ABD’nin ve Rusya’nın son söz düellosundan sonra, sanki emperyalist ülkelerin gölgesiymiş gibi, bizim fesbook kalemşörlerimiz de savaşa başladı. Ne garip ki, en çok da sosyalizm bitti diyenler de –ne alakası varsa- dünyayı kana bulayan emperyalist ülkelerle değil de sosyalizmle savaşmaya devam ediyorlar. Son yüz yıldır çıkan savaşlara göz attığımızda, sosyalist sistem yıkılmadan önce dünyada bir denge vardı ve savaşlar bu kadar sık ve acımasız olamıyordu. O döneme daha çok -soğuk savaş dönemi – denilebilir.
Emperyalist ülkeler bu kadar acımasız ve saldırgan… Bu saldırganlık sonucu da dünyanın en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki uçurum belki 200 katına ulaşmışken, sosyalist ülkelerde En zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki fark %7-8 civarında dolaşıyordu. Bu sosyalist ülkelerin istatistiklerine göre değil de OECD ülkelerinin bilgilerine dayanıyordu. İstatistikler adaletsizliği bu kadar açıkça gözler önüne serince artık bu tür sosyal istatistikler yayınlanmaz oldu.
Ama bu gün bilinen bir şey varsa, dünyanın %65’ini kontrol eden dünyanın 50 şirketi… Artık o hale geldi ki bu farkı görmek için istatistiklere bile gerek yok. Birileri başkalarının ülkesine girerken barış ve adaletten söz edebilir. Büyük çoğunluk da buna inanıyor, inanmayan bir kesim de çıkarları için inanmış gibi görünebiliyor.
Zayıfların güçlüler karşısında yapabileceği tek şey var. Bu çatışmalar arasında kendi çıkarlarını koruyabilmek için bu ülkeler arasında ince bir politika ile kendi varlığını korumaya çalışmak ve mümkünse bu çatışmalardan karlı çıkabilmek.
Bir hamal bulmuşlar tanrı deyi
Kaderi vurmuşlar sırtına dağıt deyi
Kader denilen o kazığa bağlamışlar bizi
Allah’tan başka,
Kimseden korkusu olmayanlar
Çakılıp kaldı sınır boylarında,
Demek ki Allah çıktı karşısına
Derin devleti var beynimizin de
İktidar bizde görünse bile,
Büyük ölçüde yular onun elinde
Biz kaportayız dış cephede.
Dışardan bakınca diğer meslekler daha kolay geliyor.
İşi olan işini beceremeyince, yeni başka iş kuruyor...
Neden hep başkasının malında ve işinde gözümüz?
En çok uçak bizim başkanın emrinde
En çok helikopter bizim başkanın emrinde,
En çok otomobil bizim başkanın emrinde,
En çok polis bizim başkanın emrinde,
En çok hakim bizim başkanın emrinde,
En çok vekil bizim başkanın emrinde,
Faşizde;
Acılar bize ganimetler onlara
Hamallık bize, yükümüz onlara
Açlık bize, müsrüflük onlara,
bizim kanımızdan oluşunca denizler de
onlar yüzerler güle eğlene...
Ha gayret reyis, ha gayret!
Saray kendi gölgesinden korkuyor
Gölgelere ne kurşun, ne pala işliyor
Onun için ki saray,
Okullarda veya bazı eğlencelerde ‘’ip çekme yarışı’’ vardır. Hemen hemen herkes bilir. Kimi ipe cani gönülden sarılır, kimi de kıçını sıkmaz asılıyormuş gibi davranır. ‘’Başkaları zorlansın onlar kazanınca zaten bende kazanmış olacağım.’’ Diye düşünür. Hatta canı gönülden asılanların sesi çıkmazken asılıyormuş gibi yapanların hırıltısı diğerlerini duygulandırır bile… Ama sonuçta asılıyormuş gibi görünenler, sayısal olarak ne kadar çok olsalar bile, asılıyormuş gibi görünenlerin sayısı da çok olunca azınlık ‘’ip çekme yarışı’’nı kazanır. Çoğunluk kaybeder… Kim ipin ucunu bırakırsa yuvarlanıp gider…
İşte hayat da bu ‘’ip çekme yarışı’’na benziyor. ‘’Hayat mücadeleden ibaret’’ sözü çok doğru mücadele etmeyen, yani hayat ipine asılmayan yuvarlanıp gidiyor. Kendi avuçlarında ip izine razı olmayanlar, diğer yoldaşlarını aldatanlar, hem kendilerini ve hem de aynı mücadelenin parçası olanları süründürür. Mücadele edenlerin mücadelesi de mükafattan cezaya dönüşür. Acısını kendi kuşağı çektiği gibi kendisinden sonra gelen kuşaklar da çeker. Sendikalarda, partilerde, derneklerde, tüm sivil toplum örgütlenmelerinde böyle uyanıklar olduğundan, hep kaybeden taraf olduk. Hesaplar hep günübirlik çıkarlar üzerine kurulduğundan, doksan yıllık süreçte, en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki fark 1920’lerde 8-10 kat ile başlayarak, her 10 yılda bir istikrarlı olarak artmış ve bu gün en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki fark yaklaşık 150 kata kadar çıkmıştır.
Şimdi kim zararlı çıktı? Kim kimi kandırdı? Mücadeleden kaçanlar, ‘’Başkaları mücadele etsin, kazanırlarsa nasıl olsa biz de faydalanırız’’ diyenler, insan gibi yaşayabiliyorlar mı? Pazara çıkarlar yüzleri asık, otobüste ayakta kalırlar yüzleri asık. Gençler yer vermiyor diye homurdanırlar. Gençleri suçlarlar. Siz zamanında mücadele etseydiniz bu duruma düşmezdiniz. Bu günün gençleri de yarın aynı duruma düşecekler. Çünkü onlar da mücadeleye uzak durmayı marifet sanıyorlar.
Geçmişte yapılan hatalarımızdan ders alıp öz eleştirimizi yapalım. Kayıplarımızın kendi hatalarımızdan kaynaklandığını kabul edelim. Yanlıştan dönmenin tek yolu, aynı yanlışları tekrarlamamak… Onun için de hayatta hiç durmadan devam eden mücadelede kendimize düşen sorumluluklardan kaçmamak…
Önümüzde mahalli seçimler var. Azınlık taraf, baskı, hile ve türlü oyunlarla seçimi kazanmaya çalışıyor. Sayısal çoğunluğu oluşturan biz ezilenler, horlananlar, yok sayılanlar birlik olamıyoruz. Ezilenlerin çoğunluğu mücadeledeki sorumluluklarından kurtulmak için çeşitli mazeretlere sarılıyorlar. Oysa hep bir olabilsek hiç zorlanmadan insan gibi yaşamanın önünü açabiliriz. Egemenlerin oyunlarına alet olduğumuzda herkes kendi günlük çıkarları için, geleceğini tehlikeye atmakta… Hani görevden atılanların akıbetine uğramak istemediği için susan akademisyenler, memurlar, bürokratlar, işçiler geleceğinizin garantisi var mı? Atılanların başı dik. Ya sizlerin?




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.