Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil

Bir baba beş yaşındaki kızını hayvanat bahçesine götürmüş… O güzelim bahçede hiç fili görmemek olur mu? Tabi en büyükleri olarak en çok o dikkatini çekmiş küçük kızın… Bakıyor ki o koskoca filin ayağında incecik bir ip, fil dolaşırken o incecik ip gerilince fil geri dönüyor… Kız buna şaşırıyor… Babasına hayretle soruyor. ‘’Baba, o koca fil bu ipi koparamaz mı? ’’ Baba cevap veriyor. Kızım o yavru iken ayaklarında kalın ip vardı. Onu koparmak için çok uğraştı. Yıllarca koparamadı. Umudu kırıldı. Artık onu koparamayacağına öyle inanmış ki, kendini hiç zorlamıyor. Biraz zorlasa koparır.
Biz insanların çoğu işte o fil gibiyiz…
Vakti zamanında tek başımıza yapamayacağımız işler için, imece usulünü bulmuşuz. Zamanla o da yetmemiş demişler ki ‘’ daha büyük bir organizasyon yapalım… Yaşadığımız bölgeyi öyle koruyalım, yolları, köprüleri, vs… öyle yapalım… Güzel düşünce, bu örgütlenmenin adını ‘devlet’ koymuşlar. Devlet işi sıkı tutmuş, üyeleri de büyük ve zor işlerini üzerlerinden aldığı için, devlete karşı görevlerini yerine getirmişler. Görevini yerine getirmeyene karşı hep birlikte cezayı uygulamışlar. Çünkü birinin görevini yapmaması, diğerinin yükünü artırıyordu.
Böylece devlet günden güne, yıldan yıla güçlenmiş, yapılan işlerle devlete olan güven artmış… Devlet güçlü olunca devletin başındakiler de güçleniyor. Onlar da insanların gözünde büyüyor. Devletin imkanları ellerine geçince, onlar da zamanla devletin sahibiymiş gibi davranmaya başlıyorlar… Haklı olarak kullanılan cezalandırma sistemleri artık, baştakilerin keyfine göre kullanılmaya başlıyor… Böylece zamanla, halka hizmet için kurulan bu örgüt ‘devlet’ halkı hizmetkarları, köleleri olarak kullanmaya başlıyor… O güçlü devlete karşı tek tek insanlar ne yapabilir?
İlk başta gerçek para ile dönen devlet çarkı, sağlam temeller üstündeydi…
Bu gün ise yüzde on, gerçek para varsa yüzde doksanı kağıt ve dijital… Yani yüzde doksanı hayali bir sermaye… Yani bu sistem pamuk ipliğine bağlı bir sistem… Ama o ipliği zorlayacak birlik ve güç yok! Bütün üreticiliğini, bütün yapıcılığı kaybetmiş bir sitem… Balon gibi şişirilmiş… Balon gibi de patlatabiliriz…

Devamını Oku
Mehmet Halil




Bir hamal bulmuşlar tanrı deyi
Kaderi vurmuşlar sırtına dağıt deyi
Kader denilen o kazığa bağlamışlar bizi

