Ey gençlik!
Birinci vazifeniz, bu dünyaya borçlu geldiniz, borçlu gitmeyiniz...
(alacaklı olsaydınız sizi kim ister, kim eğitirdi?)
Sizi eğitmek için, bu kadar yatırım yapılıyorsa boşuna değil.
Eğitiminiz sonunda, alacağınız diploma, sizin için bir fırlatma rampası olacak...
İnsan en uzağa sıçramak için, geriden koşarak gelir.
Büyüklerden alıyoruz en büyük dersi. Egolarımızı beslemek… Kendimizden başkasını düşünmemek.
Özelini düşünemeyen genelini düşünemez… Önce özelini düşün… Kendini düşün!
Genel işleri konuşmak, genel evlere gitmek gibi kötüdür, tehlikelidir, suçtur. Genel evlerden ve genel işlerden oraların patronları sorumludur. Para gelsin de nereden gelirse gelsin. Para toplumun ruhudur. Bütün ruhlar ölünce gökyüzüne uçar ve uçan bu ruhların toplamı tanrıyı oluşturur.
Bu kurallara uymayanlar çoğu zaman kötü bir şekilde ortadan kaybolur. Ne mezarı bulunur, ne de suçlusu…
Diyeceksiniz ki genelevlerin mimarı onlar değil mi? Elbette genel işlerin mimarı oldukları gibi… Öyle bile olsa, bu ökseye yakalanmak onların suçu değil, yakalananların suçudur.
Oyunu yönetmenler ve oyuncular oynar, diğerleri seyircidir. Seyirci olmadan oyunu oynamanın ne önemi var? Seyirciler de seyirci olduğunu bilsinler…
‘’Auschwitz’ten sonra şiir yazmak barbarlıktır:’’ demiş Theodor Adorno… Ama hala şiir yazılıyor.
Aynı düşünceyle;
‘’7 Haziran’dan sonra iyimser olmak barbarlıktır’’ diyebiliriz… Demeliyiz.
Sınırlı biolsa demokratik yoldan elde edemediği gücü, zorla elde etmek için, yakılan insanlar, yıkılan şehirler, tecavüzler, öldürülen kadınlar, öldürenlerin cezaları hafifletilirken, tehdit altındakilerin savunmasız bırakılması, hırsızlıklar, hırsızlar kutsanırken onları açığa çıkaranların cezalandırılması, halk iradesinin ayaklar altına alınması, seçilmişlerin hiçbir haklı sebebe dayanmadan tutuklanıp, yerlerine kayyum atanması, elinde palalarla yasal haklarını savunmaya çalışan halka karşı saldıran ve hiçbir ceza almadan (hatta ödüllendirilerek) sokaklarda dolaşması, çocuklarının güvenliği için tedirginlik içinde yaşayan milyonlar, eğitimin yok mertebesine indirilmesi, iş güvenliğinin ve emeklilik haklarının sıfırlanması, iş cinayetlerinde sorumlular yargılanmazken, ölen işçilerin ailelerinin mağdur edilmesi…
Daha bunun gibi saymakla bitmeyecek sorunlar … Kısıtlı demokrasinin bile yok edilerek KHK’lerle keyfi yönetilmekte olan bir ülke…
Devletin gücünü ele geçirip, o devletin temel taşı olan vatandaşların ezilerek sindirilmesi, korkutulması, baskıyla çıkar çevrelerinin işine geldiği gibi kullanılması…
Yazı yazmak da anayasa referandumu gibi… Başlamak zor, bitirmek daha da zor…
İç savaş örneği… Aylar oldu tartışmalar bitmiyor. Gibi mi? Solun iç savaşı mı? Dış İşleri Bakanlığı’nın dışarıda yapacak işi kalmayınca… İçeride emekçilere yüklendiği gibi…
Dışarıdaki güçler %70 boyunduruk altına almıştır ama, suçlu emekçiler arasında aranır.
‘’Sol’’ da aynen örnek almış Kemalist devlet siyasetini… Darbeyi %70 burjuvalardan yer,
Ölüm, işkence, fişlenme, sömürülme, işsizlik, kayıplar, cinayetler ve dalga geçerek serbest bırakılmalar. Keyfi tutuklamalar, 10 yıllık göz altıları, cezaevlerinde ikinci cezaevleri, daha niceleri… ‘’Sol’’cular deryadan habersiz balık gibi… Suçlayıp duruyorlar birbirlerini…
Yalnız muhalefete soyunanlar,
Kaçırınca elinden, muhalefetin ipini,
Olayların girdabı içinde, bocalar;
Üslenir muhalefetin; muhalefetini.
Rakibin üstüne gidemeyince,
İnsanlar neler için hayal kurar?
Hadi sizi yormayayım, yine kendim cevap vereyim. ‘’Yanlış! ’’ derseniz sesiniz çıksın ben de doğrusunu öğreneyim.
İnsanlar ihtiyaç duyduğu ama ulaşamadığı, ulaşılması zor veya imkansız olan şeyler için hayal kurar. Öyle ki bu bazen aşk derecesinde ileri boyutlara ulaşır.
