vayy dağlar göçmüş nire
yeryüzü koca bir düzlük
parmaklarım emekli yazmaktan
yağmur da amma kuru
dalsız ağaçlar
denizler koca koca çukur
bir yalandı ağız tatlarımız gibi
ilk yaz fırtınalarının sırrına bir uçurtmalar varırmış
bizse mahzunluğumuzla üstünü örtmüşüz hep meğer
dilbaz sevdalarımızın uçuculuğunun
en küçüğünden en büyüğüne
ölümsüz sandığımıza kadar
güz ufukları gibi durma karşımda
inan
sokulgan alevlerim yakmaz ellerini
ümidim olmasa taşır mıyım
kızgın nehirlerimi gözlerime
gökyüzüne yansır sesinden kalan
tortulaşmak istiyorum şu kokunla
acılarımın aynasındaki çığlığımı
şaşkınlığın duysun sen sadece bil
şansın yok yalnızsın gidişin tek
son demimizi de aldık yaramızdan
Ferhat hani nerde gürzün
kalbimi nerden parçalayıp böleyim
sunmak için o'nun boşluğumla
öpüşmelerine
sıkıntısını unutamadı gün
adsız bir biletle geçti bayram da
televizyonda basmakalıp görüntüsü
hayatın olmayanın ne varsa
iç yıkıntılarını düz edecek yollar azıksız
bir sonrayı öncekinde aramanın sarhoşluğuyla
cam kırıkları toplardım
ayaklarım çıplakken
gene de
büyümeyi düşünmedim hiç...
adımlarım bölük pörçük
umrunda olan hayat kadarım
sessiz pencerelerde esir gölge
derdimin boyu kadar aşka uzarım
nasıl içleniş ki hep ayrı yörünge
birgün dediğin yerde zaman benim
siyahın adı değişti seninle
zamanın ölçüsü
mevsimlerin hepsi bir oldu
bir ayrılık aynı...
kahırlı nefes almalar sıktı
kırmızının en güzeliydi bu bahçe
bu gül en güzel açılanı
kahvaltı neşelerinden kalkmış gibi
seni öpüşler sonrası yoğunluğumda
yeni bir yol gözüküyor hecelerime...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.