ağaçlar yorumsuzlaşacak biliyorsun
tarih de unutacak birgün yüzümüzü
kimbilir hangi takvimden kaçıncı yaprak kopmuş olacağız
ağustos güneşli vadilere ıslık olduğumuzu
kimseler bilmeyeck
geçmiş ağustos akşamları sana yanışım
sana dokunmadım içtim yıldızlardan sadeliğini
bir sokakla tanışmaktı
bilinmeyen bir evle karşılaşmak
uzak bir pencerenin hastalıklı ışığından medet ummak
gözlerinin yağmurlu anlamı
ikinci bir kimliğim var
yağmurun ilk kokusunun peşinde
paralayan kendini
işte susmamak karnem:
satır aralarında közlenmiş süreksizlik örneği
havalar soğurken izlemiş olduğum
köşe başındaki çocuk
koyu laciye bulamış
kusursuz kahkahasını
ağır hasta günleri
geçirmeye çalışıyor
akşam kaçkını
uzun yorgunluğu tanımıyordum
gölgelere sonrasız yorumlu
belki bir hafta sonu öğleni
yarım bulutlu an kaçamağı
ama en çok gözlerinin yalanı
seslenirdi hıçkırığına zamanın
içimde saklı kışın ortasında
üşüyen gene kendimim...
gidişinle sular acılaştı
soğuklar yoruldu caddelerde
bir gülüşlük güneş bile doğmadı
hep seni yazacağım
sabıkalıyım kalbinde ah! ...
yaşarken ve başka zaman
ağaçları döllerken seni sevme tozum
tek 'ispat' kozum
nerde yatarsam yatayım
Seninle paylaştığım ay ışığını
Taşıyorum sokaklara gücüm yettiğince
Hızlı bulutların altında ikiyle çarpılmış bu susamışlık
Başımın gözümün dizimin sırtımın ağrılı şaşkınlığında...
Ay ışığı nazsız
Sensiz ömre yardımcı
yarın güneş bizim için doğacak küçüğüm
gözlerini dört aç dünyaya
belki uyuyan prensesler uyanacak
uzak yolculuklar var önümüzde belki
tan yeri ibibikleriyle söyleyeceğiz son şarkımızı
biz hep kemal sunal gibi iyimser olacağız
sonbaharın saçları öper hüznün ellerini
seni sevmekten fırsatım olmadı
mutsuzluğa
simurgu kıskandıracak denli ateşli
yollarda su birikintileri
alnına yansıyan bir tutam üşümüşlük




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.