''Beni temsil et'' diye meclise adam seçiyorum
Ziyarete giderken biber gazıyla karşılıyor beni
Öyle ki, verdiğim yetkileri de geri alamıyorum
Bizi masa sandalye zannediyor diktatör efendi.
''Ben diktatör olsaydım böyle konuşamazlardı''
Geçmişle gelecek arasına sıkışmışım, öyle dar bir alandayım ki, sonsuz zamanda, jilet kalınlığı kadar bile değil, gözle görülmeyecek kadar. Jiletin kalınlığı belki de mevcudiyetimin
milyon çarpı milyon karesi, çok sıkıştığım için fırlamışım dünyaya, ve öğünmeye çalışıyorum kendi kalınlığımla…
***
İnsanlık…
Genetik kalıntılar gibi geçmişten gelen bir hayatın devamını yaşıyoruz. Oyuncuları ve seyircileri olduğumuz bir hayat… iki tarafı tura olan bir para ile, yazı tura oynanan…
Oyunun dışında kalanlar, oyuna alışamayanlar kara listede, kara listede beyaz harfler gibi duruyorlar… yazıyı ve yazgıyı değiştirmek için uygun bir şekilde yerlerini almaları bekleniyor… iyi bir yazar çıkmıyor bu hayattan. Çıkmayacak harfler sıkışmadan…
Sıkışıp ateş almadan…
***
‘Kamelyalı kadın’ değil bu ‘karizmalı adam’
‘’İmkansız aşklar’’a bakıyordu aynadan
‘’Ah ne kadar haklıymış! ’’ dedi, Aziz Hocam
Bunları gütmek için yararlanmalı sopadan…
Su da usludur ama, fırtına çıkmadan…
En yüce ödülü sundular
Altın parlaklığında anahtar.
Seçim sonrası seçmenlerine
Cennete açılır bütün kapılar
Şehitlik serveti serildi önlerine
Tanrı bizimdir! Tanrı bizimdir!
Yoktur bizden başka Tanrı kulu
Tanrı bizimdir! Tanrı bizimdir!
Ölümdür bizden başkasının yolu
‘Cihat’ bizlere Tanrı emridir…
Zonguldak, Soma, Ermenek… Sırada hangi madenler, hangi işyerleri var bilinmez… Felaketin büyüklüğü ateşin düştüğü yerin büyüklüğüyle ölçülüyor. Bir kişiyle sınırlanırsa küçük, Bin kişiye ulaşırsa büyük…
Peki, neden hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz deniliyor da, ihmalin büyüğü küçüğü olmaz denilmiyor?
Zonguldak’ta maden kazasında ölenler, mahkeme süreçlerinde soğutularak unutturuldu. Yıllar sonra ölen işçiler suçlu bulundu.
Soma’da Remi rakamlara göre 301 madenci yandı, gayri resmi rakamlara göre bu rakam iki katı. Olay soğumaya bırakıldı… Olay günleri yetkililer ‘’para mühim değil! ’’ diyorlardı, bu gün ailelere para ödenmediğini öğreniyoruz.
Yönetenler için, hırsızlık suç değil, cinayet suç değil, yalan söylemek suç değil… Ama madencini kazmayı yanlış vurması suç, çocuğun taş atması, ekmek çalması suç, iş istemesi, çocuğunun mezarını ziyaret bile suç…
‘’Ölüm madencinin fıtratında var.’’ Böyle olunca öldürmek de yönetenlerin fıtratında var oluyor…
Ben ki, bırakmışım kendimi
İlke edinmişim derbederliği
Hoş görüyorum tembelliğimi
Benim tek şansım,
Titiz ve çalışkan karım…
Ben onun sayesinde varım.
Ulu meydanlarda
Her okul bahçesinde,
Her resmi dairede o kafa
Çoğu kaplanmış altın yaldızla
Biri var ki kızgın boğa gibi
Yıllar geri alınıyor haber değeri yok da saatleri geri alıp günah mı çıkarıyorlar? Hırsızlar, büyük suçları gizlemek için, ufak suçlarını itiraf edip, güven tazelerler…




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.