Geleceği günlük çıkarlara feda ettiler
Simgesinin aşkıyla öznesini verdiler
Uykulu halimizi fırsat bilip
Katar katar götürdüler
Çoğunluk görmek istediği yere bakıyor, istediğini gördükçe kendini daha çok aldatıyor…
Ve işte devlet bu çoğunluğa moral veriyor… Büyün medyayı, yayın organlarını kendi havuzunda tekeline alıp, toz pembe bir dünya yaratıyor. Yaratılışa inananlar bile, sözkonusu devlet olunca, ‘’Tanrıya şirk koştu’’ğu için devletin başındakileri suçlamıyor. Çünkü aynı güç, tanrının gücü gibi, onları da pire gibi ezip yok edebiliyor. İbretlik olaylar her gün sergileniyor…
Tek ses nasılda etkili oluyor. Bütün pislikleri hasır altı edince, toz pembe bir dünya yaratılıyor. Bu ülkede yaşayan herkes kelebekler kadar özgür. Kelebeklerin nesli tükendiği için belki de…
Kötü haberlere yer yok artık. Yapmadıklarımız, yapamadıklarımız %99 olsa bile, yaptığımız %1 ile haberleri donatıyoruz.
İşçi ölümlerinde dünyada birinci sırada olsak bile, ölüm yok sayılıyor, haberlerde geçmeyince… Ölü yakınları bilebilir. Ama bu da çalışmanın ‘’fıtratında var’’, ‘’kader’’ deyince sindiriliyor ince ince…
Büyük çoğunluk, ekonomik nedenlerden dolayı çocuğunu okulda okutamıyor. Kimse de devlete dil uzatamıyor. Anayasamızda ‘’eğitim zorunludur’’ dese bile bunu kim biliyor? Zaten anayasa kitaplarda var. Kitaplarda yazan her şey hayatta olsaydı, bambaşka bir toplum olurduk. Şimdi o eskilere dalmayalım. Artık post-modern bir anayasa var. Karışıklık yaratmasın diye adına (KHK) diyorlar. Ona göre ne kadar paran varsa, o kadar vatandaşsın… Yoksa terörist sayılırsın. Tek ağızdan çıkan, şip şak fotoğraf kadar gerçek…
Önümüzdeki günlerde ‘’ERKEN SEÇİM var! ’’ diyorlar. Olay gerçekten erken seçim mi? Seçimden daha yeni çıktık. Niye seçim olsun? Bu bir seçimden ziyade, diktatörlüğü dayatma değil mi? Diktatörlüğü dayatmak için savaş çıkaranlar normal şartlarda seçim yapar mı? Biz istediğimiz kadar BARIŞ diyelim, diktatörler BARIŞ ister mi? Barış demek diktatörler için yıkım demektir. O halde diktatörler SAVAŞ diyeceklerdir. Diyorlar da…
BARIŞın sağlanması için PKK’ya silahları susturun demek yeterli mi? Bu ancak iktidardakilerin yalanlarını ortaya çıkarmak, HDP’nin BARIŞ konusunda samimi olduğunu kitlelere duyurmak için önemli… Ama bu önemli mesajı kitlelere ne kadar iletebiliyoruz. Bütün ana medya iktidarın elinde kukla… Nüfusun %90’ı iktidarın mesajını alıyor. Toplumun bilinç altı yıllardır buna hazırlanıyor. Biz üç-beş sloganla bunu tersine çevirebilecek miyiz? Biraz gerçekçi olmalıyız… Burada da ‘’Yetmez ama EVET’’ mantığı mı hakim? Parti başkanı BARIŞ taleplerini toplumun her kesimine iletmeye çalışıyor. Demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların, parti il ve ilçe örgütlerinin temsilcileri alkışlıyor… Yeter mi? Bu parti, siyasi bir örgüt mü, yoksa kişi partisi mi? Burjuva partilerini ‘’kişi partisi’’ diye eleştiriyoruz ama kendimize dışarıdan bakmayı düşünemiyoruz. Taban örgütleri tatilde mi?
SAVAŞ yoksulları öldürür, bundan hiç birimizin kuşkusu yok. Hele son birkaç aydır bunu açık ve net olarak görmeyen yok. Savaşı isteyen yoksullar da değil… Zenginler istiyor. Yoksullara ‘’Bizim çıkarlarımız için ölün’’ diyorlar. Bu gayet açık ve net olarak ortada…
Peki, bu %13’ün içinde ve %27’in içinde sendikacılar alkışlama dışında ne yapıyorlar. Barışı gerçekleştirmek için sadece slogan atmak yeterli mi? Kitlesini eylemlere taşımak gerekmez mi? Savaş isteyenlerin emellerine engel olmak için silah üreten ve savaşa lojistik destek sağlayan işkollarında greve gidilmez mi? Bütün bunlar için 35 yıldır faşizm altında inleyen bir ülkede, bu sendikalarda ve demokratik kitle örgütlerinde eğitim yapılmaz mı? Kişisel çıkarlar için sendikalarda toplumsal çıkarlar arka plana atıla atıla sendikalar işveren kuruluşları haline geldi. Burada suçlu olanlar kimler? Toplumsal mücadeleyi sokak eylemleri ile sınırlamak, iktidardakilerin iktidarlarını sürdürebilmek için, sendikalarda ve demokratik kitle örgütlerinde yönetimde olanlar da, aynı düşüncedeler mi? Neden savaş, barış, sömürü, militarizm, insan hakları, ırkçılık, önyargılar, damgalama gibi konularda toplumun eğitilmesi konusunda çabalarımız yok?