Bol bulunan ve ihtiyaç duymadığınız şeyler için hiç hayal kurduğunuz oldu mu? Hiç hava depolamak için hayalinizde planlar yaptığınız oldu mu? Bir de havasız bir yere kapatıldığınızı düşünün. Orada kurtulmak için ne hayaller kurulur.
Çocuk doğar doğmaz memeyi arar. Su kaplumbağaları yumurtadan çıkar çıkmaz denize doğru koşar.
Çünkü yaşamak için ihtiyacı olan onlardır. İhtiyacına ulaşınca susar, ulaşamayınca ağlar.
Eski tipte; içinde tüm dünya emekçilerinin ve diğer sermaye kesimlerinin de kazanımlarını bulundurmak durumunda bulunan devlet,
Yeni tipte; Artık en egemenler arasındaki bölüşümü düzenleyecek bir ‘demokrasi’, ‘hukuk’ sistemi haline gelmiştir.
Devlet artık bir ulusal pazarı ve sınırı ifade etmekten çıkmaktadır.
• Dünyayı kendi aralarında paylaşmaya çalışan, en güçlülerin, kendileri dışındakileri denetim altında tutabilmeleri,
• Kendi dışındakileri istedikleri gibi seferber edebilmeleri,
• Kurdukları sistemi güvence altına alabilmeleri için, zayıfları rahatça kullanabilecekleri bir aygıt haline getirmektedirler.
Bayramlar herkes için farklı anlamlar ifade edebilir… Ben bu bayram vesilesiyle yaşlı annemin ziyaretine gittim. Benim için bayram nedir diye düşündüğümde en anlamlı olan şey, en zor şartlarda bile, bazı öncelikleri çok iyi hesap ederek değerlendirmek… Annem 91 yaşında, çoğu günleri yarı uykulu geçtiği halde, bizim gelişimizi görünce herkesi şaşırttı.
- Nasılsın anne, nasılsın abla, teyze diye soranlara,
- Nasıl olayım daha… ‘’merdivenim kırk basamak, kırkına dayadım dayak, oğlum gelinim gelmiş, koşarım yalın ayak…’’ diye cevap verince, bu hiç beklenmeyen cevaba biz ve yanımızdakiler şaşırdı, tabi mutlu olduk… Demek ki ziyaretimiz manevi olarak bir güç kattı anneme… Gitmemiş olsaydık. Morali çökecek, bu kadar güçlü olmayacaktı… En besleyici gıdaları verdiğimiz halde, bu kadar güçlü olmuyordu…
Tam tersi ise anneler için en büyük yıkım. Hele hele savaşlarda ve kavgalarda çocuklarını sonsuza kadar kaybedenler için ne büyük yıkım…
Yeni seçimlerden çıktık. Tekrar erken seçim diyorlar, bir türlü hükümet kurmak istemiyorlar. Neden?
Belediye meclislerinde her partiden meclis üyesi var. İşler de iyi kötü yürüyor. Peki, neden devletin tepesinde bir araya gelemiyorlar. Neden hükümet kurmaya gelince işler bu kadar zorlaşıyor?
Yerel yönetimlerin yetkileri yok derecesine indirildi. En önemli işler merkezden yönlendiriliyor. Çünkü yerellerde demokrasi, yani halk denetimini kurmak daha kolay, halkın sözü bir ölçüde dikkate alınmak zorunda, kaçış bundan… Merkezi yönetimler, rantı yerellere kaptırmak istemiyor.
Mücadele, 4 parti arasında gibi görülse de gerçekte ezenlerle ezilenler, sömürenlerle sömürülenler arasında… Sömürenler daha fazla kar, daha ucuz işgücü, daha fazla yağma için toplumu zaptu-rap altına almak istiyorlar. Bütün baskıların, silaha, polise, askere yatırımın sebebi bu…
Elli yaşın üstündekiler bilirler. 1980 öncesi, bu güne göre mukayese edilirse, eğitim parasızdı, sağlık parasızdı, işçiler her yıl toplu sözleşme masasına oturur, en kötü sendika bile enflasyonun altına düşmeyecek zamlar alırdı. İş garantisi bu günle mukayese edilirse var sayılırdı. İşçi normal şartlar altında ilk girdiği iş yerinden emekli olup çalıştığı her yıl için asgari bir maaş tutarında tazminat alabiliyordu… Kısacası sosyal hakları da eklenince aç kalmayacak bir yaşama sahipti… Bu demek değil ki sömürü oranında düşme oluyor… Hayır, her yıl yine en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki mesafe istikrarlı (Sermeye sahipleri için istikrarlı) biçimde açılıyordu.
Darbeden önce ekonomik ve sosyal haklardan yapılmak istenen kısıtlamalara (24 Ocak kararlarının uygulanmak istenmesine karşı) karşı yüzbinler sokağa dökülünce, kitlesel grevler başlayınca, zora başvurdular…
'Kuran kursu' deyip geçmeyin
on yılda neler öğrendik neler?
'üstüne soğuk su içmeyin! '...
Kurşun kalbi delip geçer, gider...
kaybolur.




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.