Anlaşılan ufukta kızıl tehlike var
Mecliste ayda bir toplanıyorlar
Kızılcahamam’da haftada bir…
Orda alınıyor en önemli kararlar.
Gündüz ampul aydınlatmaz ise,
Kızılcahamam’ı da kızıl tehlike,
Her şey,
düşünce özgürlüğü için.
Bütün belgeler öne serildi.
Bütün göğüsler şişirildi.
Avrupalılık ilan edildi.
Ve ardından,
Şeytanın avukatını dinliyoruz
Babacan ‘’kriz kapıda! ’’ dedi
Üç gündür kapıyı açmıyoruz
Evde vakit de hiç geçmiyor ki
Televizyonla bile uyuyamıyoruz
Can baba ‘’mide boş uyunmaz! ’’ dedi
TDK Büyük lügatta küfür: ‘’Hakaret içeren söz’’ olarak geçiyor. Söz hakaret içeriyorsa, o sözün eylemi neyi içerir?
İnsanın yaşama amaçlarındandır mutluluk, hayatta kalabilme mücadelesinin sebebidir. Mutlu olabileceği umudunu taşımayanlar için bir şey ifade etmez yaşam. Bunun için çalışır, neslini bunun için sürdürür. Bu iki tutkusu insanı hem köle eder hem özgürlük için mücadele etmesinde motor rolünü oynar.
İnsanın emeği nasıl insana karşı silah olarak kullanılıyorsa, birikmiş ve maddeleşmiş insan emeği değişik yollardan geçerek üreten insana baskı aracı olarak, silah olarak nasıl geri dönüyorsa, haz duygusu da öyle… kendi bedenimiz bize karşı kullanılıyor ve kendi organlarımızın esiri olarak bizi ezenlere hizmete zorlanıyor.
Küfürler neden daha çok cinsellik üzerinden… Çünkü en çok bastırılan cinsel duyguları insanların, küfür bir yerde rüya gibi, elimizde olmadan çıkıyor ağzımızdan rahatlatıcı bir rolü var. Baskı daha çok kadınlara, erkekler için o kadar büyük sorun yok.
Hiç ‘’babanı sikeyim! ’’ denmez.. ama iki lafın biri ‘’ananı sikeyim! ’’dir… Bunun altında yatan psikolojik nedenlerin; Kadına karşı bir üstünlük kazanma, ona karşı üstünlüğünü dayatma kendini, onunla eşit görmeme ve kadın üstünde bir oterite sağlama (bilinçaltı bir dürtü) isteğinden kaynaklanma, yy’ların eğitimi genlere öylesine işlemiş ki, bu küfür doğal karşılanmakta, kadın hala bir meta olarak görülmekte, erkekle eşit değil, onu eğlendiren bir obje olarak, onu rahatlatacak bir yedek unsur olarak görülmekte. Bu kadına karşı bir aşağılayıcı davranıştır, bir küfürdür, ama bu kişilerin suçu değil, erkek egemen gücüm yy. boyunca çocukluktan başlayarak insanlara işlenen, genlere dokunan bir sonuçtur. Sömürü sisteminin ayıbıdır, ve bir tabu olarak yerleşmiştir, kadınlara bile bu erkek egemen sistem kabul ettirilmiştir. Ama bu eşitsiz sisteme bir eleştiri yapan yazı veya şiir olursa, yüklendiği işlev dikkate alınmadan, sadece içinde geçen, organlarımızı kendi ana dilinde anmaktan dolayı küfür olarak değerlendirilebilmektedir. Burada asıl küfür, eleştiren yazın değil, bu eleştiriye karşı çıkan mantıktır. Çünkü bir cinsin ezilmesini dolaylı olarak da olsa savunma pozisyonudur.
Sikmek fiili burada bir üreme eylemi bir sevgi unsuru olarak değil, ayakta kalmak, çoğalmak, ve erkeğin egemenliğine karşı bir kefaret olarak kan akıtmak (kızlık sorunu) kan davalarında karşı tarafın en nazik yerleri namusu tehdit edilerek öc almak, hınç almak için kullanılmakta… Aslında kız olanlar aybaşlarında kanama geçirdiklerine göre, kızlık zarı delik olmalı ki kan akabiliyor, öyle olduğuna göre kızlık sorunun bu kadar abartılarak öne çıkarılması namus meselesi olarak gündeme gelmesi, egemen güçlerin koydukları bu ahlak simgesi,, ekonomik sömürüyü kontrol etmek için, artı değer sömürüsü olduğu gibi, haz duygusunu da kendi çıkarları için kullanabilmek, yemek içmek kadar vazgeçilmez olan bu duyguyu kendi çıkarları için kullanabilmek için tabu haline getirmişlerdir.
