seni aramak öğle sonralarına benzerdi
gölgeli aralar kadar acımtrak ama dirençli
yaz sıcağına bezgin duvarlar nasıl suskunlaşırsa
kış akşamlarında...
toprak evler sıralanırdı yoksul göçebeliğimize
karşılaştığım bu tenha yüz
köşe başlarını tutmuş acı sözler gibi
unutmuş beni ve kendini
yüreğimde Azeri bir yalnızlık türküsü
ağlıyorum kendimsizliğe
bir anı mı şimdi bu da ne:
'sen derdimi dinlerdin ya
iç denizlerim kaynar kazana dönerdi
yorgun kış sabahları nasıl zavallı kalırdı
yalnız ve tutarsız bir kış renginde
gelişinin özlemli başlangıcı
gözlerim nedense dingin pencereme uğunuşuna
kaçkın bir kuşun kararsız kanat çırpışlarına vurgunluk bu
lamı cimi yok sapkın bir serüvenin karanlık dolambaçlarında
bakışlarının kanı sıçramış her yanıma
son kez bizim için toplanıyor orkestra
hayat dalların arasından sızan günışığı
ölüme çare şiir özlemek gelmeyecek olanı
fidel fidel
sierra maestro dağları ne söyler
puronun dumanlarında kallavi samba
dünyanın tüm halkları
ezilenler
bakımlı oda sarmaşığımdı o güzel günler
floransan lambanın eşliğinde
umutlu siyah beyaz filmler izlerdik
bayram ağzı telaşları gibi
çocuksu mavi elbiseli...
kaldırımlara yaslanıyordum aslında yürümüyordum
göğsümde karabasanlı en ince ayrıntısı bakış anımızın
eylül kahramanıydım kaldırımların vefasında
ayrık benliğimi hafif rüzgarlara verirken yaşamın bilinci
tekleşmek istiyorum çatırdayan kirlenmişliğinde zamanın
nerde nasıl olursa olsun
bu nasıl delirmek bu
içimde kanal kanal sancı gondolları
sen acıların kontesi el sallarsın soğuk soğuk yangın sabahına uyanışıma
ölmek ne kelime tiranlarımda deprem kargaşası
kan işerim duvarlarına baktığın kentin küflenmiş sarımsılığına
bu deniz benim acılarımı taşıyamaz




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.