nereden geldiğini anlamadığın
yağmur tanesinin ilk burnuna vurması
herşey tesadüfleri sever
adımlarının hızlanması
yağmurdan değil aslında kaçış
her insan yağmuru sever
Küllerinden doğmaya cesaretin varsa
korkmayacaksın, yanmaya
cesaretin yoksa yanmaya
aşk senin neyine?
Ezelden ebede,
her seferinde yeniden doğmaya
Küllerinden doğmaya cesaretin varsa eğer yanmaya korkmayacaksın
Cesaretin yoksa yanmaya aşk senin neyine
Dedi
Ve sükut içinde veda etti sevdiğine
Beklerim ben sen git yiğidim
Hangi sonbahar kış'ına
Uzak kent, yitik bir menzil
zamansız bir bekleyişin soluğu
Rüzgâr susar
gölgeler uzun ve anlamsız
Yol boyunca
hasret ağır bir yük gibi omuzlarımda
Ciğer ve kedi meselesi
Mundar olacak, o kadar çok şey varken
Aşkı mundar etmek bu olsa gerek
Dokunamadan sevmek…
Bir zamanlar diye başlamak ne acı
Kahkahalar uçuşurdu, kaşık seslerinin arasına
Gülüşler dökülürdü ekmek kırıntılarına soframda
Şimdi, sessizlik çöküyor çayın buğusuna
İnsan yaşlandıkça yalnızlaşırmış
Gençliğimde gölgelerimiz ne çok kalabalıktı
Yıpranışın ve çırpınışın
son simgesiydi...
Ama bir gül vardı elinde,
hemde bembeyaz bir gül,
Tutuşu bir isyanı anlatıyordu...
Harman olmuş düşünceleri,
Gece karanlığının, aydınlığa çıkmasını
beklemek!
Karınca hızında olsa da,
geçmeyen zaman...
Sükutun içinde,
gecenin çığlığını kim duyar?
Dönseydi,
güz ayları yüzünü bahara,
Açar mıydı? Güller!
Kerem olanın, aşkına şahit olsa!
Dilşad, olsak da
Cefasından başka,
Gökyüzünde alabora olmuş
yağmur bulutunun
varamadan toprağa buhar olmuş
yağmur tanesi
tadında hayat
hayat dediğin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!