Küfür yasak anladık, peki gülmek neden yasak tı?
İlk iki bölümde güçlülerin zayıfları, örgütsüzleri nasıl ezdiklerini, onurlarını nasıl hiçe saydıklarını, insan yerine koymadıklarını gördük. Güçlülerin, daha doğrusu güçlerini örgütlenmelerinden alanların, kitlesel ölümlerle sonuçlandırdıkları davranışları bile değişik kılıflarla haklı görülürken, gösterilirken, bütün bunlara karşı ezilenlerin horlananların doğal boşalma isteği, gerimi atma isteği olan küfür, ahlaksızlık olarak gösterilmekte, suç sayılmakta, yerine göre cezalandırılmakta… Oysa sistemin yedek gücü olarak sağda solda, meyhanelerde, tavernalarda, işçilere, emekçilere,, yani sisteme karşı baş kaldıranlara hakaretin bini bir paradır, ama suç sayılmadığı gibi onlar körüklenir…
Esas olan ahlak meselesi değildir. Ezenler ve ezilenler, yönetenler ve yönetilenler arasındaki soğuk savaşta, yönetenleri küçülten aşağılayan davranışların önüne geçmektir. Karşıtının onurunu kırarak, kitleler karşısında onu rencide ederek diğer yandaşlarından soyutlamaya çalışan egemen güçler, bu etkili silahın kendilerine karşı kullanılmasına izin vermek istemezler.
Bunun çok basit izahı, hiç küfür olmayan nice yazılar sansüre uğramış, nice yazarlar ağır cezalara çarptırılmışlardır. Yazılar, yasalarla sıkı denetim altındadır. Küfür sadece toplum nezdinde ahlaksal tabu haline getirilen ‘’ahlak kuralları’’ndan yararlanmak, yazarı suçlamak, itibarını sarsmak için kullanılan saldırının parçalarından biridir. Bu uğurda insan organlarını adıyla çağırmaktan bile men edilmiştir.
Diyelim ki ben haksızım, o halde gülmek neden suç oluyor? Tarihteki gülmek üzerindeki baskıya bir bakalım.
Biz nelere güleriz?
Çocukluğumda, karanlıktan,
Olgunluğumda devletten,
Yaşlılığımda ölümden korktum.
Çok görüldü! Çokkk!
Çok görüldü bana, mutluluğum.
yok etmek istemem kötüleri,
iyilikte ve kötülükte sınır bilmiyorum.
Onlar iyi olsaydı, benden ileri.
O zaman, ben kötü olurdum.
Boğazına kadar sahtekarlığa saplanmış bir toplum. Çıkarından başka bir şey düşünemiyor. Dilinden de doğruluk, dürüstlük, ahlak sözleri eksik olmaz. Sevmediği halde seviyormuş görünür, bilmediği halde biliyormuş görünür, kendinden başkasını beğenmediği halde, iltifat etmeyi sever. Bu sahtekarlığın kabalığından habersiz olarak, inceldikçe incelmeye çalışır. Bu nedenle de, en ufak bir gerçek ve ezberleri bozan bir tutumda bu ince yerden anında kopar ve gerçek yüzüyle ortaya dökülür.
Yüze karşı güler, arkanı dönünce, dedikodu ve riyakarlık başlar. Her insanın bilinç altında yatan bastırılmış duygular vardır. Savaş ve kaos dönemlerinde ilk olarak ortaya dökülen bu
Şehvet ve yağma talan duyguları, barış dönemlerinde pusudadır. Kendi her an bunları gizlice
yatıştırmak istediği halde, birini yakaladığı an bunu açığa çıkarıp, diğerini ‘rezil etmek’ için olanca çabasını harcar. Paparazilik ayrı bir meslek haline gelmiştir. Suç bile sayılmaz.
Başkalarının zararına güler, rahatlar. Onun için ki ‘’Kapatıyoruz! ’’ kampanyaları en çok ilgi toplayan yerlerdir.
Baş olmazsa kıç oynar durur
Baş oynarsa kıç da kudurur
Başı kesip atsan hayat durur
Yüzde seksen sudur canlılar
Devletin başına kuzgun konunca
Başlar ayrı dilden konuşmaya
Derler ki ‘’kelle koltukta’’
Aptallar kendi kellesini göremez
Acır, en çok hangi kelle çıkarsa karşısına
Kimse kendine ölümü yakıştıramaz




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.