gözlerim denize dalmazdı
sabaha karşı ard arda bilmem kaç rüya
dalga sesleri keserdi sesimi
sabah sabahlığından utanırdı
uyandırdığı için denizin yalan mavisini...
karşımda mahalle akşamları
ana caddeden uzak ara sokaklara
vuruyor soğuk
gün nazlanmadan çekiliyor
kendi bilinmez köşesine
kel kafalı çocukların bilekleri ince
ela günlerin yorgunuysak cumartesili
şakasız ağır öğlenlerin arkasına sığınmadan
ellerimizi unutmadan buluşmalıyız kurak bir akşama doğruda
bari acılarımı aceleye getirme söğüt saçlım
saç tellerini saymamı
hergün uyumadan önce...
kuşkusuz anne bakışları gibi su içen güvercinlere duyarlıyım
yaşamdan çok şey istemeden geçiyorum evlerin arasından
küçücük bahçelerde beklentisiz ikindi sohbetleri
zaman ne durur ne donar ama sen aşabilirsin süreği
önlenemeyen bir kendini hırpalamaktı başkasına verdiğin
istediğin şavkıydı bir öğlen güneşinin
karnımız acıkınca terlemiş aydınlıkla boğuk
kısa ayrılıklara bile göğüs germeye korkakken
tüm varlığıyla cesaretimin imbikten geçmiş kılıcı
yemin tadında sözler verirdim gülüşlerine...
küçücük küskünlüklerde sarardık
kendimiz kendimize yaratmaya çalıştık tüm baharları
yas mahmurluğu nedir bilmezdik kısa donlu
öğrendik sevdikçe ayrılmanın tadını
işte bıraktım
kendini saklamalarını
ben gizinde kıyameti buldum
yorulmadım
belki gülüşün
beni
elveda sevgilim
hüzünlü kantom
iç geçirten senfonim
hangi kantat oyuncağımızdı unuttum
yağmurlarını unutkanlığıma
sessizliği ilk kırşehirde sevdim
ve güzelliği sesimde kaybolmadı hiç...
sessizliği tanımak başka… sevmek başka…
kırşehir'de ikisi de aynı...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.