların dışlanmasıdır. Bu durum kimlikler arası çekişmelerde üstünlük sağlamak için kullanılır. Diğerlerini ötekileştirerek üstünlük sağlamak için...

Devamını Oku
Mehmet Halil

Bu gün akşam iki arkadaş Bornova’dan İZBAN’a (hafif raylı trene) bindin Şirinyer’e geliyoruz. Yollar o kadar bozuk ki metronun vagonları bağlayan ek yerlerindeki kayna belki on santim… Her kütürtüde yüreğimiz ağzımızda… Tam karşımızda da Konforlu yolculuklar başlıyor afişi var. Meğer 15 gündür konforlu yolculuk yapıyormuşuz da haberimiz yok. Tek kişilik boş yerler olduğu için arkadaşım karşımda, ona afişi gösterip gülümsedim… ‘’60 oturak, 200 ayakta yazısı da yanında olsa çok yakışacaktı’’ dedim. O yazı vagonların baş taraflarında… Gülüştük… Yanımda karısıyla oturan bir bey vardı. Karısı da gülümseyince bozuldu. Sitemli sitemli konuşmaya başladı. Hani ‘’kızım sana söylüyorum gelinim sen dinle’’ hesabı… Karısına söylüyor ama bizi azarlıyor. ‘’Şükretmesini bilmiyorlar ki, biz çocukluğumuzda yalınayak dolaşıyorduk, şimdi ayakkabımız var, yürüyerek gidiyorduk şimdi otobüsümüz METRO’muz var… Bizden eskiler daha kötü durumdaydı(Bize göre 25-30 yaş genç) . ’’ Haliyle karısının tebessümü kayboldu. Hata yaptığını anladım. Bunları söylemekte biraz geç kalmıştı nedenini sonra anladım ben cevap vermek için döndüğümde kalkmaya hazırlandı kapıya doğru yürüdü… Bilirsiniz bizde yüzleşmekten kaçanlar hep kapıyı kapattıktan sonra konuşur veya küfür ederler. Söyleyeceklerim imiğimde kaldı… Şimdi hanım hafif yollu yiyecek bir şeyler getirecek, yemek yolunu açayım ki yiyebileyim diye imiğimdekileri buraya dökeceğim…
Be yavrum, biz her verilene razı olup ‘’Çok şükür deseydik, sen hala yalınayak dolaşırdın. Eleştiri olmadan, bu kusurlar nasıl düzeltilir diye düşünüp, daha iyisini yapma hedefin olmadan değişim olur mu? Bizim gibi şükür etmesini bilmeyenler olmasaydı, sen şimdi hala yalınayak, hala yürüyerek, ya da hala doğduğun köyden çıkamamış olurdun. Belki de hastane olmazdı ambulans olmazdı anan seni doğururken ölürdü. İyi olur muydu? Hepimiz şükür etseydik en zenginle en fakir arasındaki uçurum daha büyük olurdu. Hep bu ‘şükür’ etmesini bilmeyen sayesinde bu gelişmeler, yaşam şartlarının bu kadarcık da olsa düzelmesi, biz de şükür edecek olsaydık, hala kölelik devrini yaşardık ve şimdi şu, kıskançlıktan köşeye sıkıştırdığın karını önce sahibin becerirdi. Tabi sana geçmişi hep yanlış anlattıkları için geleceği de yanlış algılıyorsun… Umarım biraz düşünürsün bunları…
Arkadaşım suratımdan anlamış ki ‘’Canını sıkma yahu, kalas üstüne ne kadar cila atsan yine kalastır’’ dedi, ‘’ yaşken yontulmayan kuruduktan sonra zor yontulur.’’ Arkadaşıma hak verdim ama yine de rahatlayamadım…
Bir avuç insanın mücadelesi ile bu kadar gelişen insanlık, eğer sermaye kendi çıkarlarını koruyabilmek için yönettiği toplumları bu kadar uyuşturmasaydı, bu gelişme kat kat fazla olmaz mıydı? Çalışanlar, kendi için çalıştığını bildikten sonra, daha şevkle çalışıp, daha fazla üretmez miydi? O üretilenler eşit bölüşülünce kişi başına daha çok gelir düşmez miydi? Evet, ama o doymaz azınlık bunları kendi tekeline alıp üstünlük sağlayamazdı.
Başkalarının kanını emmekten haz duyanlar, o hırslarıyla, dünyayı kaosa boğuyorlar. Günlük nafakayı çıkarınca mutlu olanlar, gözü ihtiyacından fazlasında olmayanlar, bu politikalara ilgisiz kaldığından, sonuçta kötüler kazanıyor. İyilerinde hiç olmazsa ezilmeyecek kadar ürettiğinden kendi payına düşeni isteyip alacak kadar hırslı olması gerekiyor.
