ayrılığa mahkum
esiriz kavuşmağa
azalıyor gece
gece
milyon yıldızdan birinin
sönüşünü duyana uzundur
derinlerde sisli bir sabah yitirdiğim gelmeyecek
on beş yıl önce bittiğin yerde kaldım sabırla
bana baktığın resimde aşkım hiç ölmeyecek
parasız pulsuz serseriyim kuşandığım acıyla
şiirlerim zorunlu açıklama kaybolmadığıma
öyle bir acıktım sana
seni sevmeye
konuşmayı
inançlarına ters özleyişlerinle eskimemeyi
bak hala birgün geleceğim diyorum
değiliz daha eşiğinde son oyun çığlığımızın
gözüm bir şeyi görmez
paramparçalığını
yanışını siluetinin
akşama doğrularımın sorularında hep sen varsın
kaldırım taşlarını yıkayan beklenmedik ev telaşım
balkonuma güneş dokundu
gülüyor musun yine bana uzak bir geleceğe
ayrılık delisi bir baharda
hiçbir pencereyi gözlemiyor umut
yaza heveslenmeden beklememeyi öğrendim
sıradışı gelişini başkalarına...
son sıradaydım
ömür katarında
umudu merak etmekte
ince beyaz pamuklu
göğe bakarken
kalbim yüzyıllık çalgı
mart karları zamansız sevda
onüçüncü ayda elli üçüncü hafta üçyüzaltmışaltıncı gün
o sensin işte
kadrin bilmez devran sen ele güne malum
içlenirsin yıkar düşünce ince hastalık sevmek
sanki dünya bir avuç güneş sönmüş mum
elde avuçta bir yudum su bir dilim ekmek
ben oyunumu bitirdim dürdüm defterimi
kasırga rüyalarıyla büyüttüğüm
şakası bile korkunç olan yağmursuzluksun
hiçbir buluşmamda aklımdan ayırmadığım
uğrunda aşacak deniz bulamadığımsın
balkonlara hapsettiğim son bakışım...
ayakları korkak ilk akşamlara kalmayım
beni ilkin sen bıraktın bu iklimsizliğe
şimdi bu kurşunîde kendim
bu duman kokulu kışlarımıza hasta
ve üzerimizden geçen aceleyi tanımadan
kalıyorum duraklarında




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.