Tek! Tek!
Nereye baksam tek tekçi
AKP’nin silahı tek uzun adam
CHP’nin silahı tek ATA adam
Bu gün akşam iki arkadaş Bornova’dan İZBAN’a (hafif raylı trene) bindin Şirinyer’e geliyoruz. Yollar o kadar bozuk ki metronun vagonları bağlayan ek yerlerindeki kayna belki on santim… Her kütürtüde yüreğimiz ağzımızda… Tam karşımızda da Konforlu yolculuklar başlıyor afişi var. Meğer 15 gündür konforlu yolculuk yapıyormuşuz da haberimiz yok. Tek kişilik boş yerler olduğu için arkadaşım karşımda, ona afişi gösterip gülümsedim… ‘’60 oturak, 200 ayakta yazısı da yanında olsa çok yakışacaktı’’ dedim. O yazı vagonların baş taraflarında… Gülüştük… Yanımda karısıyla oturan bir bey vardı. Karısı da gülümseyince bozuldu. Sitemli sitemli konuşmaya başladı. Hani ‘’kızım sana söylüyorum gelinim sen dinle’’ hesabı… Karısına söylüyor ama bizi azarlıyor. ‘’Şükretmesini bilmiyorlar ki, biz çocukluğumuzda yalınayak dolaşıyorduk, şimdi ayakkabımız var, yürüyerek gidiyorduk şimdi otobüsümüz METRO’muz var… Bizden eskiler daha kötü durumdaydı(Bize göre 25-30 yaş genç) . ’’ Haliyle karısının tebessümü kayboldu. Hata yaptığını anladım. Bunları söylemekte biraz geç kalmıştı nedenini sonra anladım ben cevap vermek için döndüğümde kalkmaya hazırlandı kapıya doğru yürüdü… Bilirsiniz bizde yüzleşmekten kaçanlar hep kapıyı kapattıktan sonra konuşur veya küfür ederler. Söyleyeceklerim imiğimde kaldı… Şimdi hanım hafif yollu yiyecek bir şeyler getirecek, yemek yolunu açayım ki yiyebileyim diye imiğimdekileri buraya dökeceğim…
Be yavrum, biz her verilene razı olup ‘’Çok şükür deseydik, sen hala yalınayak dolaşırdın. Eleştiri olmadan, bu kusurlar nasıl düzeltilir diye düşünüp, daha iyisini yapma hedefin olmadan değişim olur mu? Bizim gibi şükür etmesini bilmeyenler olmasaydı, sen şimdi hala yalınayak, hala yürüyerek, ya da hala doğduğun köyden çıkamamış olurdun. Belki de hastane olmazdı ambulans olmazdı anan seni doğururken ölürdü. İyi olur muydu? Hepimiz şükür etseydik en zenginle en fakir arasındaki uçurum daha büyük olurdu. Hep bu ‘şükür’ etmesini bilmeyen sayesinde bu gelişmeler, yaşam şartlarının bu kadarcık da olsa düzelmesi, biz de şükür edecek olsaydık, hala kölelik devrini yaşardık ve şimdi şu, kıskançlıktan köşeye sıkıştırdığın karını önce sahibin becerirdi. Tabi sana geçmişi hep yanlış anlattıkları için geleceği de yanlış algılıyorsun… Umarım biraz düşünürsün bunları…
Arkadaşım suratımdan anlamış ki ‘’Canını sıkma yahu, kalas üstüne ne kadar cila atsan yine kalastır’’ dedi, ‘’ yaşken yontulmayan kuruduktan sonra zor yontulur.’’ Arkadaşıma hak verdim ama yine de rahatlayamadım…
Bir avuç insanın mücadelesi ile bu kadar gelişen insanlık, eğer sermaye kendi çıkarlarını koruyabilmek için yönettiği toplumları bu kadar uyuşturmasaydı, bu gelişme kat kat fazla olmaz mıydı? Çalışanlar, kendi için çalıştığını bildikten sonra, daha şevkle çalışıp, daha fazla üretmez miydi? O üretilenler eşit bölüşülünce kişi başına daha çok gelir düşmez miydi? Evet, ama o doymaz azınlık bunları kendi tekeline alıp üstünlük sağlayamazdı.