Devamını Oku
Mehmet Halil

Siyaset ‘öcü’ ise ona bulananlar da ‘öcü’ değil midir? Suç çamurun kaynağında mı yoksa sıçrayan çamurda mı?
Okul Müdürü, "Çocuğunuzla konuşun, uyarın. Okulda siyasi konulara girmesin" diyerek uyarıda bulundu.
Okul ilkokul, siyasi konulara giren ise ilkokulun ikinci sınıfındaki bir öğrenci, yani en fazla 8-9 yaşında…
Siz siyasetten ne kadar kaçarsanız kaçın siyaset sizin peşinizi bırakmaz. İlkokuldaki yani 8-9 yaşlarındaki çocukların hafızası taze ve boştur. Ne aktarırsan onunla doldurulacaktır. Her gün TOMA ile su sıkarsan, JOP’larsan, YALAN söylersen, artık çocuklar bile bunu içselleştirir…
Kuran kursları, camiler işte bu genç yaşlarda bu çocukların hafızalarını doldurmak içindir. Dolu kaba ne koyarsan koy onun üstünden taşıp akacak kap da ilk doldurulan kalacaktır… Sistem de ilanihaye o ezberci beyinleri hizmetinde kullanacaktır.
Ama her zaman durum onların istediği gibi olmuyor, çocuklara göre büyükbaşların güçlülerin, açıkları, yalanları, adaletsizlikleri, su üstüne çıkan yağ gibi, hafızalara işleniyor, çocuklarda şok etkisi yaratıyor. Çocuklar korkuyu, tehlikeyi bilmez. Henüz dönen dolaplardan habersizdirler. Onun için dobra dobra konuşurlar. Yani gerçekleri haykırırlar. Onun için mahkemelerin en güvenilir tanıkları çocuklardır. Bunları bilmeyen yoktur. Ama gene de çocukların söyledikleri siyasi maffeller tarafından affedilmez, onların çocuklukları unutulur ve en büyük cezalara çarptırılabilirler.

Devamını Oku
Mehmet Halil



Derin devleti var beynimizin de
İktidar bizde görünse bile,
Büyük ölçüde yular onun elinde
Biz kaportayız dış cephede.

Devamını Oku
Mehmet Halil


Scipio ‘’Ben hiçbir şey yapmadığım anlarda, hiç olmadığım kadar aktif oldum’’ demiş. Okuduğum kitapta daha önce buna anlam verememişim… Cümlenin altını çizmişim. Bu günlerde tekrar baktığımda o sözü iyi anlıyorum. Özellikle referandumdan sonra, bu kitabın tekrar elime geçmesi benim için iyi oldu. Referandumda hiçbir şey yapmayanların eylemi, bu ülkede bir diktatöre bütün yetkileri vermiş oldu. Suya sabuna dokunmuyor dediklerimizin bu gücü şimdi anlaşılıyor. Boşuna değil ki, egemen güçlerin kendilerinden başkasına siyaseti yasaklaması, boşuna değil ki ideolojiyi ‘’tu kaka’’ diye lanetlemeleri. Seçmenlerin büyük bir kesimini oluşturan bu kesimin, devre dışı kalması, yani güçlünün baskı ve terörüne seyirci kalması egemenlerin çarkına daha fazla enerji kattı.
Yoksa onlar hak ettiklerinden kazanmadılar. Bizzat yoksullar. Aç kalmamak için polis olan, asker olan iş bulamayan, asgari ücretle çalışmak zorunda kalanlar, ellerindeki imkanları kaybetmemek için, yani kendi kişisel çıkarları için toplumun kalbine hançer saplanırken seyirci kaldılar. Onlar da yoksul kesimin bir parçası olarak, saplanan hançerin kendi canlarını yaktığı zaman gerçeği öğreneceklerdir.
Vasat yasayan, kendini aşamayan insanların zararını bütün bir toplum çekmektedir.

Devamını Oku
Mehmet Halil




Dışardan bakınca diğer meslekler daha kolay geliyor.
İşi olan işini beceremeyince, yeni başka iş kuruyor...
Neden hep başkasının malında ve işinde gözümüz?

Devamını Oku
Mehmet Halil

Halifenin mucitliğinden kim şüpheli?
Celepler nasıl hazırlıyorsa kırk beş günde
Kesimlik piliçler, kafeslerde
Şimdi de hız verildi adamlığa, adam kıtlığında.

Çocuklar için bayram başka hangi ülkede var?

