Yalnızlık bir eksiklik değil,
fazlalığın içe çökmesidir.
Kalabalıkların bıraktığı tortu,
insanın kendine doğru akmasıdır.
Adımı çağıran sesler sustuğunda
isim de yavaşça çözülür.
Dil, kendini terk eder.
Kalan şey:
sessizliğin çıplak omurgası.
Bir oda düşün,
duvarları hatıralarla örülü.
Hiç kimse yok içinde
ama herkes geçmişten sızıyor.
Zaman burada ileri gitmez,
içeri doğru derinleşir.
Sartre bir yerde haklıydı:
cehennem başkalarıysa,
yalnızlık da bir arınma biçimi olabilir.
Ama hiçbir arınma masum değildir.
İnsan kendinden kaçamaz.
Heidegger ise
yalnızlığı bir açıklık gibi düşünür:
Varlığın kendini fısıldadığı yer.
Ama o fısıltı
çoğu zaman bir boşluk gibi duyulur.
Çünkü varlık konuşmaz,
insan onu sessizlik sanır.
Gece çöktüğünde
eşya yer değiştirir.
Bir sandalye suç ortağı olur,
bir masa tanıklık eder.
İnsan, kendine karşı
kendi mahkemesinde yargıçtır artık.
Ve en sonunda anlaşılan şudur:
Yalnızlık, bir yokluk hali değil,
fazla bir bilinçtir.
Kendini taşıyamayan öznenin
kendi ağırlığı altında ezilmesidir.
Hiç kimse gelmeyecek.
Kapı çalınmayacak.
Ve belki de en sarsıcı olan:
Artık kimseye ihtiyaç duyulmaması.
Yalnızlık burada başlar—
insanın kendine yettiği yerde değil,
kendine katlanmak zorunda kaldığı yerde.
Kayıt Tarihi : 3.04.2026 19:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!