Başkalarının kanını emmekten haz duyanlar, o hırslarıyla, dünyayı kaosa boğuyorlar. Günlük nafakayı çıkarınca mutlu olanlar, gözü ihtiyacından fazlasında olmayanlar, bu politikalara ilgisiz kaldığından, sonuçta kötüler kazanıyor. İyilerinde hiç olmazsa ezilmeyecek kadar ürettiğinden kendi payına düşeni isteyip alacak kadar hırslı olması gerekiyor.
Hırsın azı da çoğu da zararlı, ama arada bir denge kurulmalı…
Bu gün akşam iki arkadaş Bornova’dan İZBAN’a (hafif raylı trene) bindin Şirinyer’e geliyoruz. Yollar o kadar bozuk ki metronun vagonları bağlayan ek yerlerindeki kayna belki on santim… Her kütürtüde yüreğimiz ağzımızda… Tam karşımızda da Konforlu yolculuklar başlıyor afişi var. Meğer 15 gündür konforlu yolculuk yapıyormuşuz da haberimiz yok. Tek kişilik boş yerler olduğu için arkadaşım karşımda, ona afişi gösterip gülümsedim… ‘’60 oturak, 200 ayakta yazısı da yanında olsa çok yakışacaktı’’ dedim. O yazı vagonların baş taraflarında… Gülüştük… Yanımda karısıyla oturan bir bey vardı. Karısı da gülümseyince bozuldu. Sitemli sitemli konuşmaya başladı. Hani ‘’kızım sana söylüyorum gelinim sen dinle’’ hesabı… Karısına söylüyor ama bizi azarlıyor. ‘’Şükretmesini bilmiyorlar ki, biz çocukluğumuzda yalınayak dolaşıyorduk, şimdi ayakkabımız var, yürüyerek gidiyorduk şimdi otobüsümüz METRO’muz var… Bizden eskiler daha kötü durumdaydı(Bize göre 25-30 yaş genç) . ’’ Haliyle karısının tebessümü kayboldu. Hata yaptığını anladım. Bunları söylemekte biraz geç kalmıştı nedenini sonra anladım ben cevap vermek için döndüğümde kalkmaya hazırlandı kapıya doğru yürüdü… Bilirsiniz bizde yüzleşmekten kaçanlar hep kapıyı kapattıktan sonra konuşur veya küfür ederler. Söyleyeceklerim imiğimde kaldı… Şimdi hanım hafif yollu yiyecek bir şeyler getirecek, yemek yolunu açayım ki yiyebileyim diye imiğimdekileri buraya dökeceğim…
Be yavrum, biz her verilene razı olup ‘’Çok şükür deseydik, sen hala yalınayak dolaşırdın. Eleştiri olmadan, bu kusurlar nasıl düzeltilir diye düşünüp, daha iyisini yapma hedefin olmadan değişim olur mu? Bizim gibi şükür etmesini bilmeyenler olmasaydı, sen şimdi hala yalınayak, hala yürüyerek, ya da hala doğduğun köyden çıkamamış olurdun. Belki de hastane olmazdı ambulans olmazdı anan seni doğururken ölürdü. İyi olur muydu? Hepimiz şükür etseydik en zenginle en fakir arasındaki uçurum daha büyük olurdu. Hep bu ‘şükür’ etmesini bilmeyen sayesinde bu gelişmeler, yaşam şartlarının bu kadarcık da olsa düzelmesi, biz de şükür edecek olsaydık, hala kölelik devrini yaşardık ve şimdi şu, kıskançlıktan köşeye sıkıştırdığın karını önce sahibin becerirdi. Tabi sana geçmişi hep yanlış anlattıkları için geleceği de yanlış algılıyorsun… Umarım biraz düşünürsün bunları…
Arkadaşım suratımdan anlamış ki ‘’Canını sıkma yahu, kalas üstüne ne kadar cila atsan yine kalastır’’ dedi, ‘’ yaşken yontulmayan kuruduktan sonra zor yontulur.’’ Arkadaşıma hak verdim ama yine de rahatlayamadım…
Bir avuç insanın mücadelesi ile bu kadar gelişen insanlık, eğer sermaye kendi çıkarlarını koruyabilmek için yönettiği toplumları bu kadar uyuşturmasaydı, bu gelişme kat kat fazla olmaz mıydı? Çalışanlar, kendi için çalıştığını bildikten sonra, daha şevkle çalışıp, daha fazla üretmez miydi? O üretilenler eşit bölüşülünce kişi başına daha çok gelir düşmez miydi? Evet, ama o doymaz azınlık bunları kendi tekeline alıp üstünlük sağlayamazdı.
