huylanır en derin yaraları katran tadında
düşlerde / kara bir leke gibi durur
mayhoş sabaha karşılarda
gözümden sakındığım
acılarımın sessiz sakin kilerinde
avazımın çıktığı kadar bağırdığımın…
yıkıntılarındayım sözcüklerinin
kızılcık akşamları dumanlar yığını boşluğunda
akşam küsmüş aya sabah güneşe
bir yıldızlar kalmış gözlerimde
yine bulutum kandı rüzgarına
yağmurum yolunu şaşıracak
damla damla ağlayacak ikindi
ama ben yanacağım...
yine umudum akşam sandı akşamını
çıksın yıldızlar ortaya
beni kendi halime bırak
hazanım senin biçiminde değil
keşkelerle yırttığım tüm sayfalarda
bir tek benim usul usul gençleşmem
zaman bohçam dağınık
gözlerinin tesadüfündeyim
ne ben
ne sen
hayata değil
hayat bize
1.
şımarık sabahlara alışkın sancım
yatağım bakımsızlığıma
gece vakur acımasızlığıyla sakin
bugün beni kimse görmedi
yanaklarında yatan saçılmışlık hali ellerimin
duyduğun kıpırtı yangını ikigöz hayallerimizin
sürüsünden kopan ceylan yavrusu isteklerinin çaresizliği
iş çıkışı huzuru senin eserindir dünyamda
hayallerine dalmış işçi kızlar kadar masum kentin sokakları
kırmızı atkılı bir ihtiyar geçiyor mahalleden
sabahlama cesaretini sende kazandım
ağaçların dostluğu bir başkaydı
kuşlar ilk çığlıklarını atmadan
hayatı ve seni düşündüm
ölüm ilk kez baskın çıkamadı bu oyundan
çaresiz yol yokuş büyür zaman
bizler ancak anka kadar gerçek
ömür dediğin akşam ağırlığı içimde
yüreğimdeki ülkenin başkentidir gözlerin
gözlerini yurt edindim izinsiz urbasız
saçlarından ördüm uzun yol heybemi
yakınlaşmak gibidir kumsal duruşunun kumral
kısık sesli yağmurlu ara yol belirsizliği
ben hep iki arada bir derede olmayı seçtim
yapım buydu netleşememiş hüzünler başı sonu yok
ara renklerde gökkuşağı özlemli tüyleri ürperik
aşk ateşe dokunmak çıplak elle sakınmadan




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.