Bir parti başkanı her yere koşturup ülke için çığlık atıyor, ama hiçbir yerden ciddi bir destek bulamıyor. Tek başına denecek kadar zayıf bir taban desteği… Alkıştan ibaret… Toplumun başka şansı yok. Bu şansı iyi değerlendirmek zorundayız. Sosyal demokratlar hala MHP ile bağ kurmaya çalışıyorlar. HDP olmasa kendilerinin de nefes alamayacaklarını düşünmüyorlar. MHP onları olsa olsa bir sıçrama taşı olarak kullanır sonra da en başta onların kellelerini alır. Tarihte bunun örnekleri çok.
Biz kendimize bakalım. Uyumayalım. Erken seçim sıradan bir olay değil… Diktatörlüğü meşru rayına oturtma çabaları. Pasif kaldığı için hiç kimseyi affetmez diktatörler. Artık dar sokak eylemleri yasak savma gibi bir şey… Zor olan kitlelerle sıkı bağların kurulması… Geç kalmış olsak bile bir yerden başlamak zorundayız. Daha fazla ertelemeden zor olana sarılmalıyız. BARI istiyorsak, elde etmek için gerekeni de yapmak zorundayız. Bu bizden başkasının ihtiyacı değil… Bunu başaramazsak, bütün sözlerimiz ve sloganlarımız balon gibi sönüp gider…
‘’Evlenince prenses olacağım! ’’ dediği için evlendim.
Nikahtan sonra aşk da bitiverdi, şimdi yay gibi gerili
Prenses bile olmadı ben prens olacağım deyi...
Ve artık edindiğim tecrübelere göre
‘’Yuvayı dişi kuş yıkar! ’’ diyeceğim.
AKP yeni bir devletin temellerini atıyormuş… Muş değil, atıyor. ‘’Matematik Köyü’’ nü yıkma kararı aldığına göre hiç şüphemiz yok. Zaten birkaç yıl önce CHP’li belediye de aynı niyetle kolları sıvamamış mıydı? OHAL, Bu hal, KHK ve baskı, terör, sindirme… vs. vs.
Matematik insanların neyine gerek? Hesap makinesi var, bilgisayar var… Kuranda kaç ayet varsa ondan fazlasını saymak beyhude… Zaten beyhude olduğu için ormanları yakıyoruz, yakamadıklarımızı kesiyoruz… Gökdelenleri dikiyoruz ama, 600 kat yüksekleri de yapacak değiliz ya…
İnanç öne çıkınca bilim atılır dipsiz kuyulara… Rönesans 1600 yıllarında başlamış… Ondan sonra inanç zayıflamış… İnanç zayıflayınca, zayıflıyor yeryüzü ve gökyüzü tanrıları da… Yoksa şimdiye peygamber efendimizin hırkası, kılı, keli de çoktan kutsal olurdu…
Basın kendine göre kutsal bir tarafını bulmuş öpüyor ama, fırsat tanınsın basın dışındaki vatandaşlara da… Matematik inancın düşmanı, sanat inancın düşmanı, bilim inancın düşmanı… Bütün düşmanları yerle bir edeceksin ki, tutuşturabilsinler inancın fitillerini…
Başkasının gücüne güvenen,
Bir gün tokadı yer ensesine
İşte incirlik.
Yabancı kalırsın kendi ülkene…
‘’toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır’’
Gidersen Suriye’de ölmeye
Mucizevi maharetler tutmayınca
Yeni maharetler çıkıyor ortaya,
Kavuştuk mucit bir iktidara…
Çıktı yeni tip valiler ortaya
İnternetle beraber yaş günümle de tanıştım... Şimdi eski günleri daha çok arıyorum... Gençlik başka...
Bir çok arkadaşım yaş günümü kutlamış... Teşekkür ederim arkadaşlarıma... Güzel günler gelse de mutluluğu hep beraber yaşasak diyorum...
Bir de yaş günümle ilgili yaptığım karalamayı sunuyorum...
Batan şirketlerin yüküne gelince ''Bu yükü nasıl devlete yükleriz'' Emeklilere gelince ''Yükü nasıl milletin sırtına yıkarız''
Şimdi anladınız mı bu iktidar neden cahilleri seviyor? Her şeye rağmen destekleyen bir çoğunluğu elde etmek için...
Bu devletin ekonomisini aptallar düzeltecek (miş)...
Faşizm ilerliyor
cehalet aklı yok ediyor
sanat yerle bir
barbarlık yükseliyor...




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.