Başkalarının kanını emmekten haz duyanlar, o hırslarıyla, dünyayı kaosa boğuyorlar. Günlük nafakayı çıkarınca mutlu olanlar, gözü ihtiyacından fazlasında olmayanlar, bu politikalara ilgisiz kaldığından, sonuçta kötüler kazanıyor. İyilerinde hiç olmazsa ezilmeyecek kadar ürettiğinden kendi payına düşeni isteyip alacak kadar hırslı olması gerekiyor.
Hırsın azı da çoğu da zararlı, ama arada bir denge kurulmalı…
Kapitalizmin çürümüşlüğü her alanda kendini gösteriyor. Ekonomi alt-üst, eğitim öyle, ahlak sıfırlanmış... Her kötülüğe bir mazeret uydurmak için yalanın bini bir para... Son on altı yılda sanki istikrar varmış gibi, seçim sloganlarını ''İstikrar'' üzerine yoğunlaştıran politikacılar da var. Politikacılar derken politikayı da iyice karalamış oluyorum ki, bu benim suçum değil, politikayı bu hale sokanların suçu... Neyin istikrarı diye düşününce açlık, işsizlik, zam, iş cinayetleri, parça parça satılan ülkeden başka ne geliyor akla? Demek ki bu yolda istikrarlı olacaklarını söylüyorlar.
Bu kötü gidişte, işçiler ve emekçiler de hemen hemen ellerinden alınan bütün haklarından sonra, seçimi bir parça da olsa kendi lehine çevirebilme çabasındalar...
Yangından sonra geriye kalanları kurtarma peşinde olan ev halkı gibi, emeği savunan ya da emeği savunuyormuş gibi görünen partiler, son döküntüleri kurtarmak için çareler aramakta...
Açıktan açığa emeğe saldıranlar bir cephe oluştururken, buna karşı mevzilerini korumaya çalışan kesimler de var. Her işte bir iş sırası ve bazı ilkeler olur ama, yangın söz konusu olunca insanın bilinç altı devreye girer ve hemen ilk akla gelene yönlendirir insanı... Tabi sonunda ana eksen kaçar ve yenilgi kaçınılmaz olur. Bu nedenle, haramiler baskını ilke olarak kabul etmişler... Her seçim bir baskın seçim olmaya başlamış... Demokrasi adına baskın uygulanmaya başlamış...
Dörtnala geçiyor zaman
Güçlülere gücümüz yetmiyor
Beni, yine anlayan
En yakın dostum oluyor.
Hadi, gel dostum nalbant
Gökyüzü edebiyatıyla eğitilmiş
O sınırsızlığın içinden gelmiş
Geldiği yerin sınırsız gerçeğiyle
‘’Kavgaların sebebi sınırlardır’’ diyenlerin bile
Akıllarını çelmiş…
Onlar bekliyor hala
Müstakbel başkan,
Her muhalifin çivisini çakıyor tabutuna
Sanki olanlar sıradan,
Ve biz bekliyoruz sıramızı kahramanca.
Barbarlıkla ıslah edilen bölgeler
Medeniyetin barbarlaştırdığı bilgeler
Kaput bezinden,
Kankam, ‘’İnanamıyorum!’’ dedi
- Niye inanamıyorsun?
- Devlet yalan söyler mi?
Çayımızı yudumlarken TV izliyorduk.
Seviciler, seviyorlar
kimi iktidar yapacak kadar
Kimi ona tapacak kadar,
kimi altına yatacak kadar,
seviyorlar…
sevmemek suç




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.