‘’Kader! ’’ bildin, taşıdın sırtına binenleri
‘’Kader! ’’ dedin akladın kanını emenleri…
Her zaman her yerde var olan tanrı
Demek ki! Bilerek alıyor canları
Kimine cennet kimine cehennem
’Osmanlı döneminde, devletin başa çıkamadığı bazı eşkıyaları nihayetinde Paşa yaparak sorunu çözemese de bir müddet ertelemesine yarayan bir uygulama vardır.’’ Psikeard’dan alıntı…
Osmanlının yükselme devrine mi denk gelir, yoksa çöküşüne mi? Yükselirken bu cüreti kim gösterebilir?
Osmanlı heveslisi reyisin partisinde de bu var… ‘’Bir konuşursam yer yerinden oynar.’’ ‘’Bir konuşursam parti batar.’’ Diyenlerden geçilmiyor… En ağır hakaretleri yapanlar en üst kademelere geliyor… Uygulanabilen Osmanlılık hayra alamet görünmüyor… Ocaklar sönüyor.
Bizim hocanın 5 kızı olduğu için her ramazanda iki veya üç defa teravi namazından önce
‘’evlilik duası’’ okurdu şimdikiler fazla çocuk yapmadığı için ve evlilik masrafları da artık
kız babalarına yıkıldığı için, ‘’evlilik duası’’nı okumuyorlar. Bari ben okuyayım da gençlerin duasını alayım.
Evlilik duası
Bir zamanlar bir kara nokta varmış, bu kara noktanın ortasında kara delik varmış, işsiz güçsüz birini, boş zamanında, bir merak sarmış, deliğe ağzını dayamış, üflemiş, üflemiş… ama, nafile! Hiçbir şey olmamış. Çünkü üfleyenin ağzı geniş, delik çok darmış, işsiz güçsüz adamın aklına, düdükle üflemek gelmiş, taze ayva ağacının taze dallarından birini kesmiş, ucundaki kabuğu kesici bir aletle çizip kabuğu çıkarmış, ucunu biraz sivriltmiş, düdüğü kara deliğe dayayıp öyle düdüklemiş… işte, ondan sonra, delikte bir patlama olmuş, patlamadan sonra deliğin arkası balon gibi şişmiş, balonun üstünde noktalar düşünün hele… o noktalar da eşit uzaklıkta uzaklaşmaz mı? Hem patlayan noktaya, hem de birbirine? İşte öyle… Evrende de gezegenler sürekli uzaklaşıyormuş birbirinden. Evren de bisiklet gibiymiş velhasıl… o durduğu zaman, her şey bitermiş… İşte her şey o kara büzükle başlamış… ‘’İlk bir’’ öyle meydana gelmiş… O ‘’ilk bir’’den sonra her şey kolaylaşmış… ondan sonra, ‘’bir insan bir evrendir’’ denilmiş… bütün insanlar o ‘’mutlak bir’’i kendine örnek alarak çoğalmış…
İyi de, o ilk üfleyen nerden gelmiş?
Görüyorsunuz onun altı günde yarattığını, biz burada iki dakikada yarattık, yaratanın da yaratanı varmış… o da, insanmış…
Bir gün bir insan çıkmış, ben ‘’evren’’im demiş, bu toplum kendini aştı, dünyayı dolaştı, yaratanı tanımaz oldu… Kendini ‘’mutlak bir’’, ‘’yani nedensiz neden’’ ya da osuruktan biri… Kendisi görülmeyecek, ama, kokusuyla havayı bozacak… Velhasıl bu düşüncelerle, ‘’kendimi yenibaştan yaratacağım…’’ demiş… eline bir düdük almış, düdüğü tek üflemede ‘’evreni yeni baştan kuracağım’’ derken, bu defa, arka deliği patlamış, geride bir sürü pislik bırakmış…
Şimdi yaşayan insanlar, o pisliği temizlemekle uğraşıyorlarmış…
O ise, bütün masal kahramanları gibi kaf dağına yaslanmış, yalnızlığıyla baş başa kalmış…
Huyum kurusun
Okuduğum kitaplar, makaleler, dergiler, izlediğim filmler… Çoğunun yazarını yönetmenini hatırlayamam… Kitapların adını bile unuturum…
Benim okuduklarımdan aldığım, süte maya olarak katılan bir kaşık yoğurt gibidir. Birikerek Kabarır, zenginleştirir beni…
Hırsızlık yapan nasıl çaldığı malın sahibini görmek istemezse işte ben de öyle. Okuduğum yazıların, izlediğim filmlerin sahiplerini görmem…
İmza almak için kitap almam, kitaba ihtiyacım meraklarımı gidermek, ufkumu dünyaya açmak içindir. O bakımdan maya aldığım insanlara karşı da hain olarak hissederim kendimi… Utanırım onlardan…
Bi akşam oturmuşuz TV karşısına
Haberleri izleyoz…
Arkadaşım Temel de yanımda
Cigaranın tadını çıkarıyoz…
Ayaklarımızı da uzatmışız sehbaya
Birdenbire bir görüntü geldi ekrana
Yönetenlerin özgürlüğüne sınır koymak için, yönetilenlerin verdiği mücadelelerle ortak bir sözleşme olarak kabul edilen hukuk, yönetilenlerin örgütsüz ve zayıf oldukları durumlarda hemen tek taraflı olarak devletin gücünü kullanarak rafa kaldırılmakta…
Hukuka uymak yerine, hukuku kendine uydurmak burjuva hukukundan faşizme geçişin eşiği olarak kabul edilebilir… 12 Eylül 1980’den sonra bu güne kadar hukuk karalama defterine dönmüşse bu halk arasında çok kullanılan ‘’hem kel hem hodul’’ deyimiyle izah edilebilir.
Milyonların bile artık şüphe duymadığı, yasadışı İŞİD ilişkilerine rağmen hala o ilişkiler yerine Anayasal bir parti olan ve 6 milyon oy alan bir partiyi hedef alan söz ve davranışlar, demokrasiyle değil, faşizmle izah edilebilir.
İşlenen cinayetlerin sorumlularını bulamayan, bulmak istemeyen, hatta sorumlularını kollayan terfi ettiren, hukukla uzaktan yakından alakası olmayan bu davranışlar, halkın vergileri ve desteğiyle güçlenen bu devleti dar grupların çıkarı için kullanmak faşizmden başka bir şey değildir.
Geçmişi kirli partilerin, cinayetlerini ve hırsızlıklarını ortaya çıkaracak güçlerin meclise girmesinden ve suçlarından dolayı sorgulanmaktan korkanlar, bütün rutin görevlerinin önüne HDP’ye saldırmayı esas görev olarak koymuşlardır.
Bu kadar yolsuzluk, bu kadar hukuksuzluk, bu kadar adaletsizlik, bu kadar ekonomik bunalımın sorumluları zor ve baskı ile oy alabiliyorlar… Bundan hem o partilerden rahatsız olup, hem de korkudan oy verenlere acımak lazım… Şimdiye kadar oy verdiğiniz o partilerden ne elde ettiniz?
Benim büyümem için
Onların küçülmesi gerekiyor
İşte hadım insanların düşüncesi…
Ufalamak istiyorlar ruhen ve fiziken
Kendilerine karşı direnenleri…
Topla, tüfekle, kimyasalla…
‘’Namus her şeyden üstündür! ’’ diyenler
‘’Bir kere delmekle bir şey olmaz! ’’ dediler
Çok dar kelime hazneleri
Onun için her ağızlarını açtıklarında
Öne çıkıyor kendi kimlikleri
Anarşistler! Teröristler! Kaçakçılar!




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.