Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil

Yeni atanan yabancı elçi,
padişahın elini öpmek istemiş,
buna izin verilmemiş
dizini öpmesi istenmiş…
çok gelişme oldu o günden bu yana
şimdi kıçını uzatıyor padişah baba

Devamını Oku
Mehmet Halil

Haşin olmalı erkek dediğin
Ezip geçmeli dişil cinsi
-iktidar erkek, tebaları dişi-
Gevşeyip kılıbık mi dedirtelim?
O bir kromozun hakkı verilmeli
Vereceksin ki iktidar olabilesin

Devamını Oku
Mehmet Halil

Bin dokuz yüz altmış bir anayasası
Demokrasinin kapılarını araladı
Bir canlanma, bir gelişme çağıydı
Yarı açık kapılar zorlandı
Egemen güçleri bir telaş sardı.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Çok şükür filozof değilim
Onun için karım da yanımda
Decartes’ten bilgili değilim. Olsun
Kitap bırakacak değilim ya ardımda…
‘’Düşünüyorum öyleyse varım! ’’ demiş. Filozof
Masa var, sürahi var, bardak var yanımda

Devamını Oku
Mehmet Halil

Roma teorisi gelecek yüzyıllara öğütler düzenlerken Roma pratiği gelecek yüzyıllara miras bırakmak üzere iki toplumsal kurum pekiştirmektedir. Mülküyet ve Aile
Mülkiyet, insanlık tarihinin belli bir aşamasında meydana çıkmış tarihsel bir olgudur. Tarihsel süreçte üretim tarzıyla belirlenmiştir. Yunan ozanlarının altınçağ adını verdikleri kominal toplumda özel mülkiyet yoktu, kominal topluluğun hep birlikte mülkiyeti demek olan ortak mülkiyet vardı. Çünkü insanlar tek başlarına değil, kollektif bir biçimde hep birlikte üretebiliyorlardı. Ortak çalışma zorunluluğu ortak mülkiyeti gerektiriyordu.
Zamanla üretim aletleri gelişti, bir aile başka ailelerin yardımı olmaksızın üretebilme gücünü kazandı. Ne var ki insanlar. Çalışma özelleşince mülkiyet de özelleşti. Daha açık bir deyişle mülkiyet, nasıl ortak çalışmada ortak olmak zorundaysa, özel çalışmada da özel olmak zorundaydı.
İnsanlar nasıl üretirlerse öylece tüketirler, tüketim biçimi üretim biçiminden ayrılmaz.
Her insanın elinde üretim aleti bulunduğu surece insanlar birbirleriyle eşit kalırlar, ama insanların bir bölümü öbür bölümünün elinden üretim aletlerini zorla alırlarsa sınıflar gerçekleşir. Bir bölüm insanlar köleleşirken bir bölüm insanlar da köle sahibi olurlar. Sadece köle sahibi olmakla da kalmazlar, aynı zamanda ve aynı nedenden ötürü aile sahibi de olurlar.
Aile tarımın ve köleliğin gerçekleşmesiyle meydana gelmiştir. Demek ki özel mülkiyetin ürünüdür. İlkin, insanlar arasında her türlü kuraldan yoksun cinsel ilişkiler vardı.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Vallahi teröristlerle ticaretini açıklamam
İstersen tutuklarsın kendi gazetecilerini
Sen en iyisini biliyorsun, anladık, tamam
Sen ticari sözleşmeleri imzala yeter ki…
Kendini aldatmak senin bileceğin iştir.
Beni aldatmaya kalkarsan işin bitiktir.

Devamını Oku
Mehmet Halil

Ne çok ortak yönler varmış Viyana ile Ankara arasında,

• Viyana’da Saraylar yeşillikten görülmüyor, Ankara’da yeşil görülmeyen saksılarda bulunuyor.
• Viyana’da her yer bar ama bir sarhoş görebildik, Ankara’da içkiye para bulabilen az, ama, sarhoş çok…
• Viyana’da sadaka isteyen birine rastladık, Ankara’da sadaka için uzanan ellerden yol alamadık…
• Viyana’da ‘Krismis Stantları’* kuruluyor, Ankara’da Kriz masaları…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Şu Hikayenin aslına bir bakalım...
> Bir ağustos böceği doğmadan önce toprağın altındaki bir lavrada ortalama olarak 12 yıl bekler.
> Evet, tam 12 yıl. 12 yıllık hapislikten sonra dünyaya gelen garibanın ömrü adında yazılıdır: Ağustos.
> Yani topu topu bir ay... Şarkı söyleyen yalnızca erkek ağustos böceğidir.
> Çünkü dişi, en güzel şarkıyı söyleyeni kendine eş seçecek ve çiftleşecektir.
> Düşünsenize, 12 yıl toprağın altında bekle, dışarı çık. Ömrün bir ay...

Devamını Oku
Mehmet Halil

Ahlak yasalarını Tanrı mı koydu?
Öyleyse;
Hırsızlık, cineyet, cihat, tecavüz,
Ve her türlü ahlaksızlık Allah’ın suçu
Neden politikacılara kızıyoruz?

