bittiğim yerde başlar suskunluğun
kar sularıyla göğerecek hüznüm ara bir sokakta
senden bunu da daha iyi biliyorum
kırık dalları anılarımın
sensiz tutunduğum toprakta
çırılçıplağım...
mor alaşımlıydı
acının göz altları
gereksizce gururlu
gururu yüreğimde zehirden bir ok
kan ter içinde kıvrılarak kanatan
ömrümü de değil
bu portakal kokulu bu yağmurlar
sıra sıra evlere serenat yapıyorlar ya
ben ve ötekiler desen de dünyaya
senin serenatın
sana...
ağaçlar yorumsuzlaşacak biliyorsun
tarih de unutacak birgün yüzümüzü
kimbilir hangi takvimden kaçıncı yaprak kopmuş olacağız
ağustos güneşli vadilere ıslık olduğumuzu
kimseler bilmeyecek...
devamlı sana doğar gün
sıkıntısız sazlıklarda balık tutan ihtiyar balıkçı ısıtır kalbini
yaprak gölgeleri arasından sızar afacan aydınlığı seni düşünmenin
içime sığmaz kaybolmuşluğunun rengi
perdeleri örtülür bu curcuna bu sahne terinin tuzu kokusu sesinin
yorgun düşmüş ilişkilerin huzursuzluğu göz kırpışım dahi evsiz yoksul
yabancı sularda boğulmaktı
gözlerine ülkesizce teslim olmak
ve gülüşlerinde
hangi çocukluk yazları topladın
ki
unutturdun bütün mevsimleri
sallapati kır kokularından gelirken
yağmur korkularına yakalandı umarsızlık
oysa adımlarım öyle vefalı ki sana ve kendime
soluksuz yürüdüğümsün uyanmasız rüyalarda da
seni düşlemek
kırılıp gidiyorum dalga kıranlar boyu
ama bitmiyor deniz
iyimser öpücükleri köpük köpük
kıyıda hep beni unuttuğun rıhtım
elinden düşürdüğün şiirde
talan edilmiş gülüşleri martıların
yarılandı zaman artık ellerimle ancak arayabilirim
göğün iki kanadı biri mavi diğeri benim yorumum
arayarak ve yorumlayarak geçenin nihayetinde vuracak gong
ama el birliğiyle tutacağız bir ucundan gökkuşağını
sanki birazdan
perde havalanması sesli




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.