elim yatkın sevmeye
koparamam seni dalından
rotam yok dizginsizim
gönlüm elvermez ıraklara bulanmaya
değirmenidir gözlerin yüreğimin
itiraflarımı itlaf ettim yüreğimde telifsiz sözcükler
az kaldı sürüklenmesine yolların
ben yollarda değil yollar ayaklarımın altında
az kaldı çocuklaşmam tamamlanacak ha ha ha
yol kıyılarında ağaçları
kaldırımlarda kesme taşları
sevdiğim kızın ev perdelerini
eski semtlerden taşar gülüşün
düşünceler yorgunluk kahvelerinde
o bin yıllık acı tebessümle tellenir
gidişin tekmil ömre meydan
tümden zamana zehir
özlemindir gözlerimden içime akar
sonbahara doğru susar doğa
kanıksanmış sessizlik düşen yaprakta
bacalarda duman telaşı çocuksu
kuşlar idareci anne iç acısı çabalarıyla tutunmaya ağaca
ömrümüzün keder sarnıcı sarılığı evren
bulutlar neye öfkeli akşam akşam
deniz kuşları deştiler beynimi
derin bir düşüncedeydim
çamur rengi bir dalgayla
kıyıya vurdu cesedim
tek kurtuluş adasıydı ölüm
dizginsiz
meyhanemsin en mahrem türünden
yüreğimin kökünde
dudaklarından çaldığım
denizler ötesi şarabın kızıllığı
meyhanemsin
sarhoşluk kütüphanem
I.
elimi eteğimi çekmedim
sabahları seni düşünerek yürümekten
ilerilerde aydınlığa hazır
geniş geniş ağaçlar
soylu kahkahaların yorgunuyuz belki
çağla ağacının güleç yeşilinde tutuk
çocukluğumun taşlı yollarındaki grilerde
aşılamayacak ekmek kırıntıları anısıyla
ve sofrayı dizlerime çektiğimde aklımdaydın
bulut uçlarına değen ilk karanlıkta da hâlâ
saman çöplerine asılır umutlarım bol hayal memnuniyet
itaat ve savaş günleri esirgenmemiş ömrümde yıkıcı
beraberdik aslında
nereye nasıl gittiğimizin bir önemi yoktu
gidiyorduk ya
şarkılarımız vardı
senin dünya güzeli duruşun
ömrümü kendine esir eden duruşun




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.