yitirecek bir tek aşk mı kaldı ki
aşk zaten yitirilmiş
yeryüzü yaralı
denizler iltihaba kesmiş
ormanlar kabuk bağlamış
insanlar kör
sıklıkla geliyor yaz bu kapıya
yüreğim mahalle kahvelerinde gizliyor utancını
yaza yakışmıyor yalnızlığım...
küçücük evlerde büyük ümitler sararır
koyulaşır yeşili durgun sıcak yaprağının
daha çiy yemiş saçlarını koklamadım
bütün dağları gezmiş kadar yorgunum
istersen bir adımcık da sen at çocuğum
halim hal değil
yolum yol
bir çiy yemiş saçlarını koklamadım işte...
bir tek bakışlarını eğince
sen
sen olurdun
bulvar gürültülerinde
kaybolma tutkularımla yoldaş
ince bir yağmur korkusu kalır aramızda
yakağanlar uyutmazdı her yanımız yara bere içinde
canımızın yanışını tanrıdan bile gizlerdik bahçemiz küçük
herşeyi unuttuyduk ölmek zaten kendi haline bırakılmış bir aklı selim
hayalimizde ah şöyle penceremize serinliğini yatıran dut ağacı
yokluk yoksulluk su serperdi gerçi yüreğimize red edilmiştik bu güzeldi işte
satırlarımız cayır cayır yanardı yazamazdım yeteneğimiz yoktu
kış akşamlarıyla kavga ederken rüzgar
hangi yaprak düşmüş sokağa diye düşünürken
eski ve temiz bir güzelliğin yanından geçtim
yalnızlığı bana benziyordu
gölgesi kendi halinde bir acıda anısız...
pencereler bu saatte kimsesiz bir çocuk gibi bakımsız
insanlar sever sevilirler
kavuşur ayrılır öyküler
bütün yük bende
ben sever sevilirim
kavuşur ayrılır öykülerim
bütün yük bende...
doğar somun kokulu bir gün alasında
gülüşün içime
sonu doğuşundan belli
güzelliğinle akar da ömür
bu hız göz açıp kapanıncaya
ondan...
ara yerde bir gün paresi
sert rüzgarla dalaş içinde
parklarda ilk sabah mahmurluğu olmalı
bulutlar kayıp
çocukluğumla kendimi avutuyorum
bir de ben yoksulum güya




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.