Hırsın azı da çoğu da zararlı, ama arada bir denge kurulmalı…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Bu gün akşam iki arkadaş Bornova’dan İZBAN’a (hafif raylı trene) bindin Şirinyer’e geliyoruz. Yollar o kadar bozuk ki metronun vagonları bağlayan ek yerlerindeki kayna belki on santim… Her kütürtüde yüreğimiz ağzımızda… Tam karşımızda da Konforlu yolculuklar başlıyor afişi var. Meğer 15 gündür konforlu yolculuk yapıyormuşuz da haberimiz yok. Tek kişilik boş yerler olduğu için arkadaşım karşımda, ona afişi gösterip gülümsedim… ‘’60 oturak, 200 ayakta yazısı da yanında olsa çok yakışacaktı’’ dedim. O yazı vagonların baş taraflarında… Gülüştük… Yanımda karısıyla oturan bir bey vardı. Karısı da gülümseyince bozuldu. Sitemli sitemli konuşmaya başladı. Hani ‘’kızım sana söylüyorum gelinim sen dinle’’ hesabı… Karısına söylüyor ama bizi azarlıyor. ‘’Şükretmesini bilmiyorlar ki, biz çocukluğumuzda yalınayak dolaşıyorduk, şimdi ayakkabımız var, yürüyerek gidiyorduk şimdi otobüsümüz METRO’muz var… Bizden eskiler daha kötü durumdaydı(Bize göre 25-30 yaş genç) . ’’ Haliyle karısının tebessümü kayboldu. Hata yaptığını anladım. Bunları söylemekte biraz geç kalmıştı nedenini sonra anladım ben cevap vermek için döndüğümde kalkmaya hazırlandı kapıya doğru yürüdü… Bilirsiniz bizde yüzleşmekten kaçanlar hep kapıyı kapattıktan sonra konuşur veya küfür ederler. Söyleyeceklerim imiğimde kaldı… Şimdi hanım hafif yollu yiyecek bir şeyler getirecek, yemek yolunu açayım ki yiyebileyim diye imiğimdekileri buraya dökeceğim…
Be yavrum, biz her verilene razı olup ‘’Çok şükür deseydik, sen hala yalınayak dolaşırdın. Eleştiri olmadan, bu kusurlar nasıl düzeltilir diye düşünüp, daha iyisini yapma hedefin olmadan değişim olur mu? Bizim gibi şükür etmesini bilmeyenler olmasaydı, sen şimdi hala yalınayak, hala yürüyerek, ya da hala doğduğun köyden çıkamamış olurdun. Belki de hastane olmazdı ambulans olmazdı anan seni doğururken ölürdü. İyi olur muydu? Hepimiz şükür etseydik en zenginle en fakir arasındaki uçurum daha büyük olurdu. Hep bu ‘şükür’ etmesini bilmeyen sayesinde bu gelişmeler, yaşam şartlarının bu kadarcık da olsa düzelmesi, biz de şükür edecek olsaydık, hala kölelik devrini yaşardık ve şimdi şu, kıskançlıktan köşeye sıkıştırdığın karını önce sahibin becerirdi. Tabi sana geçmişi hep yanlış anlattıkları için geleceği de yanlış algılıyorsun… Umarım biraz düşünürsün bunları…
Arkadaşım suratımdan anlamış ki ‘’Canını sıkma yahu, kalas üstüne ne kadar cila atsan yine kalastır’’ dedi, ‘’ yaşken yontulmayan kuruduktan sonra zor yontulur.’’ Arkadaşıma hak verdim ama yine de rahatlayamadım…
Bir avuç insanın mücadelesi ile bu kadar gelişen insanlık, eğer sermaye kendi çıkarlarını koruyabilmek için yönettiği toplumları bu kadar uyuşturmasaydı, bu gelişme kat kat fazla olmaz mıydı? Çalışanlar, kendi için çalıştığını bildikten sonra, daha şevkle çalışıp, daha fazla üretmez miydi? O üretilenler eşit bölüşülünce kişi başına daha çok gelir düşmez miydi? Evet, ama o doymaz azınlık bunları kendi tekeline alıp üstünlük sağlayamazdı.
Başkalarının kanını emmekten haz duyanlar, o hırslarıyla, dünyayı kaosa boğuyorlar. Günlük nafakayı çıkarınca mutlu olanlar, gözü ihtiyacından fazlasında olmayanlar, bu politikalara ilgisiz kaldığından, sonuçta kötüler kazanıyor. İyilerinde hiç olmazsa ezilmeyecek kadar ürettiğinden kendi payına düşeni isteyip alacak kadar hırslı olması gerekiyor.
Hırsın azı da çoğu da zararlı, ama arada bir denge kurulmalı…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Devenin,
iğnenin gözünden geçişi,
Devleti,
hortumlayanların,
ceza evinden,
Yurt dışına kaçışı,

