bıldırcın sürüleri gibi gel
doldur bütün takvimlerimi
fırsat vermeyelim zamana
yalnızlıklarımız da sevişsin
yatağında tutkularımızın
siyah bir akreptir ellerin
bilmez miyimmm…
değdiğin saçlarımda solmak bilmezdi
ah o anarşist orospuluğun
çocuğumuz olurdu da apartman sakinleri
pencereleri keserdim yanında bir de
şehirlere sığmayınca iç sızım sabahı geçkin
eski zamanlı rüyalar görmeye başladım ayaküstü
kalarak ayak altında fark edilmeyen bir çiçek gibi...
suçsuzum öğlenleri güneşi bile görmedi gözlerim
ama saydım tek tek kirpiklerini...
Herhangi Bir Rastlantıydı
herhangi bir rastlandıydı açık sözlülük
seni gördükçe soyunurdum kelime işçiliğine
yavru kuşların şirinliğini bozamazdı hiçbir renksizlik
hiçbir şeyle anmak seni benden öyle kopuk
akin sıcakları bıraktı çocuklar
çoğunlukla anısı kırılgan tatlı yeşilli
yaklaşanı bilememektir hayatın ta kendisi
sonuçta erken çöken kışın üşütmesidir
ve nedense her öykü hep son öykü...
dışarda damlalar siyah
sokak lambaları ılıtır mı ki içimi
ya bi film izlemişimdir
ya da lafa dalmışımdır arkadaşlarımla
dünyayı yıkıp kurmuşuzdur yeniden
ada çayı kokardı göğüslerin
azı dişlerini geçirince o ürperti
çaydanlığın sesine uyanmak
sevdirirdi kar tokluğunu
bir kağan işçen saçlarının telinde
uykulu kırmızı yüzlü
I.
havalar çok soğurdu
gördüğün her dal
kahvenin griye dönüşü
eski zamanları bile düşlemeye üşenirdin
koparacağım yaprak kalmamıştı düşümde
kıracağım bir umursamazlık direnci
acı gibi geçiyorum aklımdan kendim
yığılı bir kitapla üzerinden yaşamın
kala kala seni unutmayı anımsamak kalıyor
ılımış bir suyla ölüyorum




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.