Devamını Oku
Mehmet Halil


Okullarda veya bazı eğlencelerde ‘’ip çekme yarışı’’ vardır. Hemen hemen herkes bilir. Kimi ipe cani gönülden sarılır, kimi de kıçını sıkmaz asılıyormuş gibi davranır. ‘’Başkaları zorlansın onlar kazanınca zaten bende kazanmış olacağım.’’ Diye düşünür. Hatta canı gönülden asılanların sesi çıkmazken asılıyormuş gibi yapanların hırıltısı diğerlerini duygulandırır bile… Ama sonuçta asılıyormuş gibi görünenler, sayısal olarak ne kadar çok olsalar bile, asılıyormuş gibi görünenlerin sayısı da çok olunca azınlık ‘’ip çekme yarışı’’nı kazanır. Çoğunluk kaybeder… Kim ipin ucunu bırakırsa yuvarlanıp gider…
İşte hayat da bu ‘’ip çekme yarışı’’na benziyor. ‘’Hayat mücadeleden ibaret’’ sözü çok doğru mücadele etmeyen, yani hayat ipine asılmayan yuvarlanıp gidiyor. Kendi avuçlarında ip izine razı olmayanlar, diğer yoldaşlarını aldatanlar, hem kendilerini ve hem de aynı mücadelenin parçası olanları süründürür. Mücadele edenlerin mücadelesi de mükafattan cezaya dönüşür. Acısını kendi kuşağı çektiği gibi kendisinden sonra gelen kuşaklar da çeker. Sendikalarda, partilerde, derneklerde, tüm sivil toplum örgütlenmelerinde böyle uyanıklar olduğundan, hep kaybeden taraf olduk. Hesaplar hep günübirlik çıkarlar üzerine kurulduğundan, doksan yıllık süreçte, en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki fark 1920’lerde 8-10 kat ile başlayarak, her 10 yılda bir istikrarlı olarak artmış ve bu gün en zengin %20 ile en fakir %20 arasındaki fark yaklaşık 150 kata kadar çıkmıştır.
Şimdi kim zararlı çıktı? Kim kimi kandırdı? Mücadeleden kaçanlar, ‘’Başkaları mücadele etsin, kazanırlarsa nasıl olsa biz de faydalanırız’’ diyenler, insan gibi yaşayabiliyorlar mı? Pazara çıkarlar yüzleri asık, otobüste ayakta kalırlar yüzleri asık. Gençler yer vermiyor diye homurdanırlar. Gençleri suçlarlar. Siz zamanında mücadele etseydiniz bu duruma düşmezdiniz. Bu günün gençleri de yarın aynı duruma düşecekler. Çünkü onlar da mücadeleye uzak durmayı marifet sanıyorlar.
Geçmişte yapılan hatalarımızdan ders alıp öz eleştirimizi yapalım. Kayıplarımızın kendi hatalarımızdan kaynaklandığını kabul edelim. Yanlıştan dönmenin tek yolu, aynı yanlışları tekrarlamamak… Onun için de hayatta hiç durmadan devam eden mücadelede kendimize düşen sorumluluklardan kaçmamak…
Önümüzde mahalli seçimler var. Azınlık taraf, baskı, hile ve türlü oyunlarla seçimi kazanmaya çalışıyor. Sayısal çoğunluğu oluşturan biz ezilenler, horlananlar, yok sayılanlar birlik olamıyoruz. Ezilenlerin çoğunluğu mücadeledeki sorumluluklarından kurtulmak için çeşitli mazeretlere sarılıyorlar. Oysa hep bir olabilsek hiç zorlanmadan insan gibi yaşamanın önünü açabiliriz. Egemenlerin oyunlarına alet olduğumuzda herkes kendi günlük çıkarları için, geleceğini tehlikeye atmakta… Hani görevden atılanların akıbetine uğramak istemediği için susan akademisyenler, memurlar, bürokratlar, işçiler geleceğinizin garantisi var mı? Atılanların başı dik. Ya sizlerin?

Devamını Oku
Mehmet Halil


Ha gayret reyis, ha gayret!

Saray kendi gölgesinden korkuyor
Gölgelere ne kurşun, ne pala işliyor
Onun için ki saray,

Devamını Oku
Mehmet Halil

Değirmen taşı buğdayı öğütürken
Döner kendi etrafında dişleri yeni
Eleyince çok az çıkar undan kepeği
Zamanla köreldikçe taşın dişleri
Yavaş yavaş dökülür tekneye un
Ve unun yarıdan fazlası kepekli

Devamını Oku