az kaldı sürüklenmesine yolların
ben yollarda değil yollar ayaklarımın altında
az kaldı çocuklaşmam tamamlanacak ha ha ha
yol kıyılarında ağaçları
kaldırımlarda kesme taşları
sevdiğim kızın ev perdelerini
elim yatkın sevmeye
koparamam seni dalından
rotam yok dizginsizim
gönlüm elvermez ıraklara bulanmaya
değirmenidir gözlerin yüreğimin
itiraflarımı itlaf ettim yüreğimde telifsiz sözcükler
deniz kuşları deştiler beynimi
derin bir düşüncedeydim
çamur rengi bir dalgayla
kıyıya vurdu cesedim
tek kurtuluş adasıydı ölüm
dizginsiz
meyhanemsin en mahrem türünden
yüreğimin kökünde
dudaklarından çaldığım
denizler ötesi şarabın kızıllığı
meyhanemsin
sarhoşluk kütüphanem
sonbahara doğru susar doğa
kanıksanmış sessizlik düşen yaprakta
bacalarda duman telaşı çocuksu
kuşlar idareci anne iç acısı çabalarıyla tutunmaya ağaca
ömrümüzün keder sarnıcı sarılığı evren
bulutlar neye öfkeli akşam akşam
eski semtlerden taşar gülüşün
düşünceler yorgunluk kahvelerinde
o bin yıllık acı tebessümle tellenir
gidişin tekmil ömre meydan
tümden zamana zehir
özlemindir gözlerimden içime akar
beraberdik aslında
nereye nasıl gittiğimizin bir önemi yoktu
gidiyorduk ya
şarkılarımız vardı
senin dünya güzeli duruşun
ömrümü kendine esir eden duruşun
bir tel daha koptu gönül sazımdan
gönül sazımdır ömrümün aynası
hayattan bana iki hasbelkader armağan
biri ölüm biri ayrılık acısı
gece kazandı
kendi ağırlığımda eziliyorum
ölümden korkum yok
daha iyi görüyorum
gözlerimi kapayarak
yalnız başımaydım bulutları saymayı marifet bildim
sensiz beklediğim ilk yağmurda
içimde yaktığın yıldız ormanlarını söndürmek istedim
binlerce yaktığın bu ben miyim
yanmak göğe bakmayı öğrenmektir




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.