Konuşurken bile savaşıyoruz. Fikrimizi söylemiyoruz, kabul ettirmek için baskı yapıyoruz. Okuduğumuz kitapta ne yazılırsa doğru kabul edip, onu savunuyoruz. Oysa, o kitaptakiler yazarının fikri… Her gün dengelerin değiştiği Ortadoğu konusunda bile, en doğru benim diyebilecek kadar iddialı olabiliyoruz. Dengeler değiştikçe politikalar da değişiyor, ama bizim iddialarımız değişmiyor. İddia diyorum çünkü ateşin içinde değiliz. Uzaktan bize her şey kolay gibi görünüyor. Orada savaşan her gurup nasıl kendisi için kazanmak isterse, bizde tartışmalarımızda kazanmaya kilitlenmişiz… Kendi öngörülerimizi kabul ettirirsek, sanki her şey bizim istediğimiz gibi olacak, birbirimize ters düşünce masalar ayrılıyor, ilişkiler soğuyor, adeta düşmanlaşıyoruz… Bu uzaktan konuşmalarda bile böyle olursa bu parçalanmanın önüne nasıl geçeceğiz, nasıl birlik olacağız? Üç beş kişinin birbirlerine karşı zaferi mi önemli, yoksa ezilen ulusların ezenlere karşı zaferi mi?
Bireysel olarak, grupsal olarak, aşiret olarak her ne ise, dar çıkarlarımızı, daha geniş alana sahip ve hepsinden önemli olan toplumsal çıkarların önüne koyduğumuz zaman kaybetmeye mahkumuz.
Biz en basit kahve sohbetlerinde bile, birbirimize karşı zafer kazanmaya çalışırsak ve bu nedenle birbirimizden uzaklaşırsak, nasıl bir araya gelir Talabani Peşmergesi’yle, Barzani Peşmergesi? İşin püf noktası bizlerin bu sıradan muhabbetlerinde ve bölünmelerinde gizli değil mi? Zaman bütün olayların efendisi, hakemi… Bir gün mutlaka yanlışı saf dışı bırakacak. Nesnelerin içindeki molüküller ne kadar seyrekse o nesne o kadar yumuşak ve zayıftır. Bu bir doğa kuralı. Molüküller ne kadar sık ise nesne o kadar dayanıklıdır. Birbirimize karşı basit kişisel çıkarları, kazanma ve üstünlük elde etme yarışlarını bırakamadığımız müddetçe, zayıflamaya mahkumuz… Biz zayıf kaldığımız müddetçe karşı taraf güç kazanacaktır. Kısaca, onlar gücünü bizim zayıflığımızdan alırlar. Bu bizim bilincimizin eksikliğinin de bir göstergesidir. Hem fiziki gücümüz eksik olacak hem de bilincimiz, ama biz hala kazanmayı umut edeceğiz… Artık tarihten ders almalıyız. Kendimiz doğru bilmiyorsak kimseye doğruyu aktaramayız, öğretemeyiz.
Taptaze papatyaların boynunu koparmış da
Fala bakmış ki, ‘’ne var siyasi gelecekte? ’’
Önceden haber verdi Lavukkoğluna
‘’sen gidicisin! ’’ diye…
O da sınır tanımadı dalkavuklukta
Bombok oldu şefin kıçına gire gire
‘’İnsanları tanıdıkça,
hayvanları daha çok sevmeye başladım!’’
diyenler öyle çoğaldı ki…
Kolay geçirmek için Başkanlığı
Vurgu yapıldı zayıf noktalara
‘’Esas olan devletin devamlılığı’’
Devlet baskı aracı olunca…
Eksik olmaz onu ‘güçlendiren’ sopa
Devlet kimin hizmetinde acaba?
İktidar baş ala ala
Doymadı baş almaya
Sıra gelmez sanıyordu
İşte geldi Kılıçtaroğlu’na
Sözcükler yoldaşım olsun
İster sözcükler önde ister ben,
Hayatım serüvenle dolsun
Sözcükler dökülsün kalemimden.
Mahmut yollara kurban olsun
Şikayetim sözcüklerin özgürlüğünden
Komple kapattı cenneti paralılar
Melek doğmuyor artık çocuklar
Doğarken sırtlanıp geliyor suçunu
Tanrı gücünde zamane ağalar
Affeder etraflarında dönenlerin soyunu
Tek adam, tek lider olmalı,
Kendinden başkası olmaz,
Kadınları şeytan bilir kitabı
Şeytana hiç güven olmaz
İki cinsiyeti birden taşımalı
Zürriyetsiz de krallık olmaz.
Çocukluğumda,’’ istersek eşeği bile meclise sokarız diyorlardı’’
Bu seçimde insana hakaret edenler yüzde elli iki oy aldı…
Bu başarıdan sonra onların ağzı anüs gibi çalışacak
Ve bu gübre hep düzgün insanlara fışkıracak…
Elli yıl sonrayı iyi gören politikacılar asıldı
Onların referansıyla gelenler kasıldı
Dünya bir futbol sahası ise,
Tanrı da seyirci ve hakem
hücum başlayınca kalemize
topu taç-a atarız terlemeden
Taç-ı olmayan saha var mı?




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.