evler eskir bakışlarım uzaklara uzanır
sanki her meçhul sokaklarda seni arar
hayat tüm sadeliğiyle kendini yıpratır
güneş ışıktan kollarıyla gözlerime salıncaklar kurar
üşümek yalnızlığıma yaranır
utangaç yanaklarım gözlerime saçmalar
kılıçları çekildi öfkemizin
gülümseyişimizin senfonileri susuk
yetim gölgelerle uğraşmak da sıktı
toprağa süzülüyorum fark ettirmeden
rüzgarına yalnız yağmurumun...
seni bir kış sabahı karlara uzanmış bir serçe gibi buldum ellerimin arasında.çocuk yüreğimle.hep yalnızdım.ve öyleyim hala.beraber anladık ya işte birbirimizi hiç tanımadan.yalnızlık ve aşk doğuştan gelir.
şimdi kaybolmuş kentimizin kapkara gölgeli ağaçlarının sarıp sarmaladığı caddelerinde kendi içine çekilmiş kuşlar gibi soluyorum geceyi ve sensizliği....
hep olduğu gibi....bitmek için başlar aşklar.ayrıntılarda boğulur anlık tebessümlerin çocuksu anlaşılmazlıkları.
bilgi bilinç yaramıyor aşka üstad.aşkın formülü yok ama var ayrılık diye bir karşılığı.bitmeyen bir soru bu.ararsan boğulacağın cevaplar karşında.ama sormadan yaşanmıyor be gülüm.yalnızlık başlayan ve biten sadece bizle.ceplerimiz paketlerce yalnızlık.kadehlerimizde o.
varoluş nedenimiz aşk ve yalnızlık.yanan bir mektubun sayfaları gibi kül olup üşüyorum artık.yokluğunda çocukluğumu özlüyorum bir tanem.hiç düşünmeden yaşadığım günleri.bir güvercin kanadında sana koştuğum günleri.
alnıma değen her yaprakta nasıl ürperiyorsa içim seni sevebilmenin ve arayabilmenin onuruyla dolu gözlerim
kış özlemi çekiyoruz eni konu yaz mutsuzluk
kağıda sıçramış kalemimden tesadüfi sen
sayfasız defter notasız şarkı yolsuz yolculuk
gülüm diyemem ama gecemsin diken diken
paylaşımsız doğan güne bakmak kadar yorucu
I
anlarsın beni
üşürse ellerinde
kır çiçekleri
II
güneş batarken
sessizliğinin esiri şehir ve kuşlar
tabiat ana suskun ne de olsa aykırılığında rüzgarının
sinema salonunda kopan filmin burukluğu kesişmesi öykümüzün varsıl ama çelişkili hatta kayıp
apartmanlar ağlıyor balkonlar kimsesiz soluşunda zamanın yorumlanması sende sevişmek bu işte ah ne güzel
bir sahil kasabasının insanla paylaşması yalnızlığını gözlerin
ben dalgaların sitemkar vurması kıyıya ve şikayeti martıların kapalılığını yüreğimin evrene
kokundaki yazdı bu
tanıdığım en ince
en naif mutluluktu
çocukluğumdaki kiraz ağacının
tepemdeki valsi
içi kırık arka bahçe anısı
korkmadığım bu engerekleşme
zindanlaştıramayacak aşka ulaşma sürekliliğimi
kıvırcık ve kırçıl eskiyecek yüzüm
kapıma zorla dayanacak öğle sonraları
ama artık ben hiçbir vakte çocuk olmayacağım
tükenmesin diye zamanın yüreği
seni sevdimdi kırsal bir yıpranmışlıkla natürel
uykuyla an beni hayalin olayım yeter bu gerçeğime
'üşümek yoruldu sensizliğe
uzak dağ dumanlarıyla uzlaşık
yalın ala gündoğumlu
bedeller verilmiş
ödenmemiş borç yok
ağız yüz kan
ter kokulu
zehir gibi
salkım saçak salmışsın kendini zamana




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.