Devamını Oku
Mehmet Halil

Doğan Yaldır'a cevap olsun diye...

Sanal medyada, Orta Doğudaki savaş nedeniyle sık sık duyduğumuz okuduğumuz yazıları okudukça üzüntü duyuyorum…
Söz konusu Orta Doğu olunca, çok düşünüp az konuşmak ya da yazmak gerekiyor. Orada belki 60-80 millet, 30-40 inanç olduğu söyleniyor… Yazılıyor. Bu kadar farklı bir yapı üzerine, o bölgenin en tecrübeli gözlemcileri, siyasileri, akademisyenleri bile ihtiyatlı cümleler kullanırken, sanal ortamda, hemen bir tarafı suçlayacak düz mantıklı yazılar, suçlamaları doğru bulmuyorum… Orada bir savaş var, bu savaş hem içinde bulunan kişiler için, hem savaşın tarafı olarak gruplar, uluslar olarak ölüm kalım savaşı… Her grup hayatta kalabilme ve bu kalıcılığın sürekliliğini sağlamak için, kendine göre en doğru kararları vermek zorunda ve öyle oluyor… Tartışmanın konusu bu olunca, sabit fikirler geçersiz kalır.
Orta Doğu’daki savaşın paylaşım savaşı olduğunu cümle alem biliyor. Paylaşmak isteyenler de belli. Emperyalist ülkeler. Herhalde buraya kadar katılmayan olmaz.
Dünyaya göz attığımızda savaşların olduğu bölgeler genellikle, çok milletli, çok inançlı bölgeler. Yakın tarihte Orta Avrupa’da Sırplar Boşnaklar Pomaklar, Arnavutlar vs. boğuşturuldu… Şimdi Orta Doğu ve diğer Müslüman ülkelerde, diğer inançlarla olan savaşlar… Hepsi de geri kalmış ülkeler üzerine oynanan oyunlar…

Devamını Oku
Mehmet Halil

AKP'yi ve Tayyip Erdoğan'ı tebrik ederim. Türkiye'nin en önemli sorununu gündemden öyle bir çıkardı ki... Politikacı geçinenlerin çoğunu koyun sürüsü gibi peşine taktı. ''Kızlı Erkekli ev''ler gündeme gelmeseydi. Ya da başı örtülü, kıçı açık AKP vekilleri olmasaydı, Şu utanç duvarı için CHP ve Kılıçtaroğlu da bir şey söylemek zorunda kalacaktı. Konu gündeme oturacaktı. Ama hangi mihraktan çıktı ise (Erdoğan sık sık dış mihraklardan bahsediyordu) can kurtaran simidi gibi suni konular gündeme oturuverdi... Laf politikası şimdi en keskin solcuların bile silahı oldu. Utanç duvarı unutuluverdi. Şimdi gerçekten emekten ve sömürüden yana olanlara bir görev düşüyor. BÜTÜN İLLERDEN OTOBÜSLERLE AKIN AKIN O UTANÇ DUVARI DİBİNDE DİRENEN BELEDİYE BAŞKANINA DESTEK İÇİN YOLLARA DÖKÜLMEK. Bu da Kürtlerden çok, diğer kesimlere başta da Türklere düşmektedir. Umarım böyle bir girişimi ilk İZMİR'den başlatabiliriz.

Devamını Oku