İnsanlar ne kadar çok ezilirlerse o kadar çok ibadete sarılıyorlar… Ekonomik kriz dönemlerinde olduğu kadar hiçbir dönemde namaz kılanlar sokaklara taşmazlar… Nedeni ise, kendini ezen güçlerle iki yerde yan yana eşitlenebiliyor. Birincisi mezarda, ikincisi camide veya kilisede… Ezilenler o ezenlerle yan yana geldikleri zaman sanki ezilmişlik komplekslerinden kurtulmuş hissediyorlar kendilerini, aynı safta yer alabiliyorlar…
Dizilerde sanalı gerçek olarak izlemeyi öğrendik. Mafya cennetinde mafya dizileri adeta gerçekle örtüşmeye başladı.
İş böyle olunca algılarda, bütün, sanallar, bütün hayaller gerçekleşiyor algılarda… Sansür de gerçek olanı saklayınca, ‘’Bütün yalanlar gerçek oluyor.’’
Kendi ülkesinde kendi koyduğu yasalara bile uymayanlar. İnsanları evlerinde diri diri yakanlar Avrupa’ya demokrasi dersi vermeye kalkıyor.
Siyaha beyaz deyip milleti şaşkına çeviriyorlar. Hele muhalefet de buna destek verince, kaos daha da derinleşiyor, halk ne yapacağını şaşırıyor…
Ülkesinde her gün bir kadının ölümüne seyirci kalanlar, Hollanda’ya bir kadın bakan gönderip, kadına olan saygılarını olumsuz yönde kullanıyorlar.
Asıl sorun Avrupa ile ilişkiler değil, referandum öncesi seçmenlerin kafasını karıştırmak. Bu karıştırma işini de eline kepçeyi alıp CHP üsleniyor. Şimdi seçmeni nasıl suçlayalım?
Demokrasinin kaçınılmaz stokları
Coplar, biber gazları, askılar, silahlar
Terörle mücadele yasaları.
Tarihçilere hazır şablonlar.
Kötü komşu insanı mal sahibi yaparmış
Biri çıkıyor, ‘’Bütün kadınlar reyise helaldır’’ diyor, kimseden ses çıkmıyor.
Kadınlardan ses yok!
Erkeklerden ses yok!
Adalet bakanımız diyor ki ‘’Tecavüzcüye 4 gün oda hapsi yeter!’’
Bir arkadaşımın buluğ çağında oğlu hakaretten altı aydır içerde.
Yeni çıkacak mahkemeye, bu ayın on beşinde…
Anlamıyorum! Gençlerimiz Neyzen Tevfik’i ne den dinlemezler?
‘’Ergenlik, kendine ebelik dönemidir’’ diyorlar
Kendi ebeliği başaramazsa insan,
Ölümle yaşam arasında çırpınarak yaşar.
Mutluluk çiçekleri büyütemez içinde…
Eski tipte; içinde tüm dünya emekçilerinin ve diğer sermaye kesimlerinin de kazanımlarını bulundurmak durumunda bulunan devlet,
Yeni tipte; Artık en egemenler arasındaki bölüşümü düzenleyecek bir ‘demokrasi’, ‘hukuk’ sistemi haline gelmiştir.
Devlet artık bir ulusal pazarı ve sınırı ifade etmekten çıkmaktadır.
• Dünyayı kendi aralarında paylaşmaya çalışan, en güçlülerin, kendileri dışındakileri denetim altında tutabilmeleri,
• Kendi dışındakileri istedikleri gibi seferber edebilmeleri,
• Kurdukları sistemi güvence altına alabilmeleri için, zayıfları rahatça kullanabilecekleri bir aygıt haline getirmektedirler.
Bir reyis ki sorma
Kızıl olmasa bile derisi
O tek söz sahibi
Kızıl derili gibi…
Bayramlar herkes için farklı anlamlar ifade edebilir… Ben bu bayram vesilesiyle yaşlı annemin ziyaretine gittim. Benim için bayram nedir diye düşündüğümde en anlamlı olan şey, en zor şartlarda bile, bazı öncelikleri çok iyi hesap ederek değerlendirmek… Annem 91 yaşında, çoğu günleri yarı uykulu geçtiği halde, bizim gelişimizi görünce herkesi şaşırttı.
- Nasılsın anne, nasılsın abla, teyze diye soranlara,
- Nasıl olayım daha… ‘’merdivenim kırk basamak, kırkına dayadım dayak, oğlum gelinim gelmiş, koşarım yalın ayak…’’ diye cevap verince, bu hiç beklenmeyen cevaba biz ve yanımızdakiler şaşırdı, tabi mutlu olduk… Demek ki ziyaretimiz manevi olarak bir güç kattı anneme… Gitmemiş olsaydık. Morali çökecek, bu kadar güçlü olmayacaktı… En besleyici gıdaları verdiğimiz halde, bu kadar güçlü olmuyordu…
Tam tersi ise anneler için en büyük yıkım. Hele hele savaşlarda ve kavgalarda çocuklarını sonsuza kadar kaybedenler için ne büyük yıkım…
Yeni seçimlerden çıktık. Tekrar erken seçim diyorlar, bir türlü hükümet kurmak istemiyorlar. Neden?
Belediye meclislerinde her partiden meclis üyesi var. İşler de iyi kötü yürüyor. Peki, neden devletin tepesinde bir araya gelemiyorlar. Neden hükümet kurmaya gelince işler bu kadar zorlaşıyor?
Yerel yönetimlerin yetkileri yok derecesine indirildi. En önemli işler merkezden yönlendiriliyor. Çünkü yerellerde demokrasi, yani halk denetimini kurmak daha kolay, halkın sözü bir ölçüde dikkate alınmak zorunda, kaçış bundan… Merkezi yönetimler, rantı yerellere kaptırmak istemiyor.
Mücadele, 4 parti arasında gibi görülse de gerçekte ezenlerle ezilenler, sömürenlerle sömürülenler arasında… Sömürenler daha fazla kar, daha ucuz işgücü, daha fazla yağma için toplumu zaptu-rap altına almak istiyorlar. Bütün baskıların, silaha, polise, askere yatırımın sebebi bu…
Elli yaşın üstündekiler bilirler. 1980 öncesi, bu güne göre mukayese edilirse, eğitim parasızdı, sağlık parasızdı, işçiler her yıl toplu sözleşme masasına oturur, en kötü sendika bile enflasyonun altına düşmeyecek zamlar alırdı. İş garantisi bu günle mukayese edilirse var sayılırdı. İşçi normal şartlar altında ilk girdiği iş yerinden emekli olup çalıştığı her yıl için asgari bir maaş tutarında tazminat alabiliyordu… Kısacası sosyal hakları da eklenince aç kalmayacak bir yaşama sahipti… Bu demek değil ki sömürü oranında düşme oluyor… Hayır, her yıl yine en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki mesafe istikrarlı (Sermeye sahipleri için istikrarlı) biçimde açılıyordu.
Darbeden önce ekonomik ve sosyal haklardan yapılmak istenen kısıtlamalara (24 Ocak kararlarının uygulanmak istenmesine karşı) karşı yüzbinler sokağa dökülünce, kitlesel grevler başlayınca, zora başvurdular…




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.