Devamını Oku
Mehmet Halil

Milyonlarca insan kendi ülkesinin sınırlarını aşarak değişik ülkeleri görüp tanıma imkanına kavuşuyor. Bunlardan çok azı gezi anılarını yazıp okuyucularına anlatabiliyor. Okunan o anıların sahiplerine de artık yazar deniliyor. Ve çoğu genç yaşta bu imkanları zor şartlarda, büyük fedakarlıklarla elde edebilmiş… Yetmişine gelmiş biri olarak ilk defa böyle bir imkana kavuşuyorum. ‘’Dünya küçülüyor’’ diyoruz, ama bu küçük dünyada seyahat imkanlarını da zor elde edebiliyoruz. Demek ki bizim sıkıştırılma ve küçülme hızımız dünyadan daha fazla, ya da bizim cesaretimiz çok daha az ki, bize çizilen sınırları aşamıyoruz. Bunun için polis gücüne gerek yok. Ekonomik olarak günlük geçimini zor sağlayan insanların, değil sınır dışı ülkeleri gezmek çoğu zaman varoşlardan şehir merkezine bile inekte zorlanıyorlar. Dünya standartlarına göre normal yaşam sınırının altında geliri olan birisi olarak yalnız pasaport ve vize masrafları 600 euro ödmek zorunda kaldık. Bir o kadar da seyahat acentasına ödedik. Bu altı günlük bir gezi için küçümsenmeyecek bir rakam bize…
Öbür dünyaya bilet kesmeden bu dünyayı biraz daha tanımanın faturası… Civciv yumurtadan çıkarken nasıl bir dünyaya geleceğini bilebilir mi? Biz de bilmiyorduk, ne olursa olsun, nasıl olursa olsun, geziye katılmaya kararlı olduğumuzdan gezi programını bile incelemedik. Tanımadığımız yerler için seçme yapma şansımız olabilir mi? Hepiniz diyeceksiniz ki, fesbooktan araştırabilirdin. Evet fesbooktan tanışıp evlenenler kısa bir sure sonra boşanmıyorlar mı? Demek ki, sanal ile gerçek arasında farklılıklar var. Biz bu düşünceyle balıklama dalış yaptık. Bunu fena yaptık anlamında söylemiyorum. Çok şey öğrendim. Sonuçlarından memnunum. Ancak, aynı zamanda daha çok yer görebilir daha fazla bilgi ve görgü sahibi olabilirdim. Gençler bu hesabı yapmaya bilir. Ama benim fazla zamanım kalmadı ki, zamanımı bol keseden kullanayım.
İlk sorun dil bilmemek. Cebimde elektronil lügat var, ona çok zorlandığımda başvuracaktım. Ama gezdiğimiz bölgelerde Türkçe bilen çoktu ve tur şirketinin anlaştığı rehberlerimiz olacaktı. Elbette rehberler kendi bildiklerini kendi inanç ve düşüncelerine göre anlatacaklar. Bu da bilgi edinme kapasitesini azaltacaktı. Ama hiç bilgi edinememektense az edinmek tercihim oldu.
Buraya kadar okuduklarınızdan, seyahat için gerekli çabaları ben yapmışım gibi anlaşılıyor. Ne yazdım diye buraya kadar yazılanları okuyunca kendim de öyle anladım. Tembel biri olarak benden bu kadar performans beklemek yanlış olur. Her şeyi eşim ayarladı, ben sadece tur otobüsüne kadar valizleri taşıdım. Bu son satırları biraz gönülsüz yazıyorum. Yazmasam olmaz, çünkü kazara eşim de okursa bu yazılanları benimle dalga geçmeye başlar. Bana bu imkanı sağladığı için ona da teşekkür borçluyum. Turu düzenleyen ve bizi bu tura teşvik eden arkadaşlara da teşekkür ederim. Hayatımızın üstüne bir krema eklemiş olduk, onlar sayesinde… Bayramın birinci günü akşamı saat 17’de otobüsümüz hareket etti. İşte burası yalan. Benim gibi tembellerin eksik olmadığı bir toplumda, otobüsün tam saatinde hareket etmesini beklemek ham hayalden başka ne olabilir? Yarım saatlik bir gecikme ile yola koyulduk.
Sınıra kadar olan coğrafyayı çoğunluk görmüştür. Onun için anlatmayacağım. Hatta benim ilk defa EK-1 tesislerinde gördüğüm devekuşunu bile anlatmayacağım. Devekuşunun sağ bacağına ne olduysa olmuş önemli değil, krallar gibi yaşıyor işte. Bize olduğu gibi ona da bir yaşam sınırı çizilmiş. Sınırdan sonrasını da bundan sonraki günlerde anlatacağım. Kimse okumak zorunda değil, sanal alemin zenginliğinde kaybolan insanları okumayı cezbedecek kadar yeteneğim olduğunu iddia etmiyorum. Tembelliğim de bunun için kendimi zorlamaya engel… Serin sulara atlayıp yüzmeye çalışacağım. İşi olmayan seyreder.